Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 208 [1] => 1859 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Savaş [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/savas/ ) [1] => Array ( [name] => Tarihi [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/tarihi/ ) )
Potemkin Zırhlısı
Bronenosets Potyomkin
1925 - Sergei M. Eisenstein
75
Senaryo Nina Agadzhanova
Oyuncular Aleksandr Antonov, Vladimir Barsky, Grigori Aleksandrov
Kerem Duymuş
Bronenosets Potyomkin, ortaya koyduğu deneysel yaklaşım ve kendi içinde bir anlama evrilen kuramsal yapısıyla önemlidir ama ona dair gerçekte derinlerinden yatan anlamları ve hatalı bakış açılarından arındırılması da zaruridir.

Bronenosets Potyomkin

Genellikle sinema tarihi içerisinde ilk dillendirilen ve sinema okullarında özellikle üzerinde durulan; popüler kültüre dahi uzanmayı başarmış bir film olarak Bronenosets Potyomkin – Potemkin Zırhlısı, hiç kuşkusuz günümüzde yapmak istediğinden çok yapmak istemedikleriyle anılmaktadır.

Öncelikle birkaç mevzuya açıklık getirmek gerekir ki; Bronenosets Potyomkin sinema tarihinin başlangıcı değildir, montaj tekniğinin ilk yetkin kullanımı da değildir, hele hele ki sanatsal yanı propaganda yanını aşan bir film hiç değildir. Şayet bugün Bronenosets Potyomkin ile ilgili en sık söylenen şeylerden biri olan bu görüş, yani sanatsal yönünün propaganda söylemini aştığı mevzusu; Eisenstein’a söylenseydi büyük ihtimalle bunu büyük bir hakaret olarak algılardı.

Çünkü her şeyden önce farkına varmak gerekir ki; Eisenstein’ın montaj tekniğine verdiği önem hikaye anlatıcılığı ya da sanatsal bir akivite değil, İtalyan Fütüristleri’nin ortaya koyduğu ve günümüz modernizmin de en güçlü temelleri olan faşistçe söylemlerin etkililiğine yönelik bir vurgudur. Bu yüzden Eisenstein’ın sinemasında şayet bir metafor varsa, bu metafor olamayacak kadar göze sokularak anlatılır çünkü kuramsal yapısı bunu gerektirir. O yüzden yine her şeyden önce bilmek gerekir ki; Bronenosets Potyomkin ile ilgili yapılan uzun uzadıya metaforik okumalar temelde ya filmle alakasızdır ya da zaten apaçık görünür olmasıyla bir metafor değildir.

Bu konulara özellikle açıklama getirmek istememdeki sebep, eğer Bronenosets Potyomkin üzerine konuşacaksak, her şeyden önce gerçek anlamıyla onun üzerine konuştuğumuzdan emin olmamamız istememizdir.  Çünkü Bronenosets Potyomkin öyle derin anlamların olduğu bir film değildir, olamaz da; çünkü eğer öyle olsaydı Eisenstesin tarafından çekilmiş olmazdı.

O vakit gerçek anlamıyla film hakkında konuşmaya başlayacak olursak, her şeyden önemlisi vurgulayacağımız şey deneysel yanıdır esas olarak. Bu deneysel yanı da elbette yine herhangi bir başlangıç ya da ilklik içermeden tamamen kendine has bir deneyselliktir elbette.

1905’te St. Petersburg’da ortaya çıkan bir ihtilal denemesini anlatan film, nihayetinde kanlı bir bastırmayla sonuçlanan bu olayın; Rus devrimi üzerindeki orijin etkisine vurgu yaparak, bir açıdan mutlu bir sona varıp devrim güzellemesi yapıyor. Filmin en temel söylemi bu, ortaya koyduğu propagandist söylem. İşte filmin diğer önemi de bu propagandist söylemle ilişkili olarak ortaya çıkıyor. Çünkü Eisenstein’ın –ki aynı dönemlerde Griffith de farklı bir yorumla- sinemaya dair bakış açısındaki temel anlatı, ortaya koyduğu biçimci sinema kuramında kendini gösterir. Burada Eisenstein’ın montaja verdiği esas önem; o güne değin daha ziyade bir eğlence aracı olarak kullanılan sinemanın algı yönetimi konusunda kullanılabileceğinin farkında varmasıyla ilintilidir. Kurama adını veren “biçimci” yaklaşım da buradan gelir.

Eisenstein’ın ortaya koyduğu haliyle biçimci kuram, temel olarak iki konuya vurgu yapar. İlki sinemanın algı üzerinde gücünün kullanılması, ikincisi de bir eğlence aracı olarak burjuvanın zevk aracına dönüşen hikayeler ve anlatıların kati suretle terk edilmesidir. Bu açıdan kendini gösteren söylemi fark etmek gayet kolay. Her tür, burjuvanın zevk aracına dönüşen hikaye ve anlatıların terk edilerek; işçi ve köylülere devrimci ideallerin, montajın bu algı yönetimi gücüyle empoze edilmesi daha sevimli anlamıyla onların eğitilmesi sinemanın esas görevidir. İşte bu yüzden Eisenstein, halka dönük olmayan; kendi içinde bir elitizme meyilli sanatsal kaygılara ve de anlatılara kesin olarak karşı çıkar. Eğer bir film; halkı devrimci ideallere doğru yönlendirmek dışında bir anlama dönüşüyorsa, bizzat burjuvanın zevk aracına dönüşüyor demektir. Eisenstein’ın yaklaşımında; filmdeki belirsizlikler, devrimci idealleri alttan alta çürüten bir burjuva tuzakları olarak görünür. Doğal olarak da Bronenosets Potyomkin metaforlara başvurmaz. Kalıplaşmış burjuva anlatılarını alaşağı eden doğrudan apaçıklıklar yaratır. Bu yeni anlatı; bir metaforik anlama değil, deneysel bir anlama kayar.

Bir diğer önemli konu olarak da; Eisenstein’ın kuramı çerçevesinde sanatsallık, toplumu etkilediği ölçüde sanatsallıktır. Buradaki toplumu etkilemek de temelde filmin propaganda söylemine işaret eder. Doğal olarak Bronenosets Potyomkin’in sanatsallığı ortaya konan propaganda ölçüsünde bir sanatsallıktır, yani onu aşması gibi bir şey söz konusu olamaz.

Görüleceği üzere filmin deneyselliği, her şeyden önce burjuva anlatılarından kopuşun bir anlamıdır ve Eisenstein’ın sanatsal kaygısı da, izleyici üzerinde uyandırdığı propagandist etki ölçüsünde varlık gösterir. Haliyle Bronenosets Potyomkin’in esas başarısı ya da önemi, seyirci algısı üzerinde kurduğu etkidedir. Filmdeki çürümüş et, tabak kırma, canlanan aslan ya da meşhur merdiven sahnelerinin görkemi ve etkileyiciliği de buradan gelir.

Fakat bu, algı üzerindeki gücü ve de etkisi üzerinde sanatsallığının ölçüsünü belirleyen bu kurama ait filmlerin ve doğal olarak da Bronenosets Potyomkin’in en büyük problemi ortaya konan salt yönetmen tahakkümüdür. Yazımızın başında yönetmeni ve filmini İtalyan Fütüristlere benzetmemizin sebebi de bundandır. Eisenstein’ın ortaya koyduğu kurama getirilen en temel eleştiri, faşist tahakkümdür. Çünkü Eisenstein için sinemanın özü hareket kavramına dayanır. Nihayetinde montajın temelinde de bu hareket vardır. Burada vurgulanan hareket, tam da İtalyan Fütüristlerinin vurguladığı haliyle; kalıplaşmış olanı yıkan, sürekli ve sürekli yeniden üreten ve düşünmeden hareket eden, geçmişi geleceği inşa etmek için yıkan bir harekettir. Bronenosets Potyomkin’deki gerek montaj üzerinde gerekse anlatı üzerinden kendini gösteren hareket vurgusu da tam olarak budur. Fakat bu hareket kavramının faşistçe tanımlanmasının sebebi olarak da şöyle bir tarihi gerçeklik vardır ki, harekete dair bu düşünce İkinci Dünya Savaşı’ndaki İtalyan Faşist lider Mussolini ve tarihin gördüğü en büyük vahşetlerden birini ortaya koyan Hitler’in ideolojisinin temelini oluşturur.

Nihayetinde Bronenosets Potyomkin, ortaya koyduğu deneysel yaklaşım ve kendi içinde bir anlama evrilen kuramsal yapısıyla önemlidir ama ona dair, derinlerde yatan anlamlardan ve hatalı bakış açılarından arındırılması da zaruridir. Burada yapılan, aslında filmin öneminin alaşağı edilmesi değil esas olarak ortaya koyduğu hakiki anlamı açığa çıkarmaktır.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol