Prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’ne layık görülen, bu ay sonunda gerçekleştirilecek olan Oscar Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde yarışacak olan Son of Saul, 19 Şubat’ta ülkemizde vizyona giriyor. Yahudi esirler arasından seçilerek Auschwitz içerisinde gelen diğer esirleri gaz odalarına yönlendirmek, cansız bedenleri yakmak ve gaz odalarını bir sonraki infaz için temizlemek gibi kan dondurucu görevlere zorlanan Sonderkommando’lardan biri olan Saul’un, ölüm fabrikası Auschwitz’deki iki gününü anlatan Son of Saul, yönetmen Nemes’in hikâyesine steril yaklaşımı ve sanatsal tercihleri, Saul’a hayat veren Géza Röhrig’in muazzam performansı ile yedinci sanat adına sadece geçtiğimiz yılın değil, son dönemin en önemli yapıtlarından biri.

Merakla beklenen Son of Saul’un bu hafta sonu vizyona girmesi vesilesiyle “Bu Hafta Sinemada Son of Saul İzlemek için 10 Sebep!” listesini sizler için derledik.

Bu Hafta Sinemada Son of Saul İzlemek için 10 Sebep!

1- Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ının En Büyük Favorisi

Saul (Géza Röhrig)

Katıldığı festivallerden toplamda kırka yakın ödülle dönen, geçtiğimiz ay içerisinde Altın Küre Ödülleri‘nde Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde ipi göğüsleyen Son of Saul, 28 Şubat’ta düzenlenecek olan 2016 Oscar Ödülleri‘nin Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinin de en büyük favorisi konumunda. Filmin, Mustang gibi diğer iddialı yapımların önünde ödüle uzanması bekleniyor.

2- Cannes’dan Sonra Film Tüm Dünya Tarafından Övüldü

saul-fia-son-of-saul-cannes-filmloverss

László Nemes’in ilk uzun metraj deneyimi olan Son of Saul, sessiz sakin bir şekilde gittiği Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yaptıktan sonra bir anda sinema camiasının odak noktası oldu. Film eleştirmenlerce övgüye boğuldu. En önemli Holokost filmlerinden biri olan epik belgesel Shoah’ın yönetmeni Claude Lanzmann da Son of Saul’u melodrama sırtını yaslamayan, son derece özgün bir yapım olarak nitelemişti.

3- 2015’in En İyi Filmleri Seçkimizin Zirvesinde Yer Alan Film

Son of Saul'da "Sonderkommando"lar

Gösterildiği her festivalden övgüyle dönen, vizyona girdiği her ülkede alkışlanan Son of Saul, ülkemizdeki prömiyerini ise geçtiğimiz ekim ayında Filmekimi kapsamında gerçekleştirmişti. Son of Saul, geçtiğimiz yıl içerisinde Türkiye’de prömiyerini gerçekleştirmiş filmler arasından seçtiğimiz “2015’in En İyi Filmleri” seçkisinin de zirvesinde yer almıştı.

4- Bir Yönetmenlik Harikası

laszlo-nemes-ile-son-of-saul-uzerine-filmloverss

Peki, Son of Saul’u benzerlerinden ayıran unsurlar neler? Son of Saul, pek çok yönden yenilikçi bir yapım olmayı başarıyor ve bu konuda en büyük krediyi ilk uzun metraj yönetmenlik deneyimi ile ender rastlanan bir başarıya imza atan László Nemes’e vermek gerekiyor. Ailesinin bir kısmının Auschwitz’de infaz edildiğini ve bu durumun evde sürekli konuşulan bir durum olduğunu söyleyen László Nemes, aile tarihinin o acı dolu dönemiyle yüzleşme vaktinin geldiğini hissettiğinde Son of Saul’u çekmek için kolları sıvıyor. Tarihsel dramaların geleneksel epik yaklaşımından sakınan Nemes, anlatı tercihleri ile izleyiciyi Saul’un hemen ensesinde, Auschwitz’in içerisinde konumlandırmayı başarıyor.

5- Auschwitz’in Anlatılmamış Hikâyelerini Ele Alıyor

son-of-saul-gorsel-15-filmloverss

Nemes’in anlatı açısından yenilikçi bir çalışma ortaya çıkarmasına vesile olan etmen ise basit ama farklı hikâyenin kendisi. Gördüğümüz soykırım filmlerinin önemli birçoğu, karakterlerinin altını doldurmaya çalışarak hikâyenin içerisinde yer alan dramatik çatışma noktalarında izleyicinin bu karakterlerle empati kurmasını bekler. Son of Saul’un hikâyesi ve Nemes’in bu hikâyeyi ele alış yöntemi ise bu geleneksel anlatıların ötesine geçiyor. Son of Saul, insanlığını çoktan kaybetmiş ve dünya üzerindeki cehennemin yaşandığı bir kampta kurtuluşunu bulacağına inandığı basit bir eylemi gerçekleştirmek isteyen olağan bir adamın basit bir hikâyesi aslında. Saul’un Sonderkommando olması, onun hikâyesini daha önce çok fazla dillendirilmemiş bir Auschwitz öyküsü yapıyor.

6- Nemes’in Tercihleri ile Yenilikçi Bir Sinema Dili

laszlo-nemes-ile-son-of-saul-uzerine-gorsel-filmloverss

Bu sade ama bir yandan da önceden anlatılmamış hikâyeyi son derece değerli bir modern başyapıta dönüştüren ise daha önceden belirttiğimiz gibi yönetmen László Nemes’in tercihleri oluyor. Filmin açılış sahnesinde uzaktan bir figürün kameraya doğru yaklaştığını görürüz. Gelen kişi kamera önünde sabit bir şekilde durunca görüntü netleşiyor ve Saul ile tanışıyoruz. Bu dakikadan sonra kamera Saul’un yanından ayrılmıyor, öyle ki izleyici olarak kendimizi Saul’un yanında onun yaşadıklarını tecrübe eden biri gibi konumlandırılmış olarak buluyoruz. Nemes’in 1:33:1 çerçeve oranı tercihi, uzun tek planlarla Saul’u takip eden, arka planda olanları odağın dışında bırakarak izleyiciye bu parçaları kendisinin tamamlaması için olanak veren mizansenleri, filmin anlatısına ve yönetmenin ulaşmayı amaçladığı sinema diline muazzam bir uyum gösteriyor.

7- Şair Géza Röhrig’in Muazzam Performansı

son-of-saul-gorsel-17-filmloverss

Nemes’in bu derece yetkin bir iş ortaya çıkarmasında diğer önemli bir unsur da tabii ki Saul’u canlandıran Géza Röhrig’in harikulade performansı oluyor. Zira, filmin başından sonuna kadar kameranın odağından çıkmayan Saul’u canlandıran Röhrig’in performansı bu bilgiler ışığında daha da değerleniyor. Saul rolünün, şiirle ilgilenen Géza Röhrig’in beyazperdedeki ilk oyunculuk deneyimi olduğunu öğrenmek ise tüylerimizi diken diken ediyor. Film ekibi de bu muazzam performansa saygı olarak film sonu jeneriğinde ilk olarak Géza Röhrig’in adını yansıtıyor ekrana.

8- Holokost Filmleri İçerisinde Kilometre Taşı

SS Subayı ve Saul

Hikayesinden Nemes’in elindeki materyali ele alışına, teknik özelliklerinden Göhrig’in performansına kadar Son of Saul, Holokost filmleri içerisinde özel bir yere sahip olmayı başarıyor. İlerleyen yıllarda en iyi ilk yönetmenlik deneyimlerinden biri olarak gösterilecek olan Son of Saul’un adı Shoah, Schindler’s List gibi filmlerin yanında anılacak.

9- Günümüzde Bile Karşılığını Bulan Öyküsü

son-of-saul-gorsel-21-filmloverss

İnsanlık tarihinin en karanlık dönemi içerisinde bir “Ausländer”in iki gün içerisinde yaşadıklarını sadece o dönemin gerçekliğinde değerlendirmek biraz naif bir düşünce olarak kalabilir. Sistematik katliamlar sırasında gördüklerinden, 3-4 ay daha fazla yaşayabilmek adına kendisine zorla yaptırılan şeylerden sonra vicdani kurtuluşu ölü bir çocuğun dini ritüellere uygun bir şekilde gömülmesinde bulan Saul’un hikâyesinin bir benzeri günümüzde gerçekleşemez ya da “gerçekleşmiyor” diyemeyiz. İzleyenler mutlaka ekrandaki ile günümüz arasında bir bağlantı kuracaktır.

10- Melodram ile Değil, “Hakiki” Anlatısı ile İzleyiciyi Çarpan Film

son-fo-saul-gorsel-19-filmloverss

Son kertede Son of Saul için, Sonderkommando’ların çok bilinmeyen hikâyesini anlatan, sırtını melodrama dayayan epik 2. Dünya Savaşı filmlerinden kesin bir çizgi ile ayrılan muazzam bir yönetmenlik başarısı diyebiliriz. Ve bu modern başyapıtın tecrübe edilmesi gereken yerin de tam olarak sinema salonları olduğunu söyleyebiliriz. Daha önce hiç yaşamadığınız bir sinema deneyimi için tavsiyemiz Son of Saul’u gösterime girdikten sonra sinemada izlemeniz yönündedir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi