Helen Fielding’in çok satan romanının kahramanı Bridget Jones, ilk filminden 15 yıl sonra yeniden aramıza dönüyor. 2001 yılında gösterime giren ve romanla aynı adı taşıyan Bridget Jones’un Günlüğü hem eleştirmenler hem de seyirci tarafından çok sevilen bir film olmuş ve alıştığımız Hollywood tarzı romantik komedi anlayışını değiştiren örneklerden biri haline gelmişti. Film çok ilgi görünce devamının gelmesi adeta kaçınılmaz olmuş ve 2004 yılında seyircinin karşısına çıkan Bridget Jones Mantığın Sınırı birçok devam filminin kaderini paylaşarak ilk filmin başarısından uzakta bir tablo çizmişti. Bu başarısızlıktan sonra uzun süre gözlerden uzak kalan kahramanımız seriyi başarılı bir şekilde başlatan yönetmen Sharon Maguire’ın ellerinde tekrar hayat buldu ve deyim yerindeyse aramıza bomba gibi döndü.

30’lu yaşlarında, müzmin bekâr, fazla kilolarından şikâyetçi, saf, sakar, aşktan yana şansı bir türlü yaver gitmeyen bir kadın olarak bıraktığımız Bridget Jones bu macerasında karşımıza 43 yaşında, kendiyle bir nebze daha barışık, daha olgun bir kadın olarak çıkıyor. Hayatının aşkı Mark Darcy’den ayrılmış, kafasını her daim karıştırmış çapkın Daniel da artık hayatının bir parçası olmaktan çıkmış durumda. Aşkta aradığını bulamamış olmasını kabullenmiş gibi görünen Bridget artık kariyerine odaklanmış, işinde başarılı, sosyal hayatta aktif bir kadın. Filmin başında tek başına kutlamak zorunda kaldığı doğum gününde yine yalnızlığın ve melankolinin kucağına düşecek gibi olan ama hemen toparlanıp kaldığı yerden devam etmeye karar veren Bridget yine iki erkeğin arasında kalıyor. Üstelik bu kez denklemde evlilik dışı doğacak bir bebek ve bu bebeğin babasının kim olduğunu bulmak sorunsalı da var.

Bridget Jones’un Bebeği: Çocuk da Yaparım Kariyer de

Editörlüğünü yaptığı haber programının sunucusu ve de yakın arkadaşı olan Camilla’nın ısrarıyla bir rock festivaline giden Bridget orada tanıştığı yakışıklı bir adamla tek gecelik bir ilişki yaşar. Bu olaydan kısa bir süre sonra eski sevgilisi Mark Darcy ile karşılaşır ve onunla da sevişir. Bu iki gecenin sonunda da kaçarcasına ortadan kaybolan taraf Bridget olur. Korunduğunu sanan kahramanımız hamile olduğunu anlayınca hem kariyeriyle ilgili sıkıntılar yaşamaya başlayacak hem de arka arkaya seviştiği bu iki erkekten hangisinin bebeğinin babası olduğunu bulmaya çalışacaktır. Festivalde tanıştığı ve birlikte olduğu adamın Amerikalı bir milyoner ve çöpçatanlık sitesi sahibi olduğunu öğrenen Bridget hem onu hem de Darcy’yi bebeğin babası olduklarına inandırır ve kelimenin tam anlamıyla bu iki erkeğin kendi etrafında pervane oluşunu izler. Mark Darcy, yıllardır sevmekten hiç vazgeçemediği, tanıdık, güvenilir bir limandır Bridget için. Yeni tanıştığı ve sadece bir kez birlikte olduğu Jack ise her şeyi kabullenmeye hazır haliyle, varlıklı bir baba adayı oluşu ve çizdiği neredeyse ideal erkek portresiyle Darcy’ye dişli bir rakip olmuştur. Zor kararlar almanın arifesinde olan Bridget bu kez ne erkeklerin, ne ailesinin, ne patronunun, ne de toplumun ona dayattığı şeyleri kabul eder ve hem bir birey hem de kadın olarak yükleneceği sorumlulukları bu yaşananlarda payı olan herkese eşit dağıtır. Böylelikle daha güçlü ve daha özgür bir insan olmanın da ilk adımını atmış olur.

İki saatlik uzun süresine rağmen ne temposunu ne de mizah dozunu düşüren Bridget Jones’un Bebeği, sinemada eğlenceli dakikalar geçirmekten başka vaadi olmayan sıradan bir romantik komedi filminden çok daha fazlası bu kez. Tek bir filmin içine birçok tema sıkıştırıp bunların hepsini yarım yamalak anlatabilen alıştığımız klişe filmlere inat ele aldığı her şeyi hem çok eğlenceli hem de çok tutarlı anlatan senaryosu, filmin en büyük silahı denebilir. Kadın erkek ilişkilerine, cinselliğe, evliliğe ve kadınlar üzerindeki toplum baskısına yaklaşımıyla feminist söylemlere sahip bir film var karşımızda. Rızaları dışında karşılarına çıkan babalık durumuna olumlu yaklaşan iki erkeğin bu tavırları yaşanan durumu tamamen Bridget’in yani bir kadının gözünden görmemize, kadının istekleri ve tercihlerinin önem ve anlam kazandığı bir düzleme taşıyor tüm olan biteni. Film bu haliyle modern şehirli kadınların daha çok ilgisini çekecektir mutlaka. Ancak bunu yaparken erkek karakterlerini karikatürleştirmeyen, siyah-beyaz “canavar-kalpsiz” erkek rolüne bürümeyen söylemiyle erkek seyircinin de seveceği ve izlerken gayet eğleneceği bir yapısı var. Bridget’in kendisi gibi bekâr bir anne olan feminist doktoru, Mark’ın mahkemede savunduğu kadın hakları savunucusu müzik grubu, editörlüğünü yaptığı haber programında ağırladıkları siyasetçilere yönelen sorular gibi detaylarla hem kadın sorununa hem de modern dünyanın dertlerine dair söylenecek sözleri de olan Bridget Jones’un Bebeği, son yılların en eğlenceli ve akılda kalıcı romantik komedilerinden biri olmaya şimdiden aday. İyi seyirler.

Helen Fielding’in çok satan romanının kahramanı Bridget Jones, ilk filminden 15 yıl sonra yeniden aramıza dönüyor. 2001 yılında gösterime giren ve romanla aynı adı taşıyan Bridget Jones’un Günlüğü hem eleştirmenler hem de seyirci tarafından çok sevilen bir film olmuş ve alıştığımız Hollywood tarzı romantik komedi anlayışını değiştiren örneklerden biri haline gelmişti. Film çok ilgi görünce devamının gelmesi adeta kaçınılmaz olmuş ve 2004 yılında seyircinin karşısına çıkan Bridget Jones Mantığın Sınırı birçok devam filminin kaderini paylaşarak ilk filmin başarısından uzakta bir tablo çizmişti. Bu başarısızlıktan sonra uzun süre gözlerden uzak kalan kahramanımız seriyi başarılı bir şekilde başlatan yönetmen Sharon Maguire’ın ellerinde tekrar hayat buldu ve deyim yerindeyse aramıza bomba gibi döndü. 30’lu yaşlarında, müzmin bekâr, fazla kilolarından şikâyetçi, saf, sakar, aşktan yana şansı bir türlü yaver gitmeyen bir kadın olarak bıraktığımız Bridget Jones bu macerasında karşımıza 43 yaşında, kendiyle bir nebze daha barışık, daha olgun bir kadın olarak çıkıyor. Hayatının aşkı Mark Darcy’den ayrılmış, kafasını her daim karıştırmış çapkın Daniel da artık hayatının bir parçası olmaktan çıkmış durumda. Aşkta aradığını bulamamış olmasını kabullenmiş gibi görünen Bridget artık kariyerine odaklanmış, işinde başarılı, sosyal hayatta aktif bir kadın. Filmin başında tek başına kutlamak zorunda kaldığı doğum gününde yine yalnızlığın ve melankolinin kucağına düşecek gibi olan ama hemen toparlanıp kaldığı yerden devam etmeye karar veren Bridget yine iki erkeğin arasında kalıyor. Üstelik bu kez denklemde evlilik dışı doğacak bir bebek ve bu bebeğin babasının kim olduğunu bulmak sorunsalı da var. Bridget Jones’un Bebeği: Çocuk da Yaparım Kariyer de Editörlüğünü yaptığı haber programının sunucusu ve de yakın arkadaşı olan Camilla’nın ısrarıyla bir rock festivaline giden Bridget orada tanıştığı yakışıklı bir adamla tek gecelik bir ilişki yaşar. Bu olaydan kısa bir süre sonra eski sevgilisi Mark Darcy ile karşılaşır ve onunla da sevişir. Bu iki gecenin sonunda da kaçarcasına ortadan kaybolan taraf Bridget olur. Korunduğunu sanan kahramanımız hamile olduğunu anlayınca hem kariyeriyle ilgili sıkıntılar yaşamaya başlayacak hem de arka arkaya seviştiği bu iki erkekten hangisinin bebeğinin babası olduğunu bulmaya çalışacaktır. Festivalde tanıştığı ve birlikte olduğu adamın Amerikalı bir milyoner ve çöpçatanlık sitesi sahibi olduğunu öğrenen Bridget hem onu hem de Darcy’yi bebeğin babası olduklarına inandırır ve kelimenin tam anlamıyla bu iki erkeğin kendi etrafında pervane oluşunu izler. Mark Darcy, yıllardır sevmekten hiç vazgeçemediği, tanıdık, güvenilir bir limandır Bridget için. Yeni tanıştığı ve sadece bir kez birlikte olduğu Jack ise her şeyi kabullenmeye hazır haliyle, varlıklı bir baba adayı oluşu ve çizdiği neredeyse ideal erkek portresiyle Darcy’ye dişli bir rakip olmuştur. Zor kararlar almanın arifesinde olan Bridget bu kez ne erkeklerin, ne ailesinin, ne patronunun, ne de toplumun ona dayattığı şeyleri kabul eder ve hem bir birey hem de kadın olarak yükleneceği sorumlulukları bu yaşananlarda payı olan herkese eşit dağıtır. Böylelikle daha güçlü ve daha özgür bir insan olmanın da ilk adımını atmış olur. İki saatlik uzun süresine rağmen ne temposunu ne de mizah dozunu düşüren Bridget Jones’un Bebeği, sinemada eğlenceli dakikalar geçirmekten başka vaadi olmayan sıradan bir romantik komedi filminden çok daha fazlası bu kez. Tek bir filmin içine birçok tema sıkıştırıp bunların hepsini yarım yamalak anlatabilen…

Yazar Puanı

puan

75

30’lu yaşlarında, müzmin bekâr, fazla kilolarından şikâyetçi, saf, sakar, aşktan yana şansı bir türlü yaver gitmeyen bir kadın olarak bıraktığımız Bridget Jones bu macerasında karşımıza 43 yaşında, kendiyle bir nebze daha barışık, daha olgun bir kadın olarak çıkıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.61 ( 4 votes)
75
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi