Gılgamış Destanı’ndan bu yana anlatı; giriş, gelişme, sonuç bölümlerine ayrılmış, olaylar düğümlenmiş, doruk noktasına ulaştırılmış ve çözüme kavuşturulmuştur. Bu anlatı türünde önemli olan karakterin dramatik yolculuğudur. Bu yolculuğu Campell ve Vogler de ayrı ayrı ama benzer aşamalara ayırmışlardır. Örnek vermek gerekirse klasik anlatı sinemasında bir karakter “olağan dünya“sında yaşarken “maceraya çağrı“lır; çağrıyı reddeder ya da kabul eder akabinde “akıl hocası”yla tanışır. Akıl hocasıyla tanışma bölümünde kahraman atıldığı macera konusunda kendine güvenmeye başlar, bu akıl hocası genelde daha önceden bu yola çıkmış ve yolu tamamlamış biridir, Ödül, diriliş ve iksirle dönüş gibi aşamalarla tamamlanan anlatıda kahraman artık başladığı noktadan çok daha farklı bir yerdedir.

Sanatın gerçekliğin bir taklidi yani mimesisi olması konusuna karşı çıkan Brecht, katharsis ve einfühlung (empati) kavramlarını da kendi tiyatrosundan silmek adına belli başlı yöntemlere başvurdu. Bu yöntemlerden en önemlisi “yabancılaşma” tekniğidir. Epik tiyatro ve sinemada  oyunun ya da filmin bir yaratı olduğunu, gerçek olmadığını vurgulamak Brecht için esastır. Bu yabancılaşma çeşitli kurgusal atlamalar, tekrarlar, müzik ya da oyunculukla sağlanabilirken, izleyicinin karanlık bir salonda voyeristik bir hazla, kimsenin kendisini görmediğinden emin bir şekilde karşısındaki hayatları gözetlerken oyuncunun aniden kameraya dönüp izleyiciyle göz göze gelmesi de yabancılaşma efekti yaratır. Olayların takip ettiği neden-sonuç ilişkisinin yerine Brecht epizodik anlatımı koyar. Yanı sıra Brechtyen anlatıda izleyicinin odağı filmin sonunda, çözümünde toplanmaz, ilgi nasıl ilerlediğindedir. Her sahne kendisi için vardır. Öyleyse her sahnesi kendisi için var olan ve izleyiciyi izlediği filme yabancılaştırmayı misyon edinmiş 7 filmi birlikte inceleyelim.

Brecht Estetiğinden Etkilenen 7 Film!

Salò, or the 120 Days of Sodom (Pier Paolo Pasolini, 1975)

salo-ya-da-sodomun-120-gunu-filmloverss

Salo Cumhuriyeti, II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’nın desteğiyle İtalya’da kurulan bir kukla devletti. Mussolini’nin kurup yönettiği bu yeni ülkede geçen film, aslında Nazi faşizminin sonuçlarını ortaya döker gibidir. Bir grup burjuva ve aristokratın kendilerine 12-15 yaşlarında kız ve erkek çocuklar seçmeleri ve onları daha çok seks köleleri olarak kullanmaları etrafında şekillenen film, karakterlere birebir kurdurttuğu cümlelerle de derdini ortaya koyuyor. Pasolini, sansürlenen ve yasaklanan bu son filminden bir süre sonra dini ve politik görüşleri nedeniyle sahilde dövülmüş ve kafasının üzerinden arabayla geçilmiş halde cesedi bulunmuştur. Filmde bir grup aristokratın kendilerine köylerden genç erkek ve kadınlar seçerek onları bütün işlerini görecek şekilde köleleştirmeleri konu edinir. Film bu bakımdan politik açıdan da Bretchtyen anlatının nosyonlarına sahiptir.

The Cook, The Thief, His Wife and Her Lover (Peter Greenaway, 1989)

The Cook-the Thief His Wife and Her Lover-filmloverss

Kamera hareketleri ve renk kullanımıyla klasik anlatı sinemasının anlatı tekniklerinden ayrılan ve izleyiciye izlediklerinin gerçekliğini sorgulatan The Cook, The Thief, His Wife and Her Lover, izleyicisiyle kendisi arasına bir mesafe koyar. Özellikle karaktere göre bulunulan ortamın renk değiştirmesi karakter tanımlamasında apayrı bir gelişim olarak değerlendirilebilir. İçinde bulunulan mekanın duvarlarını ortadan kaldıran çekimleriyle izleyicinin yabancılaşma hissinin altını çizer. Peter Greenaway imzalı film, izleyicileri ikiye bölen filmlerden bir diğeri.

Katzelmacher (Rainer Werner Fassbinder, 1969)

KatzelmacherFassbinder’in ikinci uzun metraj filmi olan Katzelmacher, bir grup arkadaşın gündelik basit hayatlarını konu eder. Evin önünde oturan, birlikte kart oynayan bara giden bu grup Jorgos adlı bir karakterin yaşantılarına dahil olmasıyla değişir. Filmde göze çarpan en önemli Brechtyen detaylar, oyunculukların dolayısıyla karakterlerin fazlasıyla donuk olması ve karakterlerin birbiriyle göz teması kurmaktan dahi kaçınması şeklinde sıralanabilir. Fassbinder Katzelmacher’de Alman gençliğinin umutsuz ve hatta içler acısı durumunu gözler önüne serer.

Funny Games (Michael Haneke, 1997)

funny-games-filmloverss

Öncelikle Funny Games’in Haneke tarafından çekilmiş iki versiyonu olduğunu belirtelim. 1997 versiyonunu ele alacağımız bu listede Funny Games’in Brechtyen esintiler taşımasının en önemli sebebi, karakterlerin kameraya bakarak izleyiciyle göz göze gelmekten çekinmemesidir. Hatta bir eve zorla girip aileyi alıkoyan iki suçlunun gözünüzün içine bakarak konuşması ve bir şey yapamayacağınızı iddia etmesi bir seyir deneyimi için oldukça sinir bozucudur.

Dogville (Lars Von Trier, 2003)

dogville-filmloverss

Dogville Brechtyen tiyatro tekniklerinden etkilenen filmler başlığı altında her sıraya tekrar tekrar yazılabilecek bir film. Her şeyiyle Brecht’e öykünen ve bir köy kurulumunu dahi tiyatro sahnesinde çizgilerle sağlayan Dogville, klasik anlatı sineması seyircisi için ilk 20 dakikada hikayenin içine girmeyi oldukça zorlaştıran unsurlar içeriyor. Bu anlatı tarzına adapte olduktan sonra ise filmden bambaşka bir seyir deneyimi ve hazzı çıkarmak mümkün hale geliyor. Elbette Dogville bir bakıma girişi, gelişmesi ve sonucu olan bir olay örgüsü sunuyor izleyiciye ancak filmin tamamen bir tiyatro sahnesinde geçmesi eskiyle yeniyi bir araya getirerek daha postmodern bir anlatının ortaya çıkmasına vesile oluyor.

Palindromes (Todd Solondz, 2004)

palindromes-filmloverss

Brechtyen bir anlatıda, bir oyuncu herhangi bir makyaj, yaşlandırma tekniği ve hatta kostm değişikliği kullanmaksızın birden fazla karakteri canlandırabilir. Todd Solondz’un bu en deneysel filmlerinden biri olan Palindromes’ta bu birden fazla karakteri canlandırabilme seçeneği ters istikamette ancak benzer yabancılaştırma efektini sağlayabilecek biçimde kullanılır. 13 yaşında genç bir kız olan Aviva karakterini filmde farklı yaş, cinsiyet ve milliyetten 8 ayrı oyuncu canlandırır.

Pierrot Le Fou (Jean-Luc Godard, 1965)

Anna Karina in Jean-Luc Godard’s PIERROT LE FOU (1965). Courtesy: Rialto Pictures / Studiocanal

Brechtyen tiyatro tekniklerini sinemasında her an kullanmaktan çekinmeyen en önemli yönetmenlerden biri de Jean-Luc Godard. Filmi izlediğinizde başlangıçta hata gibi görebileceğiniz sahne tekrarları, jump cut’lar, oyunculukların yer yer sekteye uğraması, aynı sahnelerin farklı çekilmiş versiyonları gibi detaylar tamamen izleyiciyi filme yabancılaştırmak adına filmin içerisine yerleştirilmiş ayrıntılar olarak göze çarpar. Çünkü bu artık yepyeni bir sinema dilidir. Bu yeni sinemada izleyici filmin içerisinde kaybolmaz, onu bambaşka bir algılayış biçimiyle yeniden üretir.

Kaynak: Taste of Cinema

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi