Bulut Atlası

Bulut Atlası

90′lı yılların sonuna devrim niteliğindeki Matrix efsanesiyle damga vurunca, Wachowski kardeşlerin yaptığı ve yapacağı her filmin büyük beklentiler doğuracağı belli olmuştu. 1999 yapımı Matrix’ten bu yana geçen süreçte en büyük beklenti, Tom Tykwer’ın da ekipte olmasıyla birlikte Bulut Atlası (Cloud Atlas) üzerinde oluştu.  İlk bakışta üç farklı yönetmenin bir arada çalışması zor olacak gibi gözükse de Wachowski kardeşler ve Tom Tykwer işin içinde olunca bu zorluk yalnızca beklentinin büyümesini sağladı.  Bu büyük beklentiler ya bir yıkımın başlangıcı olacaktı ya da büyük beklentilere cevap verecekti. Ancak bu iki zıt düşüncenin aksine Bulut Atlası ne Matrix kadar dahiyane ne de büyük paraların boşa harcandığı kara bir leke.  

Bulut Atlası’nın en önemli özelliği altı farklı hikayeyi tek bir filmde anlatarak birbirinden farklı bu hikayeleri tek bir gerçekçiliğe bağlaması. Günümüzün yanı sıra geçmiş ve gelecekte (1850, 1931, 1973, 2012, 2041 ve tarihi belli olmayan gelecek.) geçen 6 farklı hikayeyi anlatan film, bu altı hikayeyi tek bir konuda bağlayarak sinemada yenilikçi bir başarıya imza atıyor. Ancak burada asıl dikkat çeken unsur bu da değil. Tüm hikayeler farklı bir biçimde anlatılıyor. Bir hikaye kahramanın günlüğünden yola çıkarak anlatılırken bir diğer hikaye yazılan mektuplardan seyirciye aktarılıyor. Diğer hikayeler içinse; otobiyografi, soru-cevap, roman ve bu beş hikayenin asıl birleşme konusu olan Zachary’nin çocuklarına anlattığı anılar seçilmiş. 

Bulut Atlası’nın aldığı en büyük risk, filmin çekiciliğini bir kademe daha ileri taşıyor. Altı farklı hikaye için de aynı oyuncular birbirinden farklı rollerle karşımıza çıkıyor. Kimisi gerçekten abartılı olsa da genel olarak başarılı sayılabilecek makyajlar ön planda. En dikkat çekicisi ise cinsiyet değiştirmek için kullanılanlar. 

David Mitchell’in aynı isimli kitabından uyarlanan film karma felsefesinden yola çıkarak insanlık teması altında, tüm zaman dilimlerinde insanoğlunun aynı insani davranışlar yüzünden hangi noktalara geldiğine değiniyor. Bay Hiçkimse (Mr.Nobody) filminde de olduğu gibi ne olursa olsun insanoğlu yenik düştüğü egosuyla kendi sonunu yine kendi hazırlıyor.

Oyunculuklar ne kadar başarılı gözükse de bir türlü kanımın ısınamadığı Halle Berry diğer oyuncular arasında sönük kalıyor. Oysa ki oynadığı her filmde kendinden bir şeyler katmayı seven Berry, bu filmde daha sade karakterlerle yer buluyor. Oyunculuklar bakımından gözüme çarpan bir diğer olumsuz detay ise hikayelerden birinde Hugo Weaving’in canlandırdığı karakter. Bu karakterin ismini Ajan Smith koysalarmış kimsenin yadırgayacağını sanmıyorum. Oyunculuklar hakkında olumsuz bir hava yaratıyor gibi olsam da Tom Hanks adeta bugüne kadar canlandırdığı tüm karakterleri bir filmde yeniden canlandırıyor ve yeteneklerini teker teker gösteriyor.

Açıkçası, Avatar sonrasında teknolojinin de verdiği fırsatlarla bu tarz bilimkurgu filmlerinin başarılı olma şansları biraz daha arttı. Karşılaştırmanın doğru olmadığını düşünsem ve Matrix kadar dahiyane olmadığına inansam da Bulut Atlası son dönemin en başarılı filmlerinden biri. 

İyi seyirler…

Hangi oyuncu hangi rolde karşımıza çıkıyor görmek ister misiniz?

5 Yorum

  1. Serhat Ay 25/10/2012 at 11:50 - Reply

    ellerinize sağlık yazdıklarınız için bu denli bi hikayeyi sinemaya uyarlamak her ne kadar zor deseler de ben Wackowski kardeşler ve Tom Twkyer birlikteiliğinden güzel bi yapım çıkacağına inanıyorum !
    Çok başarılı olmasa da saygı duyulması gerekiyor çünkü böyle filmler çok nadiren yapılır, özellikle de bu denli büyük bir yapımlar yeni fikirler olmazsa başka bir ‘2001: Uzay Yolu Macerası’ gelmez bu dünyaya, başka ‘Star Wars’lar göremeyiz bir daha, ne bir ‘Matrix’ ne de ‘Inception’ı izleyebiliriz bundan sonra. her yıl yapılan Avengers Spiderman gibi blockbusterlar ve monotonluktan öteye gidemeyen remake’ler görmektense vizyon aşamasında beni heyecanlandıran (varsayın ki vasatı aşmasa bile ) Cloud Atlas gibi yeni fikirler yeni terzlar görmeyi yeğlerim sinema dünyasında ki sinema yeni ufuklar açılsın ve vizyonunu genişletsin.. Bu filmin gişe canavarlarına rağmen özgün olması bile Gidip bir bilet almak için artık bu da yeterli bir sebep değilse, başka da ne söylenir bilmiyorum… Yarın dilerim güzel bir seyir olur olur, iyi seyirler..

  2. Serdar Durdu 25/10/2012 at 12:51 - Reply

    emeğine sağlık utku. film tür içinde nerde duruyor en çok merak ettiğim bu ve tabii ne kadar tatmin edebilecek göreceğiz.

  3. vermek istemiyorum 28/10/2012 at 02:07 - Reply

    ya arkadasim film gayet guzel olabilir ama 1 kerede izleyip anlanılacak bir film degil bu.
    ya izlerken kafam birbirine girdi “o orda noldu e bu nie intihar etti simdi” gibi. 6 farklı hikayeyi anlatmakta , anlamakta bi beceri istiyor haliyle… bu film avengers ve avatar tarzi filmler gibisinden hadi oturduk oh ne guzel diyip izleyecegimiz bir turden degil.. kafamızı acıp, olanları dogru bir sekilde tartmamız gerekiyor. @2 bence git ama sinema cikisi basin agriyabilir..

  4. Talat Can 27/11/2012 at 11:23 - Reply

    Çok başarılı bulduğum filmlerden bir tanesi, uzun zamandır bu tarz filmlere hasret kalmıştım ve oldukça iyiydi, biraz karışık ama fantastik severlere tavsiye ederim.

Yorum yazın