Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Karl Marx’ın 1844 – 1848 yılları arasında birçok yerden sürüldüğü ve bu sürgün sürecinde karısıyla olan ilişkisinden Friedrich Engels ile arkadaşlıklarının gelişim sürecine kadar birçok farklı alana odaklanan The Young Karl Marx, Raoul Peck’in yönetmenliğinde gerçekleştirilen bir biyografik dram olarak tanımlanabilir. Hikayenin kurgusal boyutunu çok fazla ön plana çıkarmadan gerçeklerden beslenmeye çalışan film; Marx’ın hayal kırıklıkları, hayat mücadelesi ve hayatında yorgun düştüğü durumların yanı sıra Komünist Manifesto’nun yazım sürecini ve değişime duyulan ihtiyacı oldukça başarılı bir şekilde aktarıyor. The Young Karl Marx, 19 Mayıs’ta vizyona giriyor, bu sebeple “filmi neden izlemeliyiz?” sorusunun cevabı olabilecek 10 nedeni sizler için derledik.

Bu Hafta Sinemada The Young Karl Marx İzlemek İçin 10 Sebep!

Karl Marx ve Friedrich Engels’in Gençliğine Bakış

young-karl-marx-filmloverss

Tarihi birer figür olarak bildiğimiz ve analizleri ve saptamalarıyla içli dışlı olurken dünyayı değiştiren iki önemli ismin insani yayına odaklanabilme fırsatını bulmak sanırım çok da mümkn olmamıştı. Marx ve Engels’in hayatını elbette kenarından köşesinden ya da yazdıkları mektuplardan biliyorduk ancak sinemanın büyüsü sayesinde bu kez komünizmin ünlü düşünürleri Marx ve Engels ile özdeşleşme fırsatı buluyoruz. Bu özdeşim aslında mühim. Çünkü Marx ve Engels’in çok iyi birer arkadaş olduklarını özümsemenin yanı sıra her iki karakterin de heyecanlarına, hayat mücadelerine ve hatta yorgun düştükleri anlara tanıklık ediyoruz. En önemlisi de Marx ve Engels henüz bildiğimiz Marx ve Engels olmamışken, The Young Karl Marx izleyicisini, düşüncelerinin temellerini attıkları koşullara doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

Komünist Manifesto

karl-marx-manifesto-filmloverss

21 Şubat 1848 tarihinde ilk kez yayınlanan Komünist Manifesto, komünizmin ilk bildirgesi olması bakımından oldukça önemlidir. Dünya tarihini değiştiren bir bildirgenin yazılış aşamalarına şahit olduğumuz The Young Karl Marx’ta vurgulanan önemli detaylardan biri Engels ve Marx’ın birbirine verdiği destek ve yazım sürecinin ortak aklın bir ürünü olarak ortaya çıkması.

“Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor – komünizm hayaleti. Eski Avrupa’nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek için kutsal bir ittifak içine girdiler: Papa ile çar, metternich ile guizot, Fransız radikalleri ile Alman polis ajanları.”

Arkadaşlık Hikayesi

The Young Karl Marx

The Young Karl Marx, tarihi arka planını ve karakterlerin tarihi birer kişilik olmalarını bir kenara bırakırsak mükemmel bir arkadaşlık hikayesi aslında. Bu sebeple film, Marx ve Engels hakkında bilgi sahibi olan – olmayan her izleyiciye hitap edebilecek evrensel kodlar barındırıyor. Friedrich Engels, fabrika sahibi bir babası olsa da bu süreçte işçilerin içine düştüğü durumu, yaşadıkları zorlukları yakından gözlemleme fırsatı bulmuş ve henüz o yıllarda bu konuda çalışmalar yapmaya başlamıştı. Zenginliğin getirdiği rahat yaşam koşulları ve gösterişli kıyafetler giymeye olan düşkünlüğü başlangıçta Marx cephesinde, Engels’e bakışı değiştirse de ikili oturup bir süre sohbet ettikten sonra yıllarca sürecek ve birbirlerini destekleyecekleri bir arkadaşlığın temelini atıyorlar.

Sürgün Yılları

friedrich-engels-filmloverss

Çocukluk arkadaşı Jenny Von Westphalen ile 1843 yazında evlenen Karl Marx, o yıllarda başında bulunduğu gazetenin sansüre uğrayıp kapatılmasıyla Paris’e geçti. Paris’te Engels ile tanışan Marx, başlangıçta gösterişli kıyafetleri yüzünden onu yadırgasa da Engels ile derin bir arkadaşlığın temellerini attılar. 1845 yılına gelindiğinde ise Marx, “tehlikeli” adledilmesi sebebiyle Fransa’dan da sınır dışı edildi. Paris sürgününün ardından Brüksel’e geçen Karl Marx bu süreçte bütün kurulu düzenini aniden bırakmak durumunda kalması sebebiyle zor günler geçirdi ve gittiği her yerde mücadeleye bir kez daha başladı. The Young Karl Marx da tam olarak bu 1884-1848 yıllarını kapsayan bölümü anlatması sebebiyle Marx’ın sık sık ülke değiştirmek durumunda kaldığı yıllara ayrıntılı bir bakış sunuyor.

Raoul Peckraoul-peck-filmloverss

I am not Your Negro adlı belgeseliyle büyük beğeni toplayan ve geçtiğimiz yıl Oscar adayı olan Raoul Peck, genel anlamda belgesel geleneğinden gelse de The Young Karl Marx’ta belgeselci tavrıyla arasına mesafe koymayı başarabilmiş ve filmi kurmaca yapısına uygun çekim teknikleriyle desteklemeyi başarmış. Bundan sonra adını daha da sık duyacağımızdan emin olduğumuz Raoul Peck, yeniden belgesel yapısına dönecek mi yoksa kurmaca hikayeler anlatmaya devam mı edecek, bunu zaman gösterecek gibi görünüyor.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi