Black Mirror’ın yeni sezonunu heyecanla beklerken diziden kopabilmek de kolay değil. Siz de benim gibi sık sık geriye dönüp izlediğimiz bölümlerle yaşadığımız hayatı karşılaştırarak benzerlikler yakalıyorsanız; aslında bir distopyayı yaşamaktan çok da uzak olmadığımızı hissediyorsanız Black Mirror bölümleri üzerinden, özgür olduğumuz yanılsamasına kapıldığımız anlarda dahi kendi zihinlerimizde nasıl birer mahkum olabildiğimizi birlikte inceleyelim.

Black Mirror, birbirinden çok farklı bölümlere sahip olsa da aslında temelde benzer bir kaygıdan besleniyor. Bu distopik anlatıda, teknoloji sayesinde/yüzünden özel hayata dair korunması gereken gizlilik git gide değerini yitirir ve bu değer yitirme normalleşmeye başlar. Elbette birey bu durumdan zararlı çıkacaktır. Çünkü özel hayatın herkes tarafından bilinir oluşu, devletin kontrol mekanizmasını kolaylaştırır. “Fişlenme” artık çok daha basit bir işleme dönüşür. Devletin her yerde gönüllü gözetleyicileri muhakkak vardır ve olmaya da devam edecektir. Aslında bugün yaşadığımız durumun birebir aynısından bahsediyorum. Attığımız tweetler, yaptığımız paylaşımlar rahatlıkla şikayet edilebilir durumda. Hem de bunun için devlet kendi güçlerini kullanmak durumunda değil. Birini izlemek, gittiği yerleri öğrenmek, düşüncelerini görmek eskiye nazaran fazlasıyla kolaylaşmış durumda. Bu da bizi Foucault’nun Panoptikon’una götürüyor. Jeremy Bentham’in tasarladığı ancak hayata hiçbir zaman geçirilmeyen/geçirilemeyen hapishane modeli, Foucault’ya gözetlenme ve kontrol mekanizması konusunda bir hayli ilham verici olmuştur. Ortada bir gözetleme kulesi bulunan ve etrafındaki hücreleri görebilen bir gözetleyici, hapishanedeki mahkumlar tarafından görülemez. Bu durum da mahkum için izlenmese bile izleniyor olabilme düşüncesini beraberinde getirir.

Black Mirror: Kendi Zihnimizin Mahkumu Olmak

İzleniyor olabiliriz. Bu belki de düşüncelerin en tehlikelisidir çünkü sürekli bir kontrol gerektirir. Özgürce kendimizi ifade edebileceğimiz bir çağda, yaptığımız paylaşımı “gözetleniyor” olabilme ihtimalimize karşı beş dakika içerisinde silebiliyoruz, daha kötüsü o paylaşımı hiç yapmayabiliyoruz. Bu otosansürün ta kendisidir. Zihnimiz bizi, koşullandırılmış bir mahkumluğa iter. Gündelik hayatımız davranışlarımızın kontrolüyle birlikte ayrı bir mahkumluk formuna dönüşür. Bu mahkumluğun yansıtıldığı en başarılı bölümlerden biri de The Entire History of You. Bireyin gözlerinden anılarına ulaşabildiğimiz bir dünyayı konu eden bölüm, kontrolün en uç noktasına ulaşmanın başarılı bir örneğidir.

Konuyla ilgili ayrıntılı incelemeye aşağıda yer alan video üzerinden ulaşabilirsiniz.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi