Bob Fosse bir Broadway efsanesi. Yaşasaydı yazının yayınlandığı bugün (23 Haziran) doksan yaşına basacaktı. Hem aktör hem koreograf olarak birçok ödülün sahibi olan Fosse, müzikalleri Hollywood’a taşıyarak yönetmenlik – ve yazarlık – kabiliyeti olduğunu da göstermiş bir isim. Unutulmaz sahneleri ile sinema tarihine geçen ve sadece 5 filmde yönetmen koltuğuna oturan Fosse’yi bu beş filmini anarak hatırlayalım. Ama öncelikle hareketli hayatından biraz bahsedelim.

1927 yılında Chicago’da doğan Bob Fosse, daha çocuk denecek yaşlarda dansa merak salmış ve Chicago’da irili ufaklı gösterilerde yer almıştı. Daha yirmili yaşlarının başında yeni Fred Astaire olmak hayaliyle Hollywood’a taşınan Fosse, filmlerde ufak roller almaya başladı. Broadway’de de koreograf olarak görev yapmaya başlayan Bob Fosse, ünlü müzikal Sweet Charity’yi 1969 yılında sinemaya uyarlayarak 5 film sürecek ama etkisi bugün bile hissedilecek yönetmenlik kariyerine ilk adımını attı.

Sweet Charity (1969)

sweet-charity

Aslen Fellini’nin La Notte di Cabiria (Cabiria Geceleri) filminden uyarlanan müzikal hem Broadway’de hem de Hollywood’da bir hit oldu. Müzikali halen ABD ve İngiltere’de oynayan bu eser, Bob Fosse’nin ilk yönetmenlik denemesi. Başrolünde Shirley MacLaine’in yer aldığı film, Charity Hope Valentine isimli bir kadının aşkı arayışını anlatıyor. Filmin alt başlığı da zaten bunu açıklıyor: Sevilmek İsteyen bir Kadının Maceraları. “Big Spender” isimli parçası da bir hit olan film, bir geçiş filmi gibi. Fosse bu filmde halen daha müzikalin sınırlarında kalmış ve sinemanın büyülü ve sınırsız olanaklarının sadece bir kısmını kullanmış. Uzun süresine rağmen (iki buçuk saat) izleyicilere büyük bir görsel şölen vaat eden film Sanat Yönetimi-Set Dekorasyonu, Kostüm Tasarımı ve Orijinal Müzik fallarında da Oscar’a aday olmuştu.

Cabaret (1972)

cabaret

Bob Fosse’nin saygıdeğer bir yönetmen olma yolunda büyük bir sıçrama yaptığı filme gelelim şimdi de. Cabaret (Kabare) 1972 yılına damgasını vuran iki filmden biridir desek yeridir. En büyük şanssızlığı dünya sinema tarihinin en iyi filmlerinden The Godfather ile aynı sene vizyona girmiş olması muhakkak. Yine de Oscar Ödülleri’nde şaşırtıcı bir başarıya sahip olmuş ve 8 ödül kazanmıştı. Cabaret halen En İyi Film Oscar’ını almayarak en çok ödüle sahip olan film. En İyi Film ve Senaryo oscarlarını The Godfather’a kaybetse de Bob Fosse daha ikinci filmi ile En İyi Yönetmen Oscarının sahibi olmuştu.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde, Nazizm’in “önlenebilir yükselişi” esnasında Berlin’de geçen film, bir aşk üçgenini anlatıyor. Amerikalı kabare dansçısı Sally (Liza Minelli), İngiltere’den yeni gelen entelektüel İngilizce öğretmeni Brian (Michael York) ve Alman baron ve playboy Max (Helmut Griem) ilginç bir birlikteliğe başlarlar. Ancak Weimar döneminin bunaltıcı havası ve politikanın korkunç bir noktaya gelmesi her şeyi olduğu gibi onların hayatlarını da değiştirecektir. Joel Grey’in can verdiği Teşrifatçı karakterinin En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ında The Godfather’dan Al Pacino, Robert Duvall ve James Caan’ı geride bırakarak ödüle ulaştığını da unutmamak gerek.

Lenny (1974)

lenny

Lenny, ülkemizde pek de tanınmayan bir komedyenin Lenny Bruce’un hayatını anlatıyor. Lenny Bruce’a komedinin özgürlük savaşçısı desek herhalde abartmış olmayız. Genç yaşta yüksek dozdan hayatını kaybeden, dinden politikaya her konuyu komedinin bir parçası yapan ve bu yüzden başı hiç beladan kurtulmayan bir komedyen Lenny Bruce. Bob Fosse’nin müzikal olmayan ilk filmi olan Lenny, Dustin Hoffman’ın efsanevi performansı ve Bruce’un hayatını anlatan ustalıklı kurgusu ile ön plana çıkıyor. Altı dalda Oscar’a aday gösterilen Cannes Film Festivali’nde de övgüyle bahsedilen film, aynı festivalde Lenny’nin eşi Honey Bruce’u canlandıran Valerie Perrine’e en iyi aktris ödülünü kazandırmıştı.

All That Jazz (1979)

all-that-jazz

Gelelim All That Jazz (ya da Türkiye’de bilindiği adıyla Bütün O Caz) filmine. Fosse’nin filmografisinde benim kişisel favorim All That Jazz’dir. Yarı-otobiyografik bir film olan All That Jazz’in finali de bir nevi kehanet gibidir. Çünkü filmin finali ile Bob Fosse’nin hayatı benzemektedir. Bir yönetmen ve koreograf olan Joe Gideon, bir yandan uyuşturucu, ilaç ve alkol ile yaratım süreçlerini yönetmeye çalışırken, öte yandan da ailesi ve kadınlarla olan ilişkileri arasında bir denge tutturmaya çalışmaktadır. Eski karısı, sevgilisi ve kızı ile ilişkilerine bir de ölü meleği ile olan flörtü dahil olur. Gideon hayatının dengesini kaçırdığı gibi hayatını da elinden kaçırmaktadır.

Bir görsel şölen, bir kurgu mucizesi olan All That Jazz, şov dünyası, sanatsal üretim ve kriz üzerine, belki Fellini’nin 8 ½ filmi kadar etkileyici bir eser. 9 dalda Oscar’a aday olup 4’ünü kazanan film, Cannes Film Festivali’nde de Altın Palmiye’yi Kurosawa’nın Kagemusha filmi ile paylaşmıştır. Bob Fosse’nin ustalıklı yönetimi kadar Roy Scheider’in başarılı oyunculuğuyla da öne çıkan film, sadece Fosse’nin ya da müzikal türünün değil, tüm sinema tarihinin başyapıtları arasında emin bir yere sahip.

Star 80 (1983)

star-80

Bob Fosse’nin ölümünden önce çektiği son filmi, aynı zamanda da en karanlık filmi. 1980 yılında yılın Playmate’i seçilen Playboy modeli Dorothy Stratten’in kısa ve acı hayatını anlatan Star 80’in başrollerinde Mariel Hemingway, Eric Roberts ve Cliff Robertson oynuyor. Yıldızı parlayan bir Playboy starı olan Dorothy, lise aşkı olan Paul ile pek de razı olmayarak evlenir. Ancak, Dorothy’nin hayatı bambaşka bir yön alırken Paul bu durumu kaldıramaz. Olayların gelişimi Dorothy’nin sonunu hazırlayacaktır.

Star 80, bize Bob Fosse’nin dramada neler yapabileceğini, nelere kabil olduğunu gösteren bir film. Bu sebeple Bob Fosse’yi erken bir yaşta kaybetmiş olmak bizi daha da çok üzüyor. Ancak, bu onu 5 filmiyle sinema tarihine damgasını vurmuş bir üretici olmaktan alıkoymuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi