1977 yapımı Bobby Deerfield filmine kadar Al Pacino’yu uyuşturucu bağımlısı, mafya babası, kilometrelerce yol boyunca kızına hediye taşıyan kabına sığmaz bir baba, dürüst ve bu dürüstlüğü başına iş açan bir polis ve biseksüel bir banka soyguncusu rollerinde izledik. Bobby Deerfield filminde ise bir araba yarışçısı olarak çıkıyor karşımıza Al Pacino. Bu film için geride kalan yedi filmine oranla en az bilinen, canlandırdığı karakteri en az hatırlanan filmi de diyebiliriz.

Bobby Deerfield ünlü bir araba yarışçısıdır. İşi nedeniyle riskli bir hayat yaşasa da özel hayatında risk almayı başaramaz. Fazla konuşmayı sevmeyen, yaşadığı hayattan pek de tat almayan birisidir. Bir yarış sırasında yaşanan kaza sonucu bir sürücünün hayatını kaybetmesi, bir sürücünün de ağır yaralanması sonucu bu kazayı kafasına fazlasıyla takan Bobby bu kazanın nedenini araştırmaya başlar. Bu araştırma sonucu yolu İtalya’ya düşen Bobby’nin bu İtalya gezisi sandığı kadar kısa süremez. Karmaşık bir aşka adım atar.

Al-Pacino

Film az önce de belirttiğim gibi Al Pacino’nun önceki filmlerine göre, hatta tüm filmlerine göre arka planda kalmış bir film. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi filmin konu olarak izleyiciye bir şey vaad etmemesi. Her ne kadar filmde yaşanan aşk “Kasımda Aşk Başkadır” filmindeki gibi bir aşk olsa da (hasta ve başına buyruk bir kadın, işine bağlı bir adam) o filmdeki gibi baştan sona içinde olmak isteyebileceğimiz, sonu ne olursa olsun gözü kapalı kabul edebileceğimiz bir aşk sunmuyor. Filmden aşkı çıkardığımızda da konu olarak geriye pek bir şey kalmıyor. Doğal olarak Bobby Deerfield kült filmler arasına adını yazdıramıyor.

Filmle ilgili akılda kalıcı iki şey var. Birincisi arka plandaki İtalya görüntüleri. Yönetmen Sydney Pollack’ın mekan seçimleri, İtalya’nın hem doğa, hem tarihi güzellikleri filmin en güzel yanlarından bir tanesi. Söylenebilecek ikinci şey ise Marthe Keller’ın başarılı oyunculuğu. Hastalığını önemsemeyen, çılgın, dünyadan beklentileri çok farklı bir kadın olan Lillian’ı başarılı şekilde canlandıran Keller filmin en iyi oyuncusu olarak göze çarpıyor. Al Pacino’nun bile Marthe Keller’in gerisinde kaldığını söylemek gerek. Al Pacino’nun performansının düşük kaldığını, önceki filmlerinde canlandırdığı karakterlerle kıyaslayarak söylemek mümkün. Daha önce canlandırdığı çılgın karakterler gibi hareketli ve bütün filmi domine eden bir oyunculuk da sergilemiyor, Baba filmindeki gibi ağırbaşlı ancak tüm hareketleriyle rolüne büründüğü ve tüm mimikleriyle bir mafya babası gibi davrandığı bir oyunculuk da.

Al Pacino

Erich Maria Remarque’nin kitabından uyarlanan film belki de bu nedenle senaryo olarak eksiklikler barındırıyor. Her uyarlamanın yaşadığı sıkıntıyı yaşayıp, anlatmaya çalıştığı konuyu okuyucunun kitaptan aldığı duygu gibi izleyiciye yansıtamıyor.

Al Pacino filmografisinde, çok iyi filmler arasındaki bir duraklama dönemi filmi olarak adlandırılabilecek Bobby Deerfield, yine de Al Pacino sevenleri, onu izlemekten keyif alanları tatmin edecektir. Onun yer aldığı her işi izlemek bir keyifken Bobby Deerfield da izlenmeli ancak büyük beklentiler içine girilmemeli.

İyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi