”Kimse benim şarkı söylememi beğenmiyor, ama kimse benim şarkı söyleyemediğimi iddia edemez.”

Kendisini başarılı bir opera sanatçısı olarak gören, aksine çok kötü bir sese sahip olan Florence Foster Jenkins’in yaşamının son zamanlarını konu alan film; ses eğitimi alan Florence’in plak kaydı yapmasından en önemli konser salonlarından biri olan Carnegie Salonu’nda verdiği halk konseriyle her şeyin nasıl karıştığını anlatıyor. Filmde,  Florence’i Oscar’lı oyuncu Meryl Streep canlandırıyor. Streep’e ise eşini gerçeklerden korumak isteyen ve ona yalanlardan oluşan bir hayat kuran aktör St. Clair Bayfield olarak karşımıza çıkan Hugh Grant ile Florence’e konserde eşlik eden yetenekli piyanist Cosmé’ye hayat veren Simon Helberg eşlik ediyor. Hüzünle komediyi harmanlayan ve izleyiciye her iki duyguyu da başarılı bir şekilde yansıtan Stephan Frears imzalı Florence Foster Jenkins’i neden bu hafta sinemada izlemeliyiz sorusunun cevaplarıyla buluşturuyoruz.

Bu Hafta Sinemada Florence Foster Jenkins İzlemek İçin 10 Sebep

Stephen Frears

stephen-frears-filmloverss

İngiliz yönetmen Stephen Frears’in filmografisine doğru baktığımızda; düşük bütçeli Avrupa yapımlarından Hollywood yapımlarına birçok başarılı hikayeyle karşılaşıyoruz. Cambridge Hukuk Fakültesi’nde mezun olan Frears; BBC’deki Plays for Today gibi yüksek bütçeli dizilerin hazırlık ekibinde çalışmaya başladı. 1984 yılına kadar ağırlıklı olarak televizyonda kamera arkasında gördüğümüz Frears, uluslararası alanda tanınmasını sağlayan, İspanya’da geçen bir gangster hikayesi olan The Hit ile beyazperdeyle buluştu. John Malkovich ile Michelle Pfeiffer’in başrollerinde olduğu Dangerous Liaisons ile de ilk Hollywood filmine imza atan başarılı yönetmen, The Queen ve The Grifters filmleri ile de En İyi Yönetmen Akademi Ödülü’ne aday olmuştu. High Fidelity, Dirty Pretty Things gibi akıllarda kalan filmlere imza atan Stephen Frears, gerçek hayat hikayesinden  uyarladığı yeni filmi Florence Foster Jenkins ile izleyiciyle buluşuyor. Meryl Streep ile Hugh Grant’ın başrollerinde olduğu film, 74. Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Müzikal/Komedi dalında yarışacak.

Meryl Streep

florence-filmloverss-1

Fred Zinnemann’ın Julia adlı filmiyle ilk uzun metraj deneyimini yaşayan, başarılı oyuncu Meryl Streep, Woody Allen’ın Manhattan’ında ve Dustin Hoffman ile birlikte rol aldığı Kramer vs Kramer’de adını duyurmaya başlamıştı. Sophie’s Choice’de hayat verdiği Sophie karakteriyle gelecekteki başarılarının sinyallerini veren Streep, karakteri canlandırırken soğukkanlılığından uzaklaşmayan, abartısız ve doğal duruşuyla hiçbir rolde eğreti durmayarak başarısını kanıtlayan isimlerden biri. Postcards From the Edge, The Bridges of Madison County, Music of the Heart, Adaptation, The Devil Wears Prada, Doubt, Mamma Mia, Julie & Julia, August Osage County ve Suffragette gibi saymakla sonlandıramadığımız birçok başarılı yapımda göz alıcı performansıyla büyüleyen Streep, 18 kez aday olduğu Oscar’ı üç kez evine götürmüştür. Son olarak gerçek bir yaşam öyküsünden beyazperdeye uyarlanan, Stephan Frears imzalı Florence Foster Jenkins ile izleyici karşısına çıkan başarılı oyuncu, bu yıl Altın Küre’nin ilk kazananı olarak, onur ödülüne de layık görüldü.

Gerçek Hayattan Beyazperdeye: Florence Foster Jenkins

florence-foster-jenkins-8-filmloverss

1868 yılında Pennysylvanialı çok zengin bir bankacının kızı olarak doğan Florence Foster Jenkins, o dönemin elit ailelerinin adeti olduğu üzere küçükken piyano derslerine başlayacak, daha sekiz yaşında ilk konserini verecektir. 20. yüzyılın başlarına geldiğimizde ise çok başarılı bir piyanist olan ancak geçirdiği bir kaza sonrasında piyano çalamaz hale gelen Florence’in şarkı söylemeye çalışmasının ardından, etrafında kurulan yalan bir dünya karşılar bizleri. Verdi Club adında o dönemin en önemli mekanlarından birini kuran ve sanat dünyasında önemli bir yere sahip, oldukça zengin bir kadın olan Florence’in sesinin kötü olduğu gerçeğiyle yüzleşmesini engelleyen kişi ise onunla 36 yıldır beraber olan St. Clair Bayfield. Zenginliğiyle kurduğu korunaklı duvar aslında Florence’in gerçeklerle yüzleşmesini engelleyen, yalanlarla örülü bir hayat. Florence için operanın Ed Wood’u demek yanlış olmasa gerek. Yeteneksiz olmasına rağmen içinden geldiği gibi söyleyen ve adeta söylerken notalarla hayat bulan Florence, varlığını yaptığı işe adayışındaki yoğunluk ve içtenlikle, kendisiyle barışıklığıyla, hayallerinin peşinden koşuşundaki cesaret ve sebatla sevilesi, şefkat duyulası bir karakter olmayı başarmıştır.

“Müziksiz Yaşayamam!”

florence-filmloverss

“Yaptığı işte son raddede, başka pek az sanatçının olabildiği kadar mutluydu, ve bu mutluluk ondan dinleyenlerine sanki bir büyü gibi geçiyordu.”

Ölümünün ardından Florence için bu sözler söylenmeye, onu cesaret timsali olarak gösteren yazılar yayınlanmaya başlanmıştı. Şarkı söyleme tekniği veya güzel bir sesi olmamasına rağmen şarkı söylemekten ve öğrenmeye çalışmaktan, üstelik bunu insanların içinde yapmaktan hiç vazgeçmeyen Florence için önemli olan tek şey müzik ve müziğin ona kattığı duygular. Hayatının her anında müzik olan Florence’in ölümüne az kala yaşadığı olayları anlatan film, yaşama müzikle tutunan bu kadının dramatik hikayesiyle bizleri buluşturuyor.

Hugh Grant & Simon Helberg

florence-foster-jenkins-10-filmloverss

Muazzam bir performansla Florence Foster Jenkins’e hayat veren Meryl Streep’in yanı sıra filmde iki başarılı aktörle daha karşılaşıyoruz. Romantik komedi filmlerinin vazgeçilmez ismi Hugh Grant ile The Big Bang Theory dizisinde canlandırdığı Howard Wolowitz karakteriyle hayatımıza giren Simon Helberg’den bahsediyorum. Florence’in üzülmemesi için yalan bir dünya kuran, adeta onu pamuklara sarmalayan; her ne kadar başka bir kadınla daha ilişkisi olsa da tüm dünyası Florence’in yanı olan vefakar St. Clair Bayfield’a hayat veren Grant, komediyle hüznü harmanlayan bu film için olmazsa olmazmış. Sevgilisinin evinde verilen bir partide ettiği dans ile Love Actually’deki eğlenceli dans sahnesini hatırlatan Grant’a eşlik eden bir diğer yetenek ise jest ve mimikleriyle bile bizi güldürmeyi başaran Simon Helberg. Müzik çalışmalarına piyanosuyla eşlik ettiği Florence’in sesini duyduğunda her ne kadar bu duruma alışmakta zorlansa da aslında içten içe Florence’e karşı minnet ve sevgi besleyen Cosmé McMoon, Florence’in sesini ilk duyduğundaki surat ifadeleri ve sonrasında asansörde kapıldığı gülme krizi ile bile tüm sempatiyi üstüne çekiyor demek yanlış olmaz.

1940’lı Yıllar: Dans, Müzik ve Kıyafetler..

florence-foster-jenkins-2-filmloverss

1940’lı yılların New York’unda geçen hikaye; kıyafetlerinden, müziklerine varıncaya kadar özenli bir şekilde beyazperdeye yansıtılmayı başarıyor. Özellikle St. Clair’in Florence’in yanındaki hali ile sevgilisi Kathleen ile yaşadığı hayatın farklılıklarını; o dönemin sınıf ayrımlarını ve farklı sınıfların yaşayış şekillerini başarılı bir şekilde yansıtmayı başarıyor. Alkolün su gibi aktığı, jazz’ın yoğunlukta olduğu müzikle dans eden kalabalığın hakim olduğu partinin ertesi günü aniden gelen Florence’i karşılayan St. Clair’in röpteşambırı ve elinde gazetesiyle farklı bir profile büründüğü sahne, bu iki dünyanın farklılığını oldukça keyifli bir yolla gösterir.

Gösterişli Renkler, Görkemli Dünya

florence-foster-jenkins-1-filmloverss

Florence hem yaptığı müziğe, hem de onu dinlemeye gelenlere olan saygısını oldukça gösterişli sahne kıyafetleriyle ve şık bir şekilde dekore edilmiş sahneyle göstermeyi tercih eder. Opera zaten Florence’den bağımsız olarak da değerlendirirsek, görkemli bir dünyanın eğlencesi olarak kendine bir yer bulur. Pastel renklerin ve ışıltıların fazlasıyla yer bulduğu, adeta bir müzeyi andıracak kadar değerli eşyalarla donatılmış bir eve sahip olan Florence; kurucusu olduğu Verdi Club’ta da aynı gösterişi devam ettirmeyi tercih eder. Onun ulaşılması güç gibi duran, zengin ve aristokrat havasını tamamlayan bu renkler ve ışıklar aslında o dünyanın en güzel yansımasıdır. Florence’in evinin aksine St. Clair’in Kathleen’le yaşadığı ev kahverengi ağırlıklı, sürekli olarak bir sigara dumanı hakimiyetinde gibi buğulu bir atmosfere sahiptir. Böylece biz de ihtişamlı kıyafetlerin ve renklerin hakim olduğu Florence’in dünyasındaki görkemin o dönemde bile bir ayrıcalık olduğunu hissederiz.

Merhamet ve Cesaret!

florence-foster-jenkins-5-filmloverss

Kimilerine göre gereksiz bir özgüven, kimilerine göre zenginliğin getirdiği bir kibrin tanımı olan Florence Foster Jenkins kimilerine göre ise cesaretin en önemli örneği. Sesi, kulağı ve tekniği olmayan; hatta bir arya söylemeye kalktığında bu komiklik olsun diye yapılan arya söyleme taklitlerinden bile daha gülünç olmakta olan Florence, vasat bile değil gerçek anlamıyla korkunçtur belki de; ama öylesine hevesli, öylesine şevkle söyler ki hikayesiyle hüzünlendirir insanı. Florence’in baş kaldırışı ve cesareti zengin babasına karşı olan duruşu ve çok uzun sürmeyen evlilik yıllarından başlar. Babasının mirasından reddedildiği yıllar piyano öğretmenliği yaparak geçimini sağlayan Florence için müzik her zaman çıkış noktası olmuştur. 36 yıl boyunca beraber olduğu, pek başarılı sayılamayacak bir aktörlük kariyeri olan St. Clair ise Florence gibi cesaretin değil de merhametin sembolü olarak karşımıza çıkar. Aynı yatağı paylaşmayan, hatta başka bir kadınla farklı bir evde yaşamının bir bölümünü geçiren St. Clair için hayatını adadığı tek bir insan vardır, o da Florence! Adeta ona ve cesaretine hayran olan St. Clair, Florence incinmesin diye kendi hayallerinden ve kendi dünyasından vazgeçecek kadar sever onu. St. Clair aslında bu cesaretine rağmen oldukça kırılgan bir yapıya sahip olan Florence’ın kahramanıdır.

Komedi ile Hüznü Harmanlayan İlham Verici Bir Hikaye

florence-foster-jenkins-6-filmloverss

Nicholas Martin tarafından kaleme alınan Florence Foster Jenkins’in mükemmel bir dramatik yapısı vardır. Florence’in sesiyle ilk buluştuğumuz anda kahkahamızı tutamadığımız, hatta fazlasıyla dalga geçilebilir bulduğumuz bu durum onu tanımaya başlamamızla yerini hüzne bırakır. Bu akış o kadar doğal bir şekilde olur ki, Florence’in konserinde gülen dinleyicileri susturmak gelir içimizden. Tıpkı Florence’in sesiyle ilk karşılaştığında kahkahalara boğulan sosyeteye yabancı olan bir kadının Florence’i Carneige Hall’daki performansında onunla dalga geçen kitlenin karşısına dikilmesi gibi. Bizim hislerimize tercüman olan kadın, filmin muazzam derecede başarılı olan dram yönünün de kanıtıdır aslında. Attığımız kahkahaların ardından Florence’i yakından tanımamızla birlikte gözlerimizin dolmasının sebebi de tam olarak budur işte.

Eğlenceli Klipler!

florence-3-filmloverss

“Dünyanın en kötü şarkıcısı” olarak bilinen Florence Foster Jenkins’in, duygusal, eğlence dolu ve ilham verici gerçek hikayesine odaklanıyor. New York’ta bir mirasyedi olarak lüks bir yaşam süren Florence’ın (Meryl Streep) hayattaki en büyük tutkusu müziktir ve daima ünlü bir şarkıcı olma hayali kurmuştur. Fakat bunu başarmak için önemli bir eksiği vardır: Güzel bir ses! Her şeye rağmen ilk konserini vermeye hazırlanan Florence’ın “acı gerçeğe” karşı zorlu yolculuğundaki en büyük destekçisi ise, kocası ve aynı zamanda menajeri olan St Clair Bayfield’dır.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi