‘Ruh eşi’ ve ‘ruh ikizi’ kavramları günlük hayatta sıklıkla duyduğumuz, dillere pelesenk olmuş tabirlerdir. Fakat gerçekte neye karşılık geldiğini ve bu iki terim arasındaki farkın ne olduğunu pek çoğumuz bilmeyiz. Senaristliğini ve yönetmenliğini C.R.A.Z.Y. filminden bildiğimiz Jean-Marc Vallee’nin yaptığı 2011 yapımı ‘Cafe de Flore’ bu kavramları merkezine alarak ilerleyen iki paralel hikaye ile harika bir sinemasal deneyim vadediyor seyirciye. 

Antoine ve Carol, lise yıllarında tanışıp derin bir bağ ile bağlanıyorlar birbirlerine. İlerleyen yıllarda evlenip iki kız çocuğu sahibi olan çift ilk bakışta sonsuza kadar beraber olacak gibi gözükse de işler planlandığı gibi gitmiyor. 2011 yılının Montreal’inde geçen bu hikayede, 40’lı yaşlara merdiven dayamış olan Antoine ünlü bir dj’dir. Farklı ülkelere gidip oralarda müzik yapmaktadır. Bir gün ailesiyle gittiği bir partide gördüğü Rose’dan çok etkilenir. Alkol problemi yaşayan babası ile beraber gittiği bir grup terapisi sırasında tesadüf eseri Rose ile tanışır ve hayatı o andan itibaren çok farklı bir şekil almaya başlar. Filmin ilk cümlesi Antoine’ın karakterini daha iyi tahlil edebilmemiz açısından oldukça önemli: ” Bu, her sebepten mutlu olabilen ve bu mutluluğun farkına varabilen bir adamın hikayesi.”

cafe-de-flore-cafe-de-flore-25-01-2012-10-g

1969 yılının Paris’inde geçen paralel hikayemizin kahramanları ise Jacqueline ve Laurent. Jacqueline ekonomik durumu çok iyi olmayan, yaşam standartları düşük bir kadındır. Beraber olduğu erkekten hamile kalır ve çocuğunu dünyaya getirir fakat çocuk down sendromludur. Baba çocuğu kabullenemez ve anne ile oğlunu kendi kaderlerine terk ederek ortadan kaybolur. Bu durumda olan çocukların, genelde maksimum 20 yaşına kadar yaşadığını öğrenen Jacqueline kendi kendine bir söz verir; oğlu Laurent tıpkı diğer çocuklar gibi yaşamına devam edecektir ve bu hastalıkla ilgili kafalardaki tabuları yıkacaktır. Bu uğurda yaşamını tamamen oğlu üzerine kuran anne; sabah, öğlen ve akşam, haftanın 7 günü, yılın 365 günü oğlu ile beraber vakit geçirir. Okul çağına geldiğinde, oğlunu diğer sendromlu çocukların gittikleri okullara göndermek yerine klasik bir okula göndermeyi tercih eden Jacqueline, Laurent’in hiç bir şekilde toplumdan soyutlanmasına izin vermez. Bir şekilde oturttukları düzenleri içinde, herkes mutludur. Bir gün Laurent’in sınıfına kendisi gibi down sendromlu Veronique gelir ve anne ile oğlun alışkanlıklarında değişimler baş gösterir. O güne kadar annesinden başka kimseyle herhangi bir yakınlık kurmayan Laurent, Veronique’in gelişiyle birlikte yavaş yavaş davranışsal değişimler göstermeye başlar. Ufaklıklar arasındaki yakınlık, Jacqueline’in paniklemesine sebep olacaktır.

Carol ve Jacqueline, farklı zamanlarda, farklı yerlerde olsalar da ortak dertleri paylaşıyorlar. İkisinin de hayatlarının merkezine koydukları kişi ellerinden alınıyor ve bu yeni duruma çözüm üretmeye çalışıyorlar. Fakat bu konuda pek başarılı olamıyorlar. Carol, bütün hayatını geçirdiği Antoine ile Rose’u beraber gördükçe kötü oluyor ve iyileşmeye çalışıyor. Yoga yapıyor, saunaya giriyor, akapunktur yaptırıyor, kendine bir çıkış yolu arıyor. Antoine ise, yeni duruma hem çocuklarını hem de anne babasını hazırlama konusunda ciddi problemler yaşarken, aynı zamanda o da kendi içinde git-geller yaşıyor ve Carol ile paylaştıklarını zihninden uzaklaştıramıyor. Rose ile çok güzel bir birlikteliği olsa da geçmişi onu rahat bırakmıyor. Jaqueline ise oğlunun Veronique ile görüşmesini engellemeye çalışarak hayattaki tek varlığını kaybetmek istemiyor fakat ne yaparsa yapsın ikilinin birbirlerini bulmalarına engel olamıyor.

4952568528_01a2104b70_o

Film boyunca hikayeler nerede birleşecek diye beklerken, Carol’un gördüğü rüyaları anlamlandırmak için gittiği medyum, hem kadının hem de seyircinin zihnindeki düğümün çözülmesine sebep oluyor. Carol, en başından beri doğru aşk, sonsuz mutluluk olarak gördüğü Antoine’ın ruh ikizi olduğunu öğreniyor. Tıpkı Jacqueline ile Laurent’in olduğu gibi. Reenkarnasyon ve yeniden dünyaya gelme konularından uzak değerlendirmenin mümkün olmadığı filmde aslında Carol, Jacqueline’in günümüzdeki halidir.

Bu noktada ruh ikizinin ve ruh eşinin tam olarak neye karşılık geldiğini belirtmenin filmi anlamlandırırken işe yarayacağını düşünüyorum. Fiziksel bedenlerimizi almadan önce enerji boyutunda androjen, yani hem dişil hem de eril bir yapıya sahiptik. Fiziki olarak varolabilmek için kutuplaşmaya ihtiyaç duyuldu ve bu da içsel yönümüzün dişi yarıyı, dışsal yarımızın da eril yarıyı oluşturmasını sağladı. Bu varoluşta herkesin bölündüğü bir ruh ateşi, yani ruh ikizi bulunmaktadır. İkiz ruhlar ayrıldıktan sonra, kendisini enerji olarak tamamlayabilecek farklı bir ruhla eşleşir. Eş ruhlar birbirlerini dengelerler ve birbirlerine eksik olan fiziksel deneyimleri getirirler.  Daha açıklayıcı olmak gerekirse ruh ikizi, sizin diğer yarınız, sizinle ortak yönleri olan ve beraber çok iyi olduğunuz biriyken, ruh eşi ise o sonsuz mutluluğun, aşkın ve çok daha fazlasının yaşanacağı eksik yanlarınızı tamamlayacak olan kişidir.

Cafe De Flore - filmloverss

Carol, Antoine ile kendisinin ruh ikizi olduğunu, Rose’un ise Antoine’ın ruh eşi olduğunu anlamasından sonra derin bir rahatlama yaşıyor. Aslında bu rahatlama sadece Carol için değil, çevrelerindeki herkes için geçerli oluyor. Antoine ile Rose, Carol, çocuklar ve hatta Antoine’ın ailesi bile yoğun bir mutluluk dalgası içine giriyorlar.

Cafe de Flore; insanı, izlerken duygudan duyguya yönlendiren tuhaf bir film. Bir an içiniz mutlulukla, pozitiflikle dolarken, bir an sonra yoğun bir hüzün, bütün bedeninizi ele geçirebiliyor. Genelde filmlerdeki karakterlerle özdeşleşmek yerine onlara biraz uzaktan bakmayı sevdiğim halde, bu filmde gösterilen her karakterle yoğun bir özdeşleşme içine girmekten kendimi alamadım. Filmin, etkileyiciliğinin en önemli unsurlarından bir tanesi de müzik ve ses kullanımı. Pink Floyd ve Sigur Ros’un başını çektiği müzikler ve müziklerin görüntülerle uyumlu kullanımı yanında sürekli duyduğumuz Doctor Rockit’in Cafe de Flore şarkısının çeşitli versiyonları da filmin güzelliğine güzellik katmış. Son yılların en güzel filmlerinden olan Jean-Marc Vallee’nin bu başyapıtına kayıtsız kalınmaması gerektiğini düşünüyor ve ruh eşinizi, ruh ikizinizi bulduğunuz güzel günler geçirmenizi diliyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi