Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 15421 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) [1] => Array ( [name] => Suç [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/suc/ ) )
Kaba Güç
Brute Force
1947 - Jules Dassin
98
ABD
Senaryo Richard Brooks, Robert Patterson (Hikaye)
Oyuncular Burt Lancester, Hume Cronyn, Charles Bickford
Batu Anadolu
Brute Force, yönetmenin hapishane metaforu üzerinden toplumsallaştırma kavramına getirdiği ağır eleştirileri içeren önemli bir film olarak karşımıza çıkıyor.

Brute Force

1955 yılında Fransa’da çektiği Rififi isimli filmle dünyaca üne kavuşan ve Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kucaklayan Jules Dassin’i, bu başarısı nedeniyle –ve belki adından dolayı da- Fransız vatandaşı sananların sayısı oldukça fazladır. Halbuki Dassin; bir Amerikan vatandaşı olarak Rififi’nin başarısına giden yoldaki taşları, 1940’lı yıllarda çektiği ve pek de hakkı verilmeyen başyapıtları ile döşemeye başlamıştır. Kara film türüne yakın dursalar da biraz farklı anlatım özelliklerine sahip olan Night and The City, Naked City gibi filmlerle Dassin özellikle savaş sonrası Amerikan toplumundaki yozlaşmayı, bizzat kaybeden karakterler -yani sıradan vatandaşlar- üzerinden anlatırken sisteme yönelik sert eleştiriler getirir. Bu filmlerin etkisiyle 1950’li yılların başlarında Senatör McCarthy tarafından komünistlere karşı başlatılan cadı avının kurbanlarından biri olarak Fransa’ya gitmek zorunda kalır. İşte Brute Force, yönetmenin hapishane metaforu üzerinden toplumsallaştırma kavramına getirdiği ağır eleştirileri içeren önemli bir film olarak karşımıza çıkar.

1946 yılında meşhur Alcatraz Hapishanesi’nde çıkan ve iki gün devam eden bir isyandan ilham alan filmin senaryosuna The Killers, Cat on a Hot Tin Roof,  Elmer Gantry, The Professionals ve In Cold Blood gibi önemli filmleri yazıp yönetecek olan Richard Brooks imza atar. Filmde Burt Lancaster’ın canlandırdığı Joe Collins ile aynı koğuşu paylaştığı arkadaşlarının hapishaneden kaçış çabası anlatılır. Psikopat Yüzbaşı Munsey’in (Hume Cronyn) şiddet uygulamaktan çekinmediği ve bir yandan da hapishane müdürlüğüne göz diktiği bu ortamda sadece insanı suça iten nedenler ve mahkumların karakterleri değil; hapishaneyi oluşturan tüm etmenler mümkün olduğunca mercek altına alınır. Hapishane müdüründen doktoruna kadar tüm karakterlerin psikolojileri ve davranışları üzerinden içerisi (hapishane) ve dışarısı (normal yaşam) arasındaki “görece” mesafeler azalır, bir bakıma “büyük kapatılma” akla getirilir.

Toplumsallaştırma ile Terbiye Etmek

Dassin’in kara film estetiğini kullanarak bir hapishane hikayesi anlatması, bir anlamda klasik kara film ögelerinin dışında bir düşünceyi işaret eder. Ekspresyonist bir mizansen, zıtlıklara dayalı ışık kullanımı gibi unsurlar filmin görsel yönüne uysa da karakterler açısından farklılıklar söz konusudur. Ahlaki çöküş içerisinde yer alan anti-kahraman ya da femme fatale kadınların yerini toplumun gözünde suç işlemiş ama bunun için geçerli bir nedeni olan, sıradan insanlar almıştır. Film tarihçileri Noël Burch ve Thom Anderson tarafından “film gris” (gri film) olarak adlandırılan bu alt türde sistem tarafından dışarıda bırakılmış, çemberin içinde kalmak için son çırpınışlarını gerçekleştiren “sokaktaki adam”ın hikayesi anlatılır. 2. Dünya Savaşı’ndan Soğuk Savaş’a giden kötümser bir dönemin sosyal yaşantısına ve sorunlarına öncelik verilir. Bu nedenle güçlü bir sol damara sahip bu akımın, var olan muhafazakar sistem tarafından onaylanması mümkün değildir. “Hukukun iktidarın fahişesi” olması ile yüzyıllar önce devlete ve krala karşı işlenen suçların işkenceyle cezalandırılması, yerini hapishanelerin “toplumsallaştırma” adı altında okul, kışla gibi alanlara benzer biçimde tek tip insan yaratmasına bırakır.

Filmde en çok isyan edilen durum da farklı karakterlerin düşüncelerinin, fikirlerinin bile tektipleştirilmesidir. Hepsi farklı suçlardan dolayı hüküm giymiş karakterlerin yaşadıklarına geriye dönüşler aracılığıyla vakıf oluruz. Kimisi sevdiği insanı korumak için kimiyse sistemdeki açıklardan faydalanıp cebini doldurduğu için hapse girmiştir. Fakat buradaki asıl sorun, işlenen kabahatle ölçülmemektedir. Sistemin işleyişi suçun en büyük parçasıdır, “kurban miti” ile asıl suçlunun üstü örtülmektedir. Bazı bireylerin yaşamasına, nefes almasına izin vermeyen sistem düşmanını ortadan kaldırmak yerine kapitalist döngüyü de sağlamaya çalışır. Bu nedenle hapishanedeki bireyler öldürülmeseler bile ölümüne çalıştırılırlar. Toplama kamplarının mantığı, savaş bitmiş olsa da devam ettirilmektedir. İnsan bedeninin sürekli işleyen bir makineye dönüştürülmesi ile bio-iktidarın alanı genişler; bireyin üzerinde kurulan tahakküm ve gözetim, aslında kapitalizmin gözünü işaret eder. Müdürler ve gardiyanlar hangi sınıfa ait olurlarsa olsunlar, bu gözetimi ve üretimi devam ettirmekle yükümlüdürler.

Brute Force: Gerçek Hapishane “içerisi” değil, “dışarısı”dır

İşte filmde de bu üretim süreci sürekli olarak gösterilir. Farklı meslek alanlarına dahil olan mahkumlar, üretimi o kadar hayatlarının parçası haline getirmişlerdir ki kendi içlerindeki şiddeti bile ona kanalize ederler. Örneğin; muhbirlikle suçlanan Wilson, bir presin altında kalarak can verir. Kapatılma, hapsolma fiillerinin kendileri zaten şiddeti temsil ederlerken toplumsal sistemden gelen şiddet de kendini farklı biçimde gösterir. Filmin vicdan yönünü temsil eden Doktor Walters, müdürü “Tek yaptığımız duvarlar örüp, şiddet uygulamak” sözleriyle suçlar. Suçlular hapishaneden daha kötü bir insan olarak çıkmaktadırlar. Zaten mahkumların bir kısmında da hapishaneden çıkma korkusu vardır; dış dünyada yerleri yoktur ve bir noktadan sonra yeniden hapishaneye dönmeleri gerekecektir. İşin ekonomik boyutu, kapitalizmin öngördüğünden bile daha korkunçtur. Mahkumların üretimi, dışarıdaki büyük firmaları korkutacak seviyeye gelmiş; mahkum sayısının ve potansiyel tehdidin artması ile elde edilen kazancın paylaşılması sorunu ortaya çıkmıştır. İşte bu noktada devreye Yüzbaşı Munsey gibi insanlar devreye girerler; kendi kişisel hırslarının da yönlendirmesiyle kaba kuvvet uygulayarak yoldan çıkan sistemi rayına oturtma görevini üstlenirler. Munsey gibiler fazlasıyla hayalcidir, istedikleri koltuğa oturduklarında ne yapacaklarını bilemezler ya da başka bir yaşamı düşünemezler. Ellerindeki coplar, onların tek dayanaklarıdır. Filmde belirtildiği gibi “bir sigorta şirketi, bu hapishanede iflas eder.” Hapishane aslında “içerisi” değildir, sistem bir bütündür ve ondan kaçmak bu nedenle mümkün olmaz. Joe ve arkadaşlarının kaçış planı, bu nedenden ötürü boş bir hevestir. Hapishanenin “koğuş ağası” Gallagher, kapıların ancak üç nedenden ötürü açıldığını söyler: Biri içeriği girdiğinde, cezasını çekip çıktığında ya da öldüğünde. Halbuki Gallagher haksızdır; kapılar başka bir hapishaneye açılmaktadır, yani gerçek dünyaya.

Brute Force bize kocaman bir hapishanede yaşadığımızı söyler; burada Munsey gibiler de Joe gibiler de bitmezler ve sonsuza kadar didişirler. Biz birbirimizi yerken gölgede ellerini ovuşturanlar, bir gün daha elde ettikleri kazançları, birikimleri sayar dururlar. Eğer bir tehdit varsa, “hiçbir ceza suçsuz kalmaz” ve her şey kılıfına uydurulur.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol