“Bundan yüz yıl önce barbarlık olarak adlandırılan şeyler, bugün normalleşti. Daha uygarlaştık.”

Ünlü Fransız düşünür Jean Jacques Rousseau, uygar toplumun kuruluşunun temelinde eşitsizlik olduğunu ifade eder ve insanın doğadan uzaklaşarak uygar topluma zincirlerle bağlandığını söyler. Norveçli yönetmen Hans Petter Moland’ın son filmi Buz, Kar ve İntikam – Kraftidioten, dünyanın en uygar ve refah seviyesi yüksek ülkelerinden olan Norveç’te geçen bir intikam öyküsüne odaklanarak Rousseau’nun düşüncelerini bize hatırlatıyor ve yazımızın başında yer alan cümleyi yüksek sesle sarf ediyor.

Filmde dev kar küreme aracı ile yolları açan ve verdiği hizmetler sayesinde yılın vatandaşı seçilen Nils’in hayatına konuk oluyoruz. Nils, karısıyla birlikte sıradan bir yaşam süren ve kendi deyimiyle “işine bakan” bir adamken oğlunun mafya tarafından öldürülmesiyle bambaşka bir insana dönüşmeye başlıyor. Kokain mafyasının üyelerinin peşine düşerek intikam almaya karar verirken bu bireysel çabası, tüm mafya ağında önemli değişimlere ve çatışmalara neden oluyor.

Film, Nils’in intikam alma hikayesine çok hızlı bir giriş yaparak ilk dakikalarda duvara toslama tehlikesi geçiriyor. Tek adamın çocuğunun intikamını alma çabası, sinemada çok işlenen bir konu ve filmimiz de bu konuya yeni bir bakış açısı katamadan adeta Hollywood filmlerine öykünüyor. Elbette Stellan Skarsgård’ın varlığı karakterin elini güçlendiren bir unsur olsa da filmin ilk on dakikasında karakterin yaşadığı dönüşüm hiç inandırıcı değil. İnsan bu noktada filmin en azından absürt damarının ortaya çıkmasını ve yaşananları mantıklı biçimde “anlamlandırmamayı” umuyor. Yılın vatandaşı seçilen bir adamın ne oğluyla olan ilişkisini ne de geçmişini irdelemeden hızlıca aksiyonun peşine takılmak ve onu dramatik açıdan güçlendirmek pek mümkün değil.

Kaldı ki Moland, senaryoyu kurtaracak müdahaleyi biraz geç yapıyor. Nils’in intikam çabası bir süre sonra kokain mafyasının Norveçli ve Sırp taraflarının ortaya çıkmasını ve filmin yan karakterlerle zenginleşmesini sağlıyor. Filmin mizahi yönünde önemli artış yaşanırken yönetmen de özellikle göçmenlik ve refah seviyesi arasındaki ilişki üzerine birkaç kelam etmeyi başarıyor. Kendisi de göçmen olan Nils gibi Sırp mafyasından olan kişiler de kendi doğalarından koparılmış ve sisteme zincirlerle bağlanmak zorunda kalmış bireyler olarak göze çarpıyorlar. Refahın getirdiği bedel, iki tarafta da onulmaz yaralar açarken bireylerin hayatta kalma motivasyonlarını tetikliyor. Bu renkli karakterler skalasında Nils’in rolü zaman zaman oldukça geri plana düşüyor ve psikopat mafya babası Greven rolünde Pål Sverre Hagen’in mükemmel oyunculuğuna karşın film biraz ivme kaybediyor. Moland’ın mesaj verme ile aksiyonu aynı noktada tutma yönündeki çabası temponun sürekli düşmesi ile sonuçlanıyor. Örneğin polislerin, adaleti sağlama konusundaki edilgenliği ya da Greven’in adamları arasındaki eşcinsel ilişki gibi unsurlar yeterince işlenmeyerek hikayeyi sona erdirme derdini izleyiciye hissettiriyor.

Kraftidioten, ele almak istediği refah ve uygarlık temasını aksiyon ve mizahla harmanlayarak yol almaya çalışan fakat yönünü kaybeden bir film olmuş. Yine de İskandinav filmlerinin havasına sinen o mizahı solumak için eğlenceli bir seyirlik olduğu söylenebilir.

“Bundan yüz yıl önce barbarlık olarak adlandırılan şeyler, bugün normalleşti. Daha uygarlaştık.” Ünlü Fransız düşünür Jean Jacques Rousseau, uygar toplumun kuruluşunun temelinde eşitsizlik olduğunu ifade eder ve insanın doğadan uzaklaşarak uygar topluma zincirlerle bağlandığını söyler. Norveçli yönetmen Hans Petter Moland’ın son filmi Buz, Kar ve İntikam – Kraftidioten, dünyanın en uygar ve refah seviyesi yüksek ülkelerinden olan Norveç’te geçen bir intikam öyküsüne odaklanarak Rousseau’nun düşüncelerini bize hatırlatıyor ve yazımızın başında yer alan cümleyi yüksek sesle sarf ediyor. Filmde dev kar küreme aracı ile yolları açan ve verdiği hizmetler sayesinde yılın vatandaşı seçilen Nils’in hayatına konuk oluyoruz. Nils, karısıyla birlikte sıradan bir yaşam süren ve kendi deyimiyle “işine bakan” bir adamken oğlunun mafya tarafından öldürülmesiyle bambaşka bir insana dönüşmeye başlıyor. Kokain mafyasının üyelerinin peşine düşerek intikam almaya karar verirken bu bireysel çabası, tüm mafya ağında önemli değişimlere ve çatışmalara neden oluyor. Film, Nils’in intikam alma hikayesine çok hızlı bir giriş yaparak ilk dakikalarda duvara toslama tehlikesi geçiriyor. Tek adamın çocuğunun intikamını alma çabası, sinemada çok işlenen bir konu ve filmimiz de bu konuya yeni bir bakış açısı katamadan adeta Hollywood filmlerine öykünüyor. Elbette Stellan Skarsgård’ın varlığı karakterin elini güçlendiren bir unsur olsa da filmin ilk on dakikasında karakterin yaşadığı dönüşüm hiç inandırıcı değil. İnsan bu noktada filmin en azından absürt damarının ortaya çıkmasını ve yaşananları mantıklı biçimde “anlamlandırmamayı” umuyor. Yılın vatandaşı seçilen bir adamın ne oğluyla olan ilişkisini ne de geçmişini irdelemeden hızlıca aksiyonun peşine takılmak ve onu dramatik açıdan güçlendirmek pek mümkün değil. Kaldı ki Moland, senaryoyu kurtaracak müdahaleyi biraz geç yapıyor. Nils’in intikam çabası bir süre sonra kokain mafyasının Norveçli ve Sırp taraflarının ortaya çıkmasını ve filmin yan karakterlerle zenginleşmesini sağlıyor. Filmin mizahi yönünde önemli artış yaşanırken yönetmen de özellikle göçmenlik ve refah seviyesi arasındaki ilişki üzerine birkaç kelam etmeyi başarıyor. Kendisi de göçmen olan Nils gibi Sırp mafyasından olan kişiler de kendi doğalarından koparılmış ve sisteme zincirlerle bağlanmak zorunda kalmış bireyler olarak göze çarpıyorlar. Refahın getirdiği bedel, iki tarafta da onulmaz yaralar açarken bireylerin hayatta kalma motivasyonlarını tetikliyor. Bu renkli karakterler skalasında Nils’in rolü zaman zaman oldukça geri plana düşüyor ve psikopat mafya babası Greven rolünde Pål Sverre Hagen’in mükemmel oyunculuğuna karşın film biraz ivme kaybediyor. Moland’ın mesaj verme ile aksiyonu aynı noktada tutma yönündeki çabası temponun sürekli düşmesi ile sonuçlanıyor. Örneğin polislerin, adaleti sağlama konusundaki edilgenliği ya da Greven’in adamları arasındaki eşcinsel ilişki gibi unsurlar yeterince işlenmeyerek hikayeyi sona erdirme derdini izleyiciye hissettiriyor. Kraftidioten, ele almak istediği refah ve uygarlık temasını aksiyon ve mizahla harmanlayarak yol almaya çalışan fakat yönünü kaybeden bir film olmuş. Yine de İskandinav filmlerinin havasına sinen o mizahı solumak için eğlenceli bir seyirlik olduğu söylenebilir.

Yazar Puanı

Puan - 62%

62%

Kraftidioten, ele almak istediği refah ve uygarlık temasını aksiyon ve mizahla harmanlayarak yol almaya çalışan fakat yönünü kaybeden bir film olmuş. Yine de İskandinav filmlerinin havasına sinen o mizahı solumak için eğlenceli bir seyirlik olduğu söylenebilir.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
62
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi