Aksiyon mu? Motivasyon mu? Hollywood filmlerinin şaşaalı paketini çıkarıp bir kenara bıraktığımızda elimizde kalan temel hikaye genelde aynıdır: Başarısız/beceriksiz görünen, çevresi tarafından “tam bir erkek” olarak tanımlanamayan karakterin kahramanlığa geçiş öyküsü. Yüzüklerin Efendisi serisi gibi fantastik bir filmden tutun da Yalanın İcadı (The Invention of Lying) gibi bir komedi filmine kadar bu durum filmlerde rahatlıkla gözlemlenebilir. Sinemanın bu tutumu, aslında sinema salonundaki ortalama erkeğe hitap eden bir tutumdur.

Filmleri izleyen ortalama erkek seyirci de muhtemelen hayatında bir kahraman değildir ya da en azından Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nı kurtarmamıştır. Ama tam da ana karakterin filmin başında hissettiği duyguları muhakkak hissetmiştir. Birileri ona güvenmemiştir ya da bir şeyleri başaramamış ve yalnız hissetmiştir. Bu noktada ana karakterle özdeşleşen izleyici de filmin sonunda ana karakterle birlikte bir kahramana dönüşür. Genellikle hedef kitlesini erkek izleyici olarak belirleyen aksiyon filmlerinin de erkekler tarafından bu denli sevilmesi yalnızca patlayan uçaklar, yıkılan manav tezgahından saçılan meyveler yüzünden değildir, bu filmler hayatının en az bir döneminde kendini başarısız olarak görmüş erkeğe, “kahramana” dönüşme yolunda bir motivasyon sağlar.

Pulp Fiction, Unbreakable, Django Unchained gibi filmlerdeki başarılı rolleriyle tanıdığımız Samuel L. Jackson’ın Amerika Başkanı’nı canlandırdığı Büyük Oyun filmi, 13 yaşında bir çocuğun “erkek” oluş hikayesini konu ediyor. Onni Tommila’nın canlandırdığı Oskari karakteri, mükemmel bir avcı olan babasına hayran olsa da bu başarının altında ezilen genç bir erkek olarak tanımlanabilir. Babası onu ne kadar sevse de, avcılık konusundaki güvensizliğini sevginin bir getirisi olarak yansıtması sebebiyle Oskari de, başarısızlığı tüm benliğinde hisseder. Ancak ok bile atamayan bu genç erkeğin birden, adeta sihirli sözcükleri fısıldayarak, kendine duyduğu mutlak bir güvenle oradan oraya atlamaya ve Amerika Başkanı’nı kurtaracak seviyeye gelmesi çok ani gelişir.

Rollerin oldukça başarılı bir şekilde canlandırıldığı filmde terörist Hazar’ı Mehmet Kurtuluş’un canlandırması da belli başlı bir stereotipe hizmet eder gibi. Nitekim Hazar karakterinin tanıtımı ve hatta  çekimlerle vurgulanan parmağındaki büyük yüzüğüyle de Araplığı, izleyicinin gözüne sokulmaktadır. Filmde Hazar’ın politik ya da dini terörist değil salt bir psikopat olduğu söylense de, Amerika’nın durmaksızın pompaladığı İslamofobi’nin, Araplık vurgusu üzerinden Büyük Oyun filminde de devam ettiğini söylemek mümkün.

Jalmari Helander’ın yazıp yönettiği film, sonunda Oskari’nin dönüşümünü tamamlaması ve başkanla birlikte verdikleri filmik pozla sona erer. Bilindik, tanıdık bir hikaye. Bir buçuk saatlik süresi boyunca birkaç kovalamaca izleyeceğiniz film, Amerika’nın kendini pohpohlaması ve bir yandan da içindeki “paralel” yapılanmaya karşı duyduğu paranoyanın dile getirilmesi tabanında; “erkek olmak için bir geyik avlaması gereken Oskari’nin, ormanın ona sunduğu Amerika Başkanı’nı kurtarmasıyla bir kahramana dönüşmesini anlatıyor.

Aksiyon mu? Motivasyon mu? Hollywood filmlerinin şaşaalı paketini çıkarıp bir kenara bıraktığımızda elimizde kalan temel hikaye genelde aynıdır: Başarısız/beceriksiz görünen, çevresi tarafından “tam bir erkek” olarak tanımlanamayan karakterin kahramanlığa geçiş öyküsü. Yüzüklerin Efendisi serisi gibi fantastik bir filmden tutun da Yalanın İcadı (The Invention of Lying) gibi bir komedi filmine kadar bu durum filmlerde rahatlıkla gözlemlenebilir. Sinemanın bu tutumu, aslında sinema salonundaki ortalama erkeğe hitap eden bir tutumdur. Filmleri izleyen ortalama erkek seyirci de muhtemelen hayatında bir kahraman değildir ya da en azından Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nı kurtarmamıştır. Ama tam da ana karakterin filmin başında hissettiği duyguları muhakkak hissetmiştir. Birileri ona güvenmemiştir ya da bir şeyleri başaramamış ve yalnız hissetmiştir. Bu noktada ana karakterle özdeşleşen izleyici de filmin sonunda ana karakterle birlikte bir kahramana dönüşür. Genellikle hedef kitlesini erkek izleyici olarak belirleyen aksiyon filmlerinin de erkekler tarafından bu denli sevilmesi yalnızca patlayan uçaklar, yıkılan manav tezgahından saçılan meyveler yüzünden değildir, bu filmler hayatının en az bir döneminde kendini başarısız olarak görmüş erkeğe, “kahramana” dönüşme yolunda bir motivasyon sağlar. Pulp Fiction, Unbreakable, Django Unchained gibi filmlerdeki başarılı rolleriyle tanıdığımız Samuel L. Jackson’ın Amerika Başkanı’nı canlandırdığı Büyük Oyun filmi, 13 yaşında bir çocuğun “erkek” oluş hikayesini konu ediyor. Onni Tommila’nın canlandırdığı Oskari karakteri, mükemmel bir avcı olan babasına hayran olsa da bu başarının altında ezilen genç bir erkek olarak tanımlanabilir. Babası onu ne kadar sevse de, avcılık konusundaki güvensizliğini sevginin bir getirisi olarak yansıtması sebebiyle Oskari de, başarısızlığı tüm benliğinde hisseder. Ancak ok bile atamayan bu genç erkeğin birden, adeta sihirli sözcükleri fısıldayarak, kendine duyduğu mutlak bir güvenle oradan oraya atlamaya ve Amerika Başkanı’nı kurtaracak seviyeye gelmesi çok ani gelişir. Rollerin oldukça başarılı bir şekilde canlandırıldığı filmde terörist Hazar’ı Mehmet Kurtuluş’un canlandırması da belli başlı bir stereotipe hizmet eder gibi. Nitekim Hazar karakterinin tanıtımı ve hatta  çekimlerle vurgulanan parmağındaki büyük yüzüğüyle de Araplığı, izleyicinin gözüne sokulmaktadır. Filmde Hazar’ın politik ya da dini terörist değil salt bir psikopat olduğu söylense de, Amerika’nın durmaksızın pompaladığı İslamofobi’nin, Araplık vurgusu üzerinden Büyük Oyun filminde de devam ettiğini söylemek mümkün. Jalmari Helander’ın yazıp yönettiği film, sonunda Oskari’nin dönüşümünü tamamlaması ve başkanla birlikte verdikleri filmik pozla sona erer. Bilindik, tanıdık bir hikaye. Bir buçuk saatlik süresi boyunca birkaç kovalamaca izleyeceğiniz film, Amerika’nın kendini pohpohlaması ve bir yandan da içindeki “paralel” yapılanmaya karşı duyduğu paranoyanın dile getirilmesi tabanında; "erkek olmak için bir geyik avlaması gereken Oskari’nin, ormanın ona sunduğu Amerika Başkanı’nı kurtarmasıyla bir kahramana dönüşmesini anlatıyor.

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Bir buçuk saatlik süresi boyunca birkaç kovalamaca izleyeceğiniz film, Amerika’nın kendini pohpohlaması ve bir yandan da içindeki “paralel” yapılanmaya karşı duyduğu paranoyanın dile getirilmesi tabanında "erkek" olmak için bir geyik avlaması gereken Oskari’nin, ormanın ona sunduğu Amerika Başkanı’nı kurtarmasıyla bir kahramana dönüşmesini anlatıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.85 ( 1 votes)
45
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi