Uzun süredir yapay zeka ve sanal gerçeklikle ilgili ateşli tartışmalar yaşanıyor. Kimileri bu tartışmalara komplo teorisi gözüyle baksa da, bana göre teknolojinin gelişme hızını ve antropolojik izlerimizi göz önüne aldığımızda Black Mirror evrenini yaşamamıza oldukça az bir zaman kaldı. Gerçekten de insanlık tarihinin özgür düşünebilen son nesli olabiliriz.

Black Mirror’ı ilk defa izledikten sonra hissettiklerim hala inanılmaz canlı bir şekilde zihnimde. Tabiri caiz ise kelimenin tam anlamıyla dumur olmuştum. Adeta birilerinin amiyane tabirle birkaç bölümle tüm dünyaya ayar vermeye, işte dizi böyle yapılır demeye gelmiş olduğunu düşünmüştüm. Tüm bölümleri muhteşem alt metinlere sahip ve bir film niteliğinde ayrı kurguya sahip Black Mirror, geleceğin insanına ve yaşam normlarına fütüristik yaklaşımlar getirip, aslında teknolojiyle bütünleşmiş ve teknolojiyle dönüşen yaşamların geleceğini distopik bir dille anlatır. Hikayedeki teknoloji çeşitliliği değişse de Black Mirror’ın temel derdi hep aynıydı: Teknolojinin durdurulamaz yükselişi ve yanlış kişilerin eline geçmesi insanlığı distopik bir dünyaya doğru sürüklüyor.

Dünyada çok satanlar listesindeki ‘’Hayvanlardan Tanrılara Sapiens’’ ve “Homo Deus – Yarının Kısa Bir Tarihi” isimli kitaplarının yazarı ve aynı zamanda Kudüs İbrani Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Yuval Noah Harari geçtiğimiz günlerde Davos’ta bir konuşma yaptı. Harari konuşmasında; yakın zamanda düşüncelerimizin okunacağından, duygu ve düşüncelerimizin hackleneceğinden, elit bir grubun diğer insanlar üzerinde hakimiyet kuracağından, onları köle yapacağından, yapay zekanın insanları yok etmeyip tam aksine elit bir grup adında onları yöneteceğinden ve şu an yaşayan insanlık neslinin son özgür düşünen nesil olarak tarihe geçeceğinden bahsediyor. Çoğu insan bu konuşmayı abartılmış bir komplo teorisi olarak görebilir, fakat bence Harari, antropolojik izlerden yola çıkıp günümüz teknolojisi üzerinde araştırma yapan insanların araştırmalarının ışığında geleceğe dair tutarlı çıkarımlarda bulunuyor.

Olaya başka bir boyuttan bakarsak birçok insan aslında bu konuşmada geçen durumların çoğunun halihazırda yaşandığını belirtebilir.  Sosyal medya ve Google reklamları sayesinde yönelimlerimize o kadar hakim hale gelindi ki, sanki neredeyse hepimize birer tane algoritma yazılmış durumda. Teknolojik bir aleti açtığımız an düşüncelerimizin okunduğu hissine kapılıp korkmuyor muyuz? Reklamlarla, medyayla, sosyal medyayla o kadar iç içeyiz ki trendler de algoritmamızın bir parçası haline gelmiş durumda. Bugün Doğu Ekspresi’yle Kars’a gidebilenlere ya da günlerdir bilet için sıra bekleyenlere baktığımızda kaç tanesinin gerçekten de hür iradesiyle karar alarak bu tura çıktığını söyleyebiliriz? Trendlere uymak, popülere ve topluma ayak uydurmak da bir nevi duygularımızın hacklenmesi değil mi? Zaten bir hakimiyet altında olduğumuzu hissetmiyor muyuz? Devlet ne isterse onu düşünüyor, toplum ne isterse onu yapmıyor muyuz? Ailemiz hangi dine mensupsa o dine inanmıyor muyuz? Çoğumuzun iş hayatına, aileye, evliliğe bakış açısı aynı değil mi?  Benzer yerlere tatile gidip, benzer pozlarla deneyimleri taklit etmiyor muyuz? Bunlar sadece bizim topraklarımıza özgü durumlar değil. Lokasyon değişse de, ülke değişse de durum farklı değil. O bölgenin manipülasyonu neyse zihinler ona uygun halde kendini düzenliyor. Düzene isyan edişimiz bile makine benzerliği taşımıyor mu? Çünkü insanların zihnen özgür olması fikri iletişim çağına girdiğimizden beri çok zor bir fikir haline geldi. Yeri gelmişken, teknolojik gelişmeler temelinde belirli bir grubun diğer insanlar üzerindeki hakimiyetinin, Netflix’in son çıkan özgün ve büyük bütçeli yapımı Altered Carbon’da oldukça güzel bir şekilde işlendiğini belirtmem gerekiyor. Altered Carbon’un okumasını Max Weber üzerinden yapmanın bu konuyu anlama açısından bize oldukça faydası olacaktır.
Weber, Marx ve Durkheim’dan farklı olarak sosyolojik analizin merkezine toplumsal eylemi koyan yorumlayıcı bir sosyolojik yaklaşımı benimsemiştir. Marx’tan sonra sınıf ve tabakalaşma ile ilgili en önemli teorilerden birini geliştirmiştir. Ancak Marx’tan farklı olarak Weber toplumsal tabakalaşma teorisinde sınıf, statü ve parti olarak tanımladığı oluşumları kapsayan çok boyutlu bir tabakalaşma yapısından söz eder. Altered Carbon’un cyberpunk ortamında yeryüzündeki tabakayı hakimiyeti altında tutan ve onların oldukça üstünde reel anlamda bulutlarda yaşayan tanrılaşmış Methleri bu teori ışığında değerlendirmeliyiz.

İnsanlık Tarihinin Özgür Düşünebilen Son Nesli Olabiliriz

Altered Carbon - FilmLoverss

Bahsettiğimiz gibi birçok kişi Harari’nin konuşmasının zaten şu anda yaşandığını belirtebilir, haklı olduğu noktalar da olabilir, ama gözden kaçan nokta bu konuşmanın Sinir Bilim ve Makine Öğrenme kavramları temel alınarak yapılmış olması. Bu iki kavram da Biyoinformatik kavramını ortaya çıkarıyor. Konuşmadaki gelişmeler yaşanırsa eskiden gözleme dayalı yaptığımız deneylerle olayları açıklayarak metaya ulaşma durumumuz ortadan kalkacak. Gözlem yaparak metaya ulaşma konusunda en güzel örneklerden birini basketbol yorumcusu Kaan Kural’ın Yazıhane’de modern basketbolu anlattığı ‘’Bu Oyun Böyle Oynanır’’ yazısında bulabiliriz:

‘’Meta, Yunanca bir önek. Eklendiği sözcüğe “ötesinde” veya “ardından” anlamı getiriyor. İngilizceye de önek olarak geçmiş. Ancak daha çok eklendiği kavramın, tamamlamak veya anlamını desteklemek adına, soyutlaştırılması için kullanılıyor. Tabirin şu anda dolaşıma girmiş yaygın kullanımı ise oyun dünyasından geliyor aslında. “O anki şartlarda en verimli, en iyi sonuç veren oynanış biçimi, ana strateji” anlamına geliyor. İlk olarak Magic: The Gathering türevi kart oyunlarında sıklıkla dile getirilen bu söz, daha sonra çevrimiçi çok kişili oyunların yaygınlaşmasıyla orada da sıklıkla kullanılmaya başladı.

Bununla birlikte meta, oyunlara özel bir tabir değil. Her rekabet ortamında, üstünlük kurma mücadelesinde geçerli. İnsanlık tarihinin en büyük üstünlük sağlama mücadelesi, rekabeti olan savaşın metası da yıllar içinde çok değişti. İlk önemli meta, ağır piyade sınıfı. Romalıların piyadelerine metal zırh giydirip kalkan vermesi, onları ayrı ayrı yönetilen disiplinli altbirimlere dönüştürmesi ilk büyük savaş metasını yarattı. Bu metayla Roma, Avrupa’ya yüzyıllar boyu hüküm sürdü. Ellerinde silahlarıyla langır lungur savaşa dalan vahşi kabilelere karşı zırhlı ve birimlere ayrılmış Roma orduları zafer üstüne zafer kazandı. Zaman içinde rakipleri de elbette onları taklit etti. Başarılı metaya geçiş yapmaya başladılar. Çünkü metaya uymayan, ağır piyadesi olmayanlar üstünlük kurma mücadelesinde dağıldı gitti. Elde balta, haldır huldur, kalkanlı zırhlı falankslara dalanlar daldıklarıyla kaldılar.

Ama sonra meta değişti. Başta Moğollar olmak üzere, Orta Asya steplerinde hızlı atlarla savaşan kavimler Batı’ya geldikçe Roma metasını paramparça ettiler. Ağır piyadelerin etrafında hafif süvariler, kelimenin sözlük anlamıyla “at koşturdular”. Ağır piyadeler eskiden “ağır basarken”, artık “ağır kaldılar”. Roma dağıldı. Kavimler Göçü geldi. Herkes de yeni metaya uydu elbette. Avrupa orduları, daha hızlı birliklerle tanıştı. Süvarisi olmayanlar direnemedi.

Sonra ortaçağ ve kale savaşları dönemi. Hafif süvarilerin yıkıcı, yağmacı etkisi dev kalelere sığınarak bertaraf edildi. Hop, herkes kale dikmeye başladı. O metayı da önce mancınık, sonra trebuchet, ardından da toplar bozdu. Bunları ateşli silahlar takip etti.

17. yüzyılda kolonileşme ile birlikte deniz kuvvetlerinin yükselişini izledik. “Dünyanın bizden sonraki iki büyük donanmasının toplamından iki kat büyük bir donanma yapmalıyız” diyerek yola çıkan İngiltere, cihan imparatoru oldu. Onu zırhlı mekanize birlikler metası ve Almanya izledi. Birinci Dünya Savaşı’nda hava kuvvetleri eklendi. Sonra roketler ve nükleer güç ile bugünün metasına kadar geldik.

Bu dünya savaş tarihi üzerinden metayı, basitçe “eldeki bileşenleri üstünlük kurmak için en verimli şekilde kullanmak” olarak tanımlayabiliriz. Savaş metasının yaklaşık 2500 yıllık değişimine bakınca, son 100 yılda, önceki 2400 yıldan daha hızlı bir değişim olmasına şaşırmamak lazım aslında. Keza son 20 yılda, önceki 2480 yıldan daha fazla değişim yaşandığı da söylenebilir. Teknoloji döngüleri geometrik olarak artıyor, dolayısıyla da bileşenler değişiyor. Bileşenler ve buna paralel olarak bileşenlerin verimliliği farklılaştıkça, meta da kaçınılmaz olarak değişiyor.’’

Kaan Kural bu yazısında metanın gözleme bağlı olarak değişimini muhteşem bir şekilde anlatıyor. Bahsettiği gibi savaş metasında son 20 yılda bundan önceki 2480 yıldan daha fazla gelişme yaşandı. Aynı şey teknoloji metası için çok daha geçerli bir durum. Harari’nin konuşmasındaki Biyoinformatik Devrim gerçekleşirse dar kapsamlı deneme yanılmanın ötesinde insanların meta bilgisine ulaşabileceğiz, yani adım adım bulmak yerine bilgiyi bir anda alabileceğiz. Bu insanlara gerçeği yüksek oranda tahmin edebilme ve dönüştürebilme gücü verecek. Doğru kontrol edilmediği takdirde oldukça korkutucu sulara yelken açabiliriz.

Hayatı kolaylaştırma isteğimiz teknolojinin ilerlemesindeki en önemli sebeplerden biri oldu. Sanayi Devrimi sonrası, pratiklik, az zamanda çok iş yapma, seri üretim büyük bir takıntı haline geldi. Bu takıntı bizi Büyük Buhran’a sürükledi, Büyük Buhran da Dünya Savaşı’na yol açtı. Bu kurgu ve teknolojik gelişim katliam gücümüzü de artırdı. Bu pratiklik isteği atom bombası yapmamıza kadar ilerledi. Teknoloji, insan uygarlığı için çok önemli ama gidişat bu durumun patolojik noktalara ulaşacağını gösteriyor. Harari, konuya antropolojik yaklaşarak belki de en doğru metodu uyguluyor. Biz temelde buyuz ve aslında yaklaşımımızda değişen, değişecek hiçbir şey olmayacak. Kubrick’in 2001: A Space Odyssey’in girişinde anlatmaya çalıştığı gibi…

Teknolojik ilerleyiş artık önü alınamaz ve durdurulamaz bir noktaya geldi. Artık bu noktadan geri dönüş yok. Yapılabilecek en uygun şey yeni teknolojiler üretirken etik kavramına dikkat etmek ve üretilen şey yapay zeka ise onun da etik kavramına dikkat etmesini sağlamaktır. O da işe yararsa… Black Mirror’a az kaldı. Bakalım gerçekten de özgür düşünebilen ya da özgür düşünebildiğini zanneden son nesil biz mi olacağız?

Kaynaklar

sosyolijisi.com

yapayzeka.ai

bioinformatics.org

yazihane.com

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi