1962 yılında, Harper Lee’nin romanından beyazperdeye uyarlanan “Bülbülü Öldürmek” filmi, Amerikan sinemasının çok önemli bir parçası olduğu gibi, Amerikan edebiyatının da es geçilemeyecek eserlerinden biridir. Uyarlanırken, kitaba bağlı kalındığı, konu ve karakterler üzerinde belirgin bir değişiklik yapılmadığı için yazımda bu eseri hem sinema, hem de edebiyat açısından değerlendirmek istiyorum. Benzer konulu diğer kitap ve filmlerle karşılaştırmalı inceleme yapacağım için, bu yazı “Bülbülü Öldürmek” veya diğer eserler hakkında spoiler içerebilir.

Hikaye 1933-1935 yılları arasında geçiyor. Scout Finch henüz 6 yaşında. Babası Atticus, ağabeyi Jem ve hizmetçileri Calpurnia ile birlikte Alabama’da güzel bir evde yaşıyorlar. Anneleri ölmüş ama Atticus ilgili bir baba. Calpurnia da gerektiğinde çocuklarla ilgilenen, iyi niyetli bir kadın. Atticus çocukların gelişimine önem veriyor. Scout’a küçük yaşta okuma-yazma öğretmesinin yanı sıra hayatla ilgili küçük dersler de veriyor. Hikaye çoğunlukla Scout’un gelişme sürecinde aldığı bu dersleri anlatıyor. 6 yaşından, 8 yaşına gelene kadar Scout’un hayata bakış açısını değiştiren küçük olayları anlatırken, Amerika’nın en önemli sorunlarından biri olan “ırkçılık” konusunu, çocukların gözüyle bizlere aktarıyor.

Bir çocuğun, belli bir yaşa gelene kadar sadece güzel şeyleri görmeye izni vardır. Ailesi onu kötülüklerden uzak tutmak için her şeyi yapar ama çocuk yürümeye, konuşmaya başladığı zaman, kendine ait bir hayatı olur. O zaman dışarı çıkıp, o yaşına kadar keşfedemediklerini keşfeder ve bu keşifler çoğu zaman çirkin şeylerdir.

Bülbülü-Öldürmek

Alice Walker’ın “The Flowers” adlı hikayesinde bu olgunlaşma süreci, masumiyetin kaybolması şeklinde ifade ediliyor. Scout yaşlarında, Myop adında bir kızın, yaşadıkları yerin yakınlarındaki bahçeleri keşfe çıkması anlatılıyor hikayede. Belki de hayatında ilk kez ailesinin yanından ayrılıyor ve gittiği yerde gördükleri onun gerçeklerle tanışmasına ve masum düşüncelerinin kaybolmasına sebep oluyor. Bu olay, çocukluğun bitmesini ifade ediyor. Hikayenin sonunda yer alan “…ve yaz sona ermişti.” ifadesi de çocukluğun verdiği masumiyetin sona erdiğini, yerini yağmurlu sonbahar günlerine, yani daha melankolik ve üzücü bir hayata bıraktığını gösteriyor. Myop’un keşif sırasında gördükleri ile Scout’un gördükleri birbirinin hemen hemen aynısı. Myop dövülerek öldürülmüş bir adamın cesediyle karşılaşıyor. Adamın ten rengi sebebiyle işkence gördüğü düşünülüyor. Özetle; Myop’un masumiyetinin kaybolmasının sebebi, ırkçılık gerçeğini kendi gözleriyle görmüş olması. Scout ise bizzat tanıdığı birinin ırkçılık sebebiyle öldürülmesine şahit oluyor. Babasının avukatlığını yaptığı siyahi genç, Tom Robinson; Mayella Ewell adında bir genç kıza cinsel tacizden mahkemede yargılanıyor. Oysa Tom’un tek yaptığı, ne zaman bir şeye ihtiyacı olsa Mayella’nın yardımına koşmak. Taciz gördüğünü iddia eden Mayella’nın yüzünün sağ tarafında bulunan yara izleri, sanığın sol kolunu kullanarak şiddet uyguladığını gösteriyor. Tom Robinson’ın sol kolu felçli. Diğer yandan Mayella’nın babası Bob Ewell’ın solak olduğu biliniyor. Bob Ewell’ın, kendini ve kızını aklamak için Tom Robinson’a iftira attığının herkes farkında olmasına rağmen Tom Robinson, siyahi olduğu için suçlu bulunuyor. Mahkemeden sonra çıkan küçük bir çatışma sırasında da öldürülüyor. Scout’un ırkçılıkla karşılaşması işte bu şekilde oluyor.  “The Flowes” ve “Bülbülü Öldürmek”, bu farkındalıktan öncesi ve sonrası olmak üzere hayatı iki aşamada inceliyor. İkisinde de ilk bölüm renkli, neşeli, güneşli iken; ikinci bölüm karanlık, sessiz, ürkütücü. “The Flowes ”ta Myop’un cesedi gördüğünde topladığı çiçekleri elinden düşürdüğü yazıyor. “Bülbülü Öldürmek”te ise yine buna benzer bir durum var. Scout müsamere için giydiği kostüm üstündeyken, ağabeyi Jem ile birlikte karanlık bir ormandan geçiyor. Ormandayken Mayella’nın babası, Bob Ewell iki kardeşe saldırıyor. Jem yaralanıyor. Scout ise kostümü üstünden atıyor ve koşarak ormandan çıkıyor. Myop’un çiçekleri ve Scout’un kostümü aynı şeyi ifade ediyor; masumiyetin kaybolması.

Masumiyetin kaybı, sadece büyümek anlamında kullanılmış. Buradan Scout’un kötü bir insan olduğu anlamını çıkartamayız. Aksine Scout artık bilinçli ve olgun genç bir bayan olmuştur. “Masumiyet” kelimesini ısrarla kullanıyor olmamın sebebi ise; filmin başlığının direkt olarak masumiyeti simgeliyor olması. Atticus, çocuklara bir bülbülü asla öldürmemelerini söylüyor çünkü bülbül sadece insanları neşelendirmek için şarkı söyler. O küçük ve zararsız bir hayvandır. Scout’un öğrendiği en önemli derslerden biri budur. Filmin sonunda Boo Radley’i dava etmemeleri gerektiğini belirtirken, tam da bunu söyler “Bu bülbülü öldürmek olur.” Tüm hayatı boyunca Boo Radley’den korkmuş olsa da, artık onun iyi niyetli ve masum bir insan olduğunun farkındadır ve Scout masumlara zarar vermemesi gerektiğini öğrenmiştir.  Karakterlerden birçoğu bülbül olarak düşünülebilir; Boo Radley, Tom Robinson, Jem Finch… Hatta Finch ailesinin tamamını düşünebiliriz. Atticus, Scout ve Jem Finch; iyi insanlar olmalarına rağmen kötü insanlar başlarına bela olmuştur. Zaten “Finch” kelimesi, İngilizce ‘de saka kuşu anlamına gelir. Saka kuşu da, bülbül gibi küçük ve zararsız bir hayvandır. Diğer yandan Bob Ewell’ın soyadı, “evil” kelimesini çağrıştırır ve bu kelime “kötü kalpli insan, şeytan” anlamına gelir.

to-kill-a-mockingbird-1

1770 doğumlu İngiliz yazar William Wordsworth, insan hayatını 3 bölümde inceler; çocukluk, ergenlik ve yaşlılık. Çocukluk masumiyet dönemidir, o dönemde kimsenin aklından kötülük geçmez. Her şey mükemmel ve olması gerektiği gibidir. Ergenlik değerlerin kaybolduğu dönemdir. İnsanlar neye değer vermeleri gerektiğini bilemezler. Bu dönemde büyük kayıplar ve pişmanlıklar yaşanır. Yaşlılık ise insanların kaynağa yöneldiği vakittir. Doğal olanı severler ve yapaylıktan uzak dururlar. Gariptir ki; William Wordsworth, yazarlığa adımını attığında henüz 20’li yaşlarındaydı. O hep doğallığı savundu. Bir bakıma gelişmeye karşıydı. Cahil insanların kaynağa daha yakın olduğuna, eğitimli insanların gittikçe başkalaştığına inanırdı. Bir başka İngiliz yazar Thomas Gray ise; “Cehalet mutluluktur” anlamına gelen “Ignorance is bliss” sözünü kullanmıştır. 1700’lü yıllardaki eğitim konusundaki görüşlerinin, 1900’lü yıllara geldiğimizde son derece farklı bir hal aldığını görüyoruz çünkü “Bülbülü Öldürmek” baştan sona kadar eğitimin önemini vurguluyor. Atticus çocuklarına, tamamen eğitime yönelik bir hayat sunuyor. Atticus’tan aldıkları hayat dersleri sayesinde çocuklar ayakta kalabiliyorlar. Cahil ailelerde yetişmiş olan; Tom Robinson, Bob Ewell, Boo Radley gibi karakterler ise ya ölüyor, ya da tüm hayatlarını etkileyecek ciddi yaralar alıyorlar. Özellikle Boo Radley’nin hikayesinde bu konu çok önemli bir yer tutuyor. Boo Radley, babasının şiddete yönelik tutumları sebebiyle psikolojik olarak yara almış, dışarı çıkmaya korkan bir çocuk. Özünde iyi bir insan olsa da, garip olduğu için herkesin korktuğu bir efsane haline gelmiş.

Scout’un öğrendiği bir diğer ders ise; kendini başkalarının yerine koymak. Bu sayede onları anlayabilir ve ona göre davranabilir. Bu, ona öğretilen en zor derslerden biriydi ama filmin sonunda, Boo Radley’i korumak istemesinden, bunu da öğrenmiş olduğunu anlayabiliyoruz.

“Irkçılık” unsurunu konu alan birçok Amerikan filmi sayılabilir. Bunlardan ilk akla gelen ise “Yeşil Yol” filmidir. Tom Robinson’ın yaşadıklarını izleyince, eminim herkes John Coffey’i düşünmüştür. Kurtarmaya çalıştığı iki küçük kıza tecavüzden yargılanan siyahi genç; John Coffey… İyi biri olmasına rağmen, John Coffey idam edilmiştir. Stephen King’in 6 kitaplık serisinden uyarlanan bu filmle bir kez daha görüyoruz ki; ırkçılık konusu, her ne kadar utanç verici olsa da Amerikan edebiyatı ve Amerikan sinemasının ayrılmaz bir parçasıdır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi