Sabah. Saatinin alarmını duy. Kapat. Gözlerini aç. Yataktan kalk. Gör. Kıyafetlerini, banyodaki suyu, buzdolabını, ayakkabılarını, apartmanın merdivenlerini, sokak kapısını, sokaktaki kediyi, her gün geçtiğin yolu, köşedeki manavı, okula giden çocukları. İnsanları gör. Tanı. Konuş. Bak.
Bir gün daha böyle geçsin, ve bir gün daha. Tüm hayat böyle sürsün.

Ardından başka bir sabah. Saatin alarmını yine duy. Yine kapat. Gözlerini aç yine. Ve yine yataktan kalk. Gör, yine ve hala. Olağan devam ederken her şey, aniden kararsın. Aslında aydınlansın. Görme. Göreme. Hiçbir şeyi. Kendi bedenin dahil milyonlarca kişiyi. 
 
Böyle bir durumda hayat nasıl olurdu derseniz bu filmi izledikten sonra, söyleyebileceğim tek şey şu: Kirli olurdu. 


Filmin üzerine kurulu olduğu insanın görme yetisini kaybetmesi durumu, ilk bakışta oldukça kişisel algılanabilir. Çünkü görmek sadece gören kişi ile doğrudan alakalı bir iş. Bu korkunç hissi kitlelerin deneyimlemesi ile anlatan film ise aslında bu temel duyunun kaybının dünyayı her anlamda nasıl kirletebileceğini, insanların nasıl çığırından çıkıp birer ilkel canlıya dönebileceğini ve bu ilkellikte vahşi bir iktidar mücadelesini bana oldukça rahatsız edici gelen bir üslupla anlatıyor. 
 
Filmin etkisi konunun akışından, içeriğinden ya da görme kaybının sebebini merak ettirip sonunu heyecanla bekleten sürükleyici bir hikaye olmasından gelmiyor bence. Film izleyene görememe deneyimini bizzat yaşatıyor. Kameranın çoğu kez körlük yaşayan kişinin gözü gibi kullanmış olmasının fazlaca etkisi olduğunu düşünüyorum.


Ben filmi gösterimdeyken sinemada izleme şansına sahip olanlardanım. Şans diyorum çünkü bu filmi karanlık ve kapalı bir yerde (sinema oluyor burası 🙂 ) izleyip sokağa çıkmalısınız, sokakları ve insanları yeniden fark etmelisiniz. Yeniden görmelisiniz. Hatta pis sokaklar görüp, bunun sizi rahatsız ettiğini fark etmelisiniz. 

Hala izlememiş olanlar için, film olduğunu unutup içinde kaybolabilecekleri, bir Kafka romanı okur gibi hem rahatsız olup hem de bu rahatsızlıktan ve iç sıkılmasından garip bir mutluluk duyarak izleyebilecekleri bir film Körlük.
Not: Filmin uyarlandığı Jose Saramago’nun romanını ise hala okumadım. Dolayısıyla bu filmi çok kötü bir roman uyarlaması olarak görenler varsa lütfen bana kızmasınlar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi