Fransız sinemasının önemli yönetmenleri arasında yer alan; filmlerinde yarattığı atmosferle ve kullandığı birçok temayla bizleri buluşturan François Ozon son filmi Frantz ile büyülemeye devam ediyor. Dans la Maison, Une Nouvelle Amie, Jeune & Jolie gibi filmlerle adından sıklıkla bahsettiren başarılı yönetmen Ozon’un Frantz’ı bu kez I. Dünya Savaşı sonrası geçen bir hikaye ile karşımıza çıkıyor. Nişanlısı Frantz’ı savaşta kaybeden Anna adlı genç bir kadın ve nişanlısının mezarına çiçek koymaya gelen Fransız Adrien arasında yaşanan olaylara odaklanıyor. Frantz’da Adrien’ı Yves Saint Laurent’te de izlediğimiz ve performansıyla övgü toplayan Pierre Niney hayat verirken, Anna’yı ise genç oyuncu Paula Beer canlandırıyor. Niney ve Beer’ın yanı sıra Ernst Stotzner ve Marie Gruber’i de oyuncu kadrosunda gördüğümüz Frantz, Filmekimi’nin ardından 25 Kasım’da vizyonda sinemaseverlerle buluşacak. Sinemada Ozon’un yarattığı büyülü atmosferle tanışmadan önce, neden o dünyaya adım atmalıyız sorusuna cevap bulmamız için sizleri şöyle alalım!

Bu Hafta Sinemada Frantz İzlemek İçin 10 Sebep!

François Ozon

frantz-12-filmloverss

Fransız sinemasının en yetenekli yönetmenlerinden biri olan ve birbirinden başarılı yapımlarla bezeli bir filmografiyle karşımıza çıkan François Ozon, insana dokunan, samimi, yoğun ve duygusal halleri gösteren kamerası ile sinemanın olmazsa olmazı! Oldukça çarpıcı kısa filmlerinin yanı sıra uzun metrajlarıyla da adından sıklıkla bahsettiren ve klasikleşmiş Fransız sinemasına farklı bir soluk getirmeyi başaran yönetmen; biraz şiirsel biraz da yalın anlatımıyla izleyeni büyülemeyi her daim başarır. Filmografisinde sıklıkla karşılaştığımız cinsel özgürleşme konusu, Ozon’un toplumsal kurallara karşı gelen duruşu ve bunu kendine has tarzıyla ele alışını simgeler aslında. Özgürlüğü kendine has tarzıyla yorumlayan ve  imzasını gördüğümüz her yapımda bu özgünlüğü bize yansıtan başarılı yönetmen son filmi Frantz’da da bizleri şaşırtmaz ve takıntılarından, olmazsa olmaz objelerinden pek de sıyrılmadan, bize oldukça etkileyici bir yapım sunar.

Paula Beer

frantz-5-filmloverss

“Paula’nın aynı anda hem haylaz ve hem de melankolik bir havası vardı. Daha 20 yaşında, çok genç bir aktristi ama olgun bir oyunculuğu vardı. Hem bir kızın masumiyetini hem de bir kadının gücünü yansıtabilecekti” François Ozon’un tanımlamasında olduğu gibi Paula Beer adeta Anna karakteri için yaratılmış, Anna’yı başka bir bedende hayal dahi edemiyoruz filmi izlerken. Frantz, Alman oyuncu Beer’ın 6. Uzun metrajı. Der Geschmack von Apfelkernen, 4 Könige, Das finstere Tal adlı filmlerde yer alan Beer, Frantz’daki yalın oyunculuğuyla yalnız Alman sinemasında değil, uluslararası alanda da başarısına başarı katacak, gelecek vaat eden yetenekli bir aktris.

Tiyatro Oyunundan Beyazperdeye Büyüleyici Bir Yansıma

frantz-9-filmloverss

“Bir arkadaşım I. Dünya Savaşı’ndan sonra Maurice Rostand tarafından yazılan bir oyundan bahsettiğinde sensörlerim çalışmaya başladı. Konuyu deştiğimde oyunun 1931’de Ernst Lubitsch tarafından Broken Lullaby adıyla sinemaya uyarlandığını öğrendim.” Yönetmenin en az bilinen filmlerinden biri olan Broken Lullaby’nin farklı bir uyarlamasıyla bizleri buluşturan François Ozon, Rostand’ın 1930 yılında kaleme aldığı oyunu ‘Öldürdüğüm Adam’ı Frantz ile bizlere yeniden sundu. Ozon film hakkında hangi konulara dikkat ettiğini şöyle anlatıyor; “Lubitsch’in filmini izlemek. Oyuna çok benziyor ve hikayeyi genç Fransız’ın gözünden anlatıyor. Bense hikayeyi, tıpkı seyirci gibi bu Fransız’ın neden nişanlısının başında yas tuttuğunu bilmeyen genç kadının gözünden anlatmak istedim. Oyunda ve filmde delikanlının yaşadıklarını bir rahibe itiraf ettiği uzun sahne sayesinde ilk andan itibaren sırrın ne olduğunu biliyoruz. Ben suçluluktan çok yalan ile ilgilenmek istedim.”

Siyah-Beyaz’ın Diğer Renklerle Kesişimi

frantz-11-filmloverss

François Ozon, savaş döneminin ardında kalan iki halkın çaresizliğini ve hem Fransa’da hem de Almanya’da hakim olan gri atmosferi izleyiciye renklerle yansıtmak istemesinden mi yoksa farklı bir sebeple mi bilinmez; filmin genelinde siyah beyaz renklerini kullanmayı tercih eder. Genelinde diyorum çünkü ara sıra, renklenen sahnelerle karşılaşıveriyoruz. Bu renklenen sahnelerin her hangi bir kural dahilinde değil, tesadüfen karşımıza çıkması da Ozon’un bunu kadraja alırken neyi düşündüğünü anlamamızı daha da zorlaştırıyor. Ozon bununla ilgili şunları söylüyor; İlk defa siyah beyaz film çekmek heyecan verici bir mücadeleydi ama aynı zamanda kalp kırcıydı çünkü ben renkleri vurgulamaya eğilimliyim. Bu yüzden bazı sahnelerde renkten vazgeçmek benim için oldukça zordu. Özellikle doğa sahnelerinde.” Renklendirmeyi yaparken nasıl bir yol izlediğini ise şu şekilde dile getiriyor; ”Böylece flashback sahnelerinde ve yalanların söylendiği ya da mutlu olunan birtakım sahnelerde, hayatın yas dolu anlara geri dönüp, onlara can katmasını sembolize edecek bir dramatik anlatı öğesi olarak renk kullanmaya karar verdim. Kanın damarlarda akması gibi renk de siyah beyaz filme can veriyor.”

Şiirin ve Müziğin Muazzam Uyumu

frantz-1-filmloverss

Fransız askeri Adrien ile Frantz’ın nişanlısı Anna’yı birbirlerine yakınlaştıran en önemli iki öge şüphesiz müzik ve şiir. Paul Verlaine’in Sonbahar Şarkısı adlı şiirini birçok defa duyduğumuzu ve birçok keman -piyano solosu dinlediğimizi göz önünde bulundursak bunu söylemek daha bir netlik kazanıyor. Adrien ile Anna arasındaki ilişkiyle biz şu çizginin gittikçe silindiğini hissediyoruz; ölüm ve aşk. Ozon filmdeki müziğin yerini ve önemini ise anlatırken şu kelimeleri kullanmayı tercih ediyor; “Müzik, ikilinin arasındaki aşka, Anna’nın umutlarına ve hayal kırıklıklarına eşlik edecek şekilde yavaş yavaş romantik bir moda giriyor. Müzik, dönemin bestekarları Mahler ve Debussy gibi isimlerde rastladığımız romantik dalgalarla Anna’nın yolculuğunu izliyor.”

‘Frantz’ İsmindeki İroni

frantz-10-filmloverss

Filmde birkaç flashback sahnesinde ve fotoğraflarla tanıdığımız Frantz’ı en çok Anna’nın cümleleriyle tanıyoruz. Bir süre Paris’te yaşadığını ve Fransız şair Paul Verlaine’ye hayran olduğunu öğrendiğimiz gibi; Anna’nın ağzından Frantz ile Anna’nın da gizli haberleşme dilinin Fransızca olduğunu duyuyoruz. Yani aslında bizim ismini filme veren karakterimiz Alman ancak tam bir Fransa hayranı. “Söylenişi Fransa’ya benziyor. Almanca’da bu isim, “t” olmadan kullanılıyor. Almanlar bu durum karşısında büyülenince ben de düzeltmeme kararı aldım. Kendi kendime, Frantz’ın, büyük bir Fransız hayranı olduğundan “t”yi kendisinin eklediğini söyledim.”

Resim Sanatının Etkisi: Manet!

francois-ozon-frantz-filmloverss

Anna’nın ‘Bende yaşama isteği uyandırıyor’ diye tanımladığı Manet’in ‘İntihar’ isimli tablosu hem Frantz’ın hem Anna’nın hem de Adrien’ın ortak noktası. Ozon, hikayesini anlatırken merkezine bu tabloyu almayı tercih ediyor. Savaşın ardında kalan yıkık dökük şehirler ve yakınlarını kaybetmiş insanlar; Ozon’un bu son yapıtında bir Manet tablosunun derinliğinde saklı tutuluyor. Manet’in bu tablosu; tüm acıyı, kayıpları ve ölümün kendisini; kendi ölümünden kendisinin sorumlu olduğu insanlarda arayan Ozon için kuşkusuz muazzam bir seçim olmuş.

Ölümün Ardında Kalan: Yas

frantz-3-filmloverss

“Yasını tuttuğunuz insanı idealleştirilmiş bir formda anarsanız bu sizi rahatlatır ve size zevk verir.” – François Ozon

Filmde Frantz’ın babasının söylediği oldukça etkileyici bir replik dikkatleri çekiyor. “Bizler, oğullarını elleriyle ölüme gönderen, başkalarının oğullarının ölümlerine ise kadeh kaldıran babalarız. Oğullarımızın ölümünden bizler sorumluyuz.” Savaşın bizi sürüklediği ben ve öteki ayrımına; ölümün gerçekten anlamını kaybetmesine ve siyasal sebeplerden dolayı birbirine düşman olan iki halkın yaşadıklarına etkileyici bir bakış ile bakan; bunu kendini ‘savaştan dönen kahraman’ figüründen bir nebze olsun sıyırarak; hem Almanya’daki hem de Fransa’daki sahnelerde ana karakter olarak geride kalan Anna’yı alan François Ozon, bize yüreklere dokunan savaş sonrası fotoğrafını gözler önüne serer.

Savaşın Karanlık Atmosferinde Bir Kadın ve Erkek

frantz-2-filmloverss

Ozon Frantz hakkında yaptığı söyleşisinde filmi tanımlarken şu sözlere yer veriyor; “Suçluluk ve affetmek gibi klasik melodram temalarıyla oynayıp, sonra duyguların aslında nasıl da karşılıklı olmadıklarını göstermeye çalıştım.” Sanırım Frantz’da bizi etkisi altına alan büyünün sebebi de bu. Frantz’ın kaybıyla boğulan ve Adrien’in hayatına dahil olmasıyla birlikte onunla birlikte yüzmeyi öğrenmek isteyen Anna ile taşıdığı suçluluk duygusu ile savaşın ağırlığını henüz atlatamamış, oldukça gizemli bir karakter olan Adrien. Film boyunca Adrien ile birlikte ziyaret ettiğimiz Almanya’da, Anna ile gördüğümüz Fransa’da savaş sonrası yıkımı hikayenin fonuna alan Ozon; aslında hikayesinin merkezine ise insanı alır. Ancak hikayenin bizi ters köşe yapmasının en güzel yanlarından biri ise film boyunca aklımızda şu sorunun yerini hiç terk etmemesi; “Anna ve Adrien, Frantz’ın kaybını paylaşıyorlar ama aşkın doğurduğu hisleri paylaşabilirler mi?”

Heyecan Uyandıran Fragman!

frantz-filmloverss

I. Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde Almanya’nın küçük bir kasabasına gelen ve sürekli bir mezarı ziyaret eden gizemli genç Adrien (Pierre Niney), tüm kasaba halkının dikkatini çeker. Savaşta kaybettiği nişanlısı Frantz’ın yasını tutan Anna (Paula Beer) ise her gün ziyaret ettiği mezarlıkta nişanlısının başında Adrien ile karşılaşır ve bu gizemli adamın kim olduğunu düşünmeye başlar. Çok geçmeden Adrien, Anna  ve onun nişanlısının ailesiyle tanışan bu genç, uzun zamandır tek başına taşımak zorunda kaldığı büyük sırrını açıklamak için buraya geldiğini anlatır.  Ancak kasabada yaşadıkları ve gördükleri, Anna ve ailesinin ona karşı gösterdiği ilgi kararını gözden geçirmesine neden olacak bizi de bambaşka hikayelerle buluşturacaktır.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi