Murat Şeker’in ilkini 2010’da çektiği Çakallarla Dans serisi iki yıl arayla yenilenmeye devam ediyor. Bu sene şansımıza düşen de Çakallarla Dans 3: Sıfır Sıkıntı. Şevket Çoruh, Murat Akkoyunlu, Timur Acar, İlker Ayrık ve Didem Balçın’dan oluşan kemik kadroyu aynen barındıran film, hiç kuşkusuz temel motto olarak kendisine, seyirci için keyifli ve macera dolu bir doksan dakika yaşatmayı benimsemiş ama serinin bu üçüncü filmi için diyebileceğimiz şey, demek ki bir de eğlenebilseydik her şey tamam olacakmış.

Devam filmi olsa da önceki filmlerden en azından hikaye akışı anlamında faydalanmayan yapımın hikayesinden bahsetmekte biraz zorlanabilirim sanırım. Çünkü hikaye başta çok boş ve dağınık gidip sonunda her şeyi çözüme ulaştırma amacıyla öylesine toplama bir hal almış ki tam olarak neyin neden olduğunu anlamıyorsunuz. Elbette burada kast ettiğim anlama mantıkla alakalı bir olgu yoksa filmin can cekiştiren basitliğinde anlaşılmayacak bir şey yok.

Çakallarla Dans 3 için Murat Şeker’in başardığı özellikle iki belirgin durum var. Bunlara filmin artı yönleri de diyebiliriz. Artık serinin üçüncüsünü de çekiyor olmanın verdiği güçle kendine güvenen bazı orijinal yaklaşımlarda bulunmuş. Bunlar gerçekten oldukça keyif veriyor. Hele ki benim gibi, bir filmden ilk beklediğiniz şey yenilikse çok daha fazla keyif alıyorsunuz. Keşke bu yenilikler bir elin parmağını geçseydi. Bir diğer önemli konuda yönetmenin takdir edilesi bir muhalif duruş sergileyebilme cesareti.

Tabii Ali İsmail Korkmaz Parkı gösterilip trafo esprisi yapılınca dağlar taşlar çiçek açıp Heidi’nin keçileri şehre inmiyor maalesef. Kötü film kötü kalmaya devam ediyor, baştan sona. Bir kere madem keyifli bir komedi yapıyorsunuz tüm bu ötekileştirme niye? Filmdeki kadın karakterlerin hepsi büyük bir kapatılmaya maruz bırakılmışlar. Yönetmen tam olarak anlam veremediğim bir şekilde ağzından köpükler saçarak kadınları aşağılamayı kendine görev ediniyor birçok sahnede. Açıkçası bu filmi gerçekten keyifle izleyebilecek bir kadın hayal edemiyorum.

Bu durumda biraz yazık olan oyuncuların özverili çabaları oluyor gibi. Çünkü birçok bölümde neredeyse stand up gösterisine dönen performanslar gerçekten etkileyici ama bunları bir filmin parçaları olarak bir araya getirme konusunda herhangi bir çaba yok, haliyle bir bütünlük de yok. Şimdi açık konuşalım, başıma bir şey gelmeyecekse Çakallarla Dans 3 kötü bir film. Neresinden tutarsanız elinizde kalacak bir senaryo ve artık olur olmadık yerde dayadıkları müzik de işe yaramayınca iyice garip bir amatörlüğe sürüklenen sahnelerle keyifli bir seyir sunmaktan uzak. Gerçekten bir şeylerin iyi yapıldığı sahne o kadar az ki sanki hikayeyi biraz daha toparlayıp ve mizansenleri daha ayrıntılı düşünecekleri zamanı kendilerine tanıyabilselermiş çok tatlı bir filmle karşılaşırmışız gibi geliyor bana.

Bilemiyorum oldukça kalabalık teknik kadroya rağmen bu kadar çok teknik hatanın nasıl yapıldığını anlayamıyorum. Yakın açıdan genel açıya geçince bir sürü şey değişiyor ya da az önce fırlatıldığını gördüğümüz bir nesne bir sonraki sahnede yine fırlatılıyor gibi…

Çakallarla Dans 3 biraz aceleye getirilerek büyük bir heba olmuşluk hissi yarattı açıkçası bende. Bunu kapatmak için olduğunu varsaymayı istediğim (umarım başka bir sebebi yoktur) bazı garip tehditkar durumlar da filmi kurtarmaya yetmemiş. En azından birkaç cesur ve yenilikçi sahne görmek biraz olsun içimizdeki acıyı dindirdi ama bu da bir yere kadar. En temelde olan sorun şu ki biz filmin yaptıklarına değil yapamadıklarına güldük ve bunun hiç kimseye bir faydası yok.

Murat Şeker’in ilkini 2010’da çektiği Çakallarla Dans serisi iki yıl arayla yenilenmeye devam ediyor. Bu sene şansımıza düşen de Çakallarla Dans 3: Sıfır Sıkıntı. Şevket Çoruh, Murat Akkoyunlu, Timur Acar, İlker Ayrık ve Didem Balçın’dan oluşan kemik kadroyu aynen barındıran film, hiç kuşkusuz temel motto olarak kendisine, seyirci için keyifli ve macera dolu bir doksan dakika yaşatmayı benimsemiş ama serinin bu üçüncü filmi için diyebileceğimiz şey, demek ki bir de eğlenebilseydik her şey tamam olacakmış. Devam filmi olsa da önceki filmlerden en azından hikaye akışı anlamında faydalanmayan yapımın hikayesinden bahsetmekte biraz zorlanabilirim sanırım. Çünkü hikaye başta çok boş ve dağınık gidip sonunda her şeyi çözüme ulaştırma amacıyla öylesine toplama bir hal almış ki tam olarak neyin neden olduğunu anlamıyorsunuz. Elbette burada kast ettiğim anlama mantıkla alakalı bir olgu yoksa filmin can cekiştiren basitliğinde anlaşılmayacak bir şey yok. Çakallarla Dans 3 için Murat Şeker’in başardığı özellikle iki belirgin durum var. Bunlara filmin artı yönleri de diyebiliriz. Artık serinin üçüncüsünü de çekiyor olmanın verdiği güçle kendine güvenen bazı orijinal yaklaşımlarda bulunmuş. Bunlar gerçekten oldukça keyif veriyor. Hele ki benim gibi, bir filmden ilk beklediğiniz şey yenilikse çok daha fazla keyif alıyorsunuz. Keşke bu yenilikler bir elin parmağını geçseydi. Bir diğer önemli konuda yönetmenin takdir edilesi bir muhalif duruş sergileyebilme cesareti. Tabii Ali İsmail Korkmaz Parkı gösterilip trafo esprisi yapılınca dağlar taşlar çiçek açıp Heidi’nin keçileri şehre inmiyor maalesef. Kötü film kötü kalmaya devam ediyor, baştan sona. Bir kere madem keyifli bir komedi yapıyorsunuz tüm bu ötekileştirme niye? Filmdeki kadın karakterlerin hepsi büyük bir kapatılmaya maruz bırakılmışlar. Yönetmen tam olarak anlam veremediğim bir şekilde ağzından köpükler saçarak kadınları aşağılamayı kendine görev ediniyor birçok sahnede. Açıkçası bu filmi gerçekten keyifle izleyebilecek bir kadın hayal edemiyorum. Bu durumda biraz yazık olan oyuncuların özverili çabaları oluyor gibi. Çünkü birçok bölümde neredeyse stand up gösterisine dönen performanslar gerçekten etkileyici ama bunları bir filmin parçaları olarak bir araya getirme konusunda herhangi bir çaba yok, haliyle bir bütünlük de yok. Şimdi açık konuşalım, başıma bir şey gelmeyecekse Çakallarla Dans 3 kötü bir film. Neresinden tutarsanız elinizde kalacak bir senaryo ve artık olur olmadık yerde dayadıkları müzik de işe yaramayınca iyice garip bir amatörlüğe sürüklenen sahnelerle keyifli bir seyir sunmaktan uzak. Gerçekten bir şeylerin iyi yapıldığı sahne o kadar az ki sanki hikayeyi biraz daha toparlayıp ve mizansenleri daha ayrıntılı düşünecekleri zamanı kendilerine tanıyabilselermiş çok tatlı bir filmle karşılaşırmışız gibi geliyor bana. Bilemiyorum oldukça kalabalık teknik kadroya rağmen bu kadar çok teknik hatanın nasıl yapıldığını anlayamıyorum. Yakın açıdan genel açıya geçince bir sürü şey değişiyor ya da az önce fırlatıldığını gördüğümüz bir nesne bir sonraki sahnede yine fırlatılıyor gibi... Çakallarla Dans 3 biraz aceleye getirilerek büyük bir heba olmuşluk hissi yarattı açıkçası bende. Bunu kapatmak için olduğunu varsaymayı istediğim (umarım başka bir sebebi yoktur) bazı garip tehditkar durumlar da filmi kurtarmaya yetmemiş. En azından birkaç cesur ve yenilikçi sahne görmek biraz olsun içimizdeki acıyı dindirdi ama bu da bir yere kadar. En temelde olan sorun şu ki biz filmin yaptıklarına değil yapamadıklarına güldük ve bunun hiç kimseye bir faydası yok.

Yazar Puanı

Puan - 39%

39%

En temelde olan sorun şu ki biz filmin yaptıklarına değil yapamadıklarına güldük ve bunun hiç kimseye bir faydası yok.

Kullanıcı Puanları: 2.6 ( 2 votes)
39
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi