20. yüzyıl dünyada oldukça buhranlı dönemlerden biri olarak anılır. Sebebiyse aynı yüzyıl içinde dünyanın tanık olduğu en büyük iki dünya savaşının yaşanmasıdır. İnsanların ilkinden sonra sıradan bir hayat tarzı aradığı ve savaşın sona ermesiyle bunu elde edeceklerini sandıkları bir anda, ikincisinin patlak vermesi tüm umutları boşa çıkarmış kitlelerin depresyonlarına sebep olarak ruhsal dengelerin bozulmasına yol açmıştır. Bu durumdan en çok etkilenenler de şüphesiz ki yazarlar olmuştur. Eserlerinde bu bozulmayı ele alarak insanların yaşamış olduğu duyguları günlük olaylar içerisinde tasvir etmişlerdir. Virginia Woolf, Rudyard Kipling, Samuel Beckett, Ernest Hemingway, Joseph Conrad gibi isimler aynı yüzyılda yetişmiş önemli isimler haline gelmiştir.

Özellikle 1901-1950 arasında geçen sürenin etkileri edebiyatta oldukça keskin hatlarla kendini belli eder. İçsel monologlar, kendi kendine konuşmalar ve bunalımlı kişilikler odak noktasındadır. Bunlardan bir tanesi de 1945 yılında, başlamakta olan bir savaşın gölgesinde Evelyn Waugh tarafından yazılan Brideshead Revisited. Kitap, son demlerini yaşayan aristokrat bir ailenin sahip olduğu ev, değerler ve zaman içerisinde bu ailenin üyeleriyle birlikte değişen, yıkılan dünyalarını anlatıyor. Kitabın 1981 yılında BBC tarafından çekilen uyarlaması oldukça beğenilmiş ve oyuncusu Jeremy Irons için de kariyerinde önemli bir adım olmuştu. 2008 yılında gelişen teknik ekipmanlardan etkilendiğini ve edebiyat uyarlamalarının cover tadında yeniden beyazperdeye aktarılması furyasına kapıldığını düşündüğüm yönetmen Julian Jarrold tarafından sinemaya uyarlandı. Ama öyle bir uyarlama oldu ki keşke Charles Ryder’ı hep Jeremy Irons olarak hatırlasaydık dedirtecek cinsten bir yapım çıktı.

Aristokrat bir aileden gelen narin ve naif karakter Sebastian Flyte ile orta sınıf bir ailenin mazlum çocuğu Charles Ryder’ın arkadaşlıkları ve bu arkadaşlığa sonradan dahil olan küçük kız kardeş Julia Flyte arasında geçen hikayeyi anlatan film bana göre gelmiş geçmiş en kötü uyarlamalardan biridir. Film, dönem olaylarına göndermeler şöyle dursun, hikayeyi bile tam anlamıyla anlatmaktan aciz kalıyor. Vasat oyuncular, birbirinden kopuk geçişler ve ağır ilerleyen temposu ne yazık ki kitaba da büyük saygısızlık ediyor. Detaylı hikayesinden uzaklaşarak özet vermeye çabalayan yönetmen maalesef bu çabasıyla birçok noktayı atlayarak kitabı okumuş veya okumamış izleyicilerde hayal kırıklığı yaratıyor.

Kitabın ve yazarın anlatmak istediği onca duygu ve fikri boşa sayan ve konuyu ucuz bir Hollywood filmi konusuna çevirerek iki kardeşin arasını açan şehvetli kadının hikayesi haline getiren uyarlama, sadece bunlarla da kalmıyor.. Az önce de belirttiğim üzere “Bu kadın nereden çıktı şimdi? Bu adamın burada olmasındaki amaç ne?” gibi manasız sorularla baş başa kaldığınız filmin kitabını okuduktan sonra tüm karakterler bir anlama bürünecektir. Film boyunca, hikayede anlatılan dini inançların sorgulanması, toplumsal değerler, sınıf ayrımının acımasızlığı ve aynı zamanda bu ayrımın giderek yok olmaya yüz tutması, eşcinselliğe yaklaşımlar gibi birbirinden bağımsız ama aynı dönemin sorunları olarak gösterilecek birçok nokta göz ardı edilerek yalnızca Lady Marchmain’in çocuklarını korumak için Charles’ı saf dışı bırakma çabası ve Julia’nın Sebastian’la Charles arasına girerek bu arkadaşlığı bozması anlatılarak, daha derine inmeye ne yazık ki imkan verilmiyor.

Eserin ve konunun güzelliğini düşününce bu filmi izlemek yerine tavsiyem BBC uyarlaması Jeremy Irons ve Diana Quick ve Roger Milner’ın rol aldığı mini diziyi izlemek veya sabrınıza güveniyorsanız kitabını okumak olacaktır. 133 dakika süren film zaman kaybı olmaktan öteye gidemiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi