Bir varmış bir yokmuş. 1995 yılında senarist Randall Wallace öyle bir hikaye yazmış ve Mel Gibson da hem başrolünde hem de yönetmen koltuğunda öyle güzel işler yapmış ki masal tadında bir film çıkmış ortaya. Masal dedim diye hafife almayın, her ne kadar doğru yansıtmadığı söylense de tarihi gerçeklere dayanan bir masalmış bu. Kimi tarihçiye göre bir köylü, kimi tarihçiye göre doğuştan soylu ama en önemlisi ise hiçbir zaman bağlılık yemini etmediği Kral I.Edward’a ve onun İngiltere’sine karşı ortaya konan özgürlük mücadelesinde İskoçlara önderlik eden şövalye William Wallace’ın kahramanlıklarının anlatıldığı bir masal bu. Az önce de söylediğim gibi filmin tarihi gerçeklerle uyuşmadığını söyleyen ve bu tezlerini tarihsel materyallere dayandıran tarihçiler olsa da bunlar filmi her izlediğimizde tüylerimizin diken diken olmasını engellemiyor. Sevgi, aşk, dostluk, ihanet, mücadele ve özgürlük kavramları o kadar iç içe ve birbiriyle bağlantılı anlatılıyor ki üç saat süren filmde beş dakika film arası bile vermek istemiyorsunuz. William Wallace’ın yaşadığı gibi bir aşk yaşamak, onun savaştığı gibi savaşmak isteyip kendinizi filme öyle bir kaptırıyorsunuz ki sanki sırtınızda kınında bekleyen bir kılıç var da çekseniz siz de özgürlük için onun yanında mücadele edecekmişsiniz gibi şahlanıyorsunuz. William Wallace yüzlerce askerin arasına daldığında koltuğunuza gömülüp heyecanla sağ salim savaştan çıkmasını bekliyorsunuz ve bedeninde değil de ruhunda yaralar açıldığında onun gibi şaşırarak gözlerinizi açıyor, gözyaşlarınızı birlikte akıtıyorsunuz. Sonunda da içinizde bir yerlerde varlığını fark ettiğiniz ve yeniden yüzeye çıkardığınız özgür ruhunuzla birkaç gün boyunca öğretmeninize, patronunuza ya da size baskı uyguladığını düşündüğünüz herkese ‘freedooooooooom’ diye bağırmak istiyorsunuz. 

Mel Gibson birçoğumuz için hala William Wallace’tır. 56 yaşındaki aktörü 1976 yılından beri ekranlarda birçok farklı rolde görsek de Braveheart ne zaman başlasa o artık Mel değildir. Özellikle son zamanlardaki rolleriyle ağır eleştiri alan Mel Gibson bu filmdeki rolüyle ömrünün sonuna kadar “iyi oyuncu” sıfatıyla anılmayı garantilemiştir. 

1995 senesinde 10 dalda oscara aday olan film, en iyi film ödülü de dahil olmak üzere bunların beş tanesinde ödül almayı başardı. 22 Eylül 1995 yılında Türkiye’de gösterime giren film 57 hafta boyunca yani bir yılı aşkın süre vizyonda kaldı. Sonrasında da ara ara vizyona giren film uzun yıllar beyaz perdede seyircisiyle buluştu. 1999 yılına gelindiğinde 1 milyon kişi filmi sinemada izlemişti. 

Özgürlüğün, yaşama hakkının sanki büyük bir ayrıcalıkmış gibi sana verilmesi değil, bunu iddia edenlere boyun eğmeme olduğunu anlatan film, özellikle kendimizi özgür sandığımız anlarda yeniden izlediğimizde gerçek özgürlüğün ne olduğunu gösterip kendi masalımızı “sonsuza dek özgür kaldılar” cümlesiyle bitirmemize yardımcı olacaktır. 

İyi Seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi