Maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi? Bir renk değildir mavi huydur bende Ve benim yetinmezliğimdir Ve herkesin yetinmezliğidir belki. Son yıllarda Cobain: Montage of Heck, Amy ve Gimme Danger gibi oldukça başarılı örneklerini gördüğümüz müzik belgesellerinin Hollywood'taki yeniden yükselişinden bahsetmek mümkünken bu tarzdaki belgesellerin özellikle ülkemizdeki eksikliği halen devam etmekte. Önümüzde Can Dündar'ın Garip: Neşet Ertaş'ı ve Fatih Akın'ın İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek'i gibi değerli yapımlar bulunsa da bu iki belgeselin üzerinden neredeyse 12 yıl geçtiğini belirtmek gerek. İşte tam da bu noktada yapım çalışmalarının başladığı ilk günden beri heyecanla beklediğimiz Blue'nun oldukça önemli bir yerde durduğunu söylemek mümkün. Ancak Blue'nun değeri yalnızca janraya yeni bir hareket getirmekle sınırlı değil. Belgesel ülkemizin iki dahi müzisyeninin hem daha geniş tanınmasını sağlamak hem de onlara hak ettiği değeri vermek gibi ilahi amaçlara hizmet etmesi açısından da oldukça değerli. Yönetmen Mehmet Sertan Ünver ve yapımcı Suzan Güverte'yle birlikte danışmanlığını ülkemiz kültür-sanatının önemli isimlerinden Yekta Kopan'ın yaptığı Blue'nun titiz bir çalışmanın ürünü olduğu pek aşikar. Keza Sertan Ünver'in yaklaşık 200 kişiden oluşan ekibiyle yaklaşık bir yıl süren kaynak çalışmasına giriştiği belgeselin yolu Çaplı’nın hayat hikayesinin derinlerine inmek amacıyla Amerika’ya bile gitmiş. Hem yerli hem de yabancı kaynaklardan faydalanılan bu araştırma süreci sonucunda özellikle Kerim Çaplı hakkında pek çok görüntü kaydına ulaşılmış. Blue: Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı'nın Trajik Hikayesi Filmin konusundan kısaca bahsetmek gerekirse Blue; müzikle, toplumla, endüstriyle ve kendi zihinleriyle savaşan iki dahi müzisyenin yani Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı'nın trajik hikayesi. İkilinin çocuk yıllarından başlayarak hayatlarının son yıllarına kadar kademeli şekilde ilerlediğini gördüğümüz belgesel, aynı zamanda Blue Blues Band'in, 90'lar İstanbulu'nun ve o zamanlarda ülkemizde satanizmin sağ kolu olarak görülen rock ya da metal müziğe gönül vermiş herkesin hikayesi. Şimdilerde ülkenin geri kalanı gibi beton cenneti haline gelmiş Taksim'de bu asi gençlerin mabedi haline gelmiş Kemancı'nın ruhunu bizlere başarıyla veren Blue'nun, bu ruhu izleyiciye geçirmesindeki en büyük etmen belgeselin halihazırda o muhteşem atmosferi solumuş Batuhan Mutlugil, Sunay Özgür, Teoman, Aylin Aslım, Melis Danişmend, Batu Mutlugil, Nejat İşler ve daha birçok ismin röportajlarıyla şekillenmiş olması. Edip Cansever'in Günlerden şiirinden yazının başında görebileceğiniz dörtlükle açılan Blue, Yavuz Çetin'in hikayesiyle başlarken ikilinin yollarının kesiştiği nokta olan Blue Blues Band'den itibaren kamerasını Kerim Çaplı'ya çevirip filmin geri kalan kısmında da iki müzisyenin hayatlarını paralel şekilde anlatmayı tercih ediyor. Özellikle Çaplı'nın hayatında daha önce vakıf olamadığımız birçok ayrıntıyı öğrenme fırsatı bulduğumuz belgesel, yer yer bazı noktaları isteyerek ya da istemeyerek ucu açık şekilde bırakıp kafada soru işaretleri yaratsa da bu iki efsaneyi hakkıyla anlatmak konusunda sıkıntı yaşamıyor. Öte yandan hikayelerin iyiden iyiye trajikleştiği noktaları anlatmaktan çekinmeyen Blue filmi, bu konuda cesur bir adım atmaktan geri durmayarak Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı'nın hem müzisyen hem de insan olarak yalnızlık ve hastalık ekseninde kendileriyle nasıl savaştıklarını bizlere gösteriyor. Bununla birlikte objektif olma çabasının güdülmediği belgesel ilerledikçe dil subjektifleşirken duygusal dozun da artmasıyla gözyaşlarına hakim olunamayacak noktaya geliveriyor. Hele ki Erkan Oğur'un röportajlarında... Ancak böylesine epik iki karakterin anlatılmasından olsa gerek belgeselin subjektifliği göze batmamakla beraber duygu sömürüsünden de mümkün olduğu kadar kaçınılması yapımın samimi tonunu kaybetmemesini beraberinde getiriyor. Blue'nun bir diğer olmazsa olmazı ise tabii ki müzikler. Hatırlarsanız…

Yazar Puanı

puan - 85%

85%

Edip Cansever'in Günlerden şiirinden yazının başında görebileceğiniz dörtlükle açılan Blue, Yavuz Çetin'in hikayesiyle başlarken ikilinin yollarının kesiştiği nokta olan Blue Blues Band'den itibaren kamerasını Kerim Çaplı'ya çevirip filmin geri kalan kısmında da iki müzisyenin hayatlarını paralel şekilde anlatmayı tercih ediyor.

Kullanıcı Puanları: 4.85 ( 1 votes)
85

Maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi?
Bir renk değildir mavi huydur bende
Ve benim yetinmezliğimdir
Ve herkesin yetinmezliğidir belki.

Son yıllarda Cobain: Montage of Heck, Amy ve Gimme Danger gibi oldukça başarılı örneklerini gördüğümüz müzik belgesellerinin Hollywood’taki yeniden yükselişinden bahsetmek mümkünken bu tarzdaki belgesellerin özellikle ülkemizdeki eksikliği halen devam etmekte. Önümüzde Can Dündar’ın Garip: Neşet Ertaş’ı ve Fatih Akın’ın İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek’i gibi değerli yapımlar bulunsa da bu iki belgeselin üzerinden neredeyse 12 yıl geçtiğini belirtmek gerek.

İşte tam da bu noktada yapım çalışmalarının başladığı ilk günden beri heyecanla beklediğimiz Blue’nun oldukça önemli bir yerde durduğunu söylemek mümkün. Ancak Blue’nun değeri yalnızca janraya yeni bir hareket getirmekle sınırlı değil. Belgesel ülkemizin iki dahi müzisyeninin hem daha geniş tanınmasını sağlamak hem de onlara hak ettiği değeri vermek gibi ilahi amaçlara hizmet etmesi açısından da oldukça değerli.

Yönetmen Mehmet Sertan Ünver ve yapımcı Suzan Güverte’yle birlikte danışmanlığını ülkemiz kültür-sanatının önemli isimlerinden Yekta Kopan’ın yaptığı Blue’nun titiz bir çalışmanın ürünü olduğu pek aşikar. Keza Sertan Ünver’in yaklaşık 200 kişiden oluşan ekibiyle yaklaşık bir yıl süren kaynak çalışmasına giriştiği belgeselin yolu Çaplı’nın hayat hikayesinin derinlerine inmek amacıyla Amerika’ya bile gitmiş. Hem yerli hem de yabancı kaynaklardan faydalanılan bu araştırma süreci sonucunda özellikle Kerim Çaplı hakkında pek çok görüntü kaydına ulaşılmış.

blue-blues-band-kerim-capli-yavuz-cetin-batu-mutlugil-sunay-ozgur-filmloverss

Blue: Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı’nın Trajik Hikayesi

Filmin konusundan kısaca bahsetmek gerekirse Blue; müzikle, toplumla, endüstriyle ve kendi zihinleriyle savaşan iki dahi müzisyenin yani Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı’nın trajik hikayesi. İkilinin çocuk yıllarından başlayarak hayatlarının son yıllarına kadar kademeli şekilde ilerlediğini gördüğümüz belgesel, aynı zamanda Blue Blues Band’in, 90’lar İstanbulu’nun ve o zamanlarda ülkemizde satanizmin sağ kolu olarak görülen rock ya da metal müziğe gönül vermiş herkesin hikayesi. Şimdilerde ülkenin geri kalanı gibi beton cenneti haline gelmiş Taksim’de bu asi gençlerin mabedi haline gelmiş Kemancı’nın ruhunu bizlere başarıyla veren Blue’nun, bu ruhu izleyiciye geçirmesindeki en büyük etmen belgeselin halihazırda o muhteşem atmosferi solumuş Batuhan Mutlugil, Sunay Özgür, Teoman, Aylin Aslım, Melis Danişmend, Batu Mutlugil, Nejat İşler ve daha birçok ismin röportajlarıyla şekillenmiş olması.

Edip Cansever’in Günlerden şiirinden yazının başında görebileceğiniz dörtlükle açılan Blue, Yavuz Çetin’in hikayesiyle başlarken ikilinin yollarının kesiştiği nokta olan Blue Blues Band’den itibaren kamerasını Kerim Çaplı’ya çevirip filmin geri kalan kısmında da iki müzisyenin hayatlarını paralel şekilde anlatmayı tercih ediyor. Özellikle Çaplı’nın hayatında daha önce vakıf olamadığımız birçok ayrıntıyı öğrenme fırsatı bulduğumuz belgesel, yer yer bazı noktaları isteyerek ya da istemeyerek ucu açık şekilde bırakıp kafada soru işaretleri yaratsa da bu iki efsaneyi hakkıyla anlatmak konusunda sıkıntı yaşamıyor. Öte yandan hikayelerin iyiden iyiye trajikleştiği noktaları anlatmaktan çekinmeyen Blue filmi, bu konuda cesur bir adım atmaktan geri durmayarak Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı’nın hem müzisyen hem de insan olarak yalnızlık ve hastalık ekseninde kendileriyle nasıl savaştıklarını bizlere gösteriyor. Bununla birlikte objektif olma çabasının güdülmediği belgesel ilerledikçe dil subjektifleşirken duygusal dozun da artmasıyla gözyaşlarına hakim olunamayacak noktaya geliveriyor. Hele ki Erkan Oğur’un röportajlarında… Ancak böylesine epik iki karakterin anlatılmasından olsa gerek belgeselin subjektifliği göze batmamakla beraber duygu sömürüsünden de mümkün olduğu kadar kaçınılması yapımın samimi tonunu kaybetmemesini beraberinde getiriyor.

Blue’nun bir diğer olmazsa olmazı ise tabii ki müzikler. Hatırlarsanız belgesel gösterime girmeden önce Blue Blues Band’in cover’ladığı şarkıların telif hakkının satın alınması için başlatılan kampanya başarıya ulaşmıştı. Dolayısıyla bu kampanyanın meyvesi olarak Cocaine, Sweet Home Alabama ve Moby Dick gibi şarkıların Blue Blues Band yorumuyla belgeselde yer alması hem Blue’nun bir ‘müzik belgeseli’ olma emelini yerine getirmesini sağlıyor hem de bahsettiğimiz o atmosferi solumamıza yardım ediyor. Öte yandan müzikleri belgesele yedirme konusunda sıkıntı yaşamayan Sertan Ünver, kurgu ve hikaye anlatımında da tökezlemeyerek kariyerinin ikinci uzun metraj belgeselinin altından başarıyla kalkıyor.

Kısaca özetlemek gerekirse Blue filmi, aynı Erkan Oğur gibi; en az onun kadar duygusal, naif ve söyleyecek sözü tükendiğinde eli müziğine uzanıyor. Prömiyerini 36. İstanbul Film Festivali’nde yapan belgesel, 21 Nisan’da vizyonda olacak. O zaman herkesi bu muhteşem insanları ve belgeseli onurlandırmak adına sinema salonlarına davet ediyoruz!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi