“Yirminci yüzyıl, bilgi ve ordular arasında güçlü ve habis bir bağlantının kurulduğuna şahit oldu… Zehirli gazların korkunç etkilerinden (ve kimya endüstrisinin diğer lütuflarından) atom bombasına (ve fizik mühendisliğinin diğer lütuflarına), Nazilerin ırksal arileşme kabusundan (ve antropoloji ve biyobilimlerin diğer lütuflarından) Soğuk Savaş döneminde bilimsel araştırma harcamalarının yüzde yetmiş beşinin askeri amaçlara ayrılmış olduğu gibi yenilir yutulur olmayan bir gerçeğe kadar… Thanatos endüstrileri ve bilimi muhteşem bir yüzyıl geçirdi.”

Paul Rabinow

Cümleyi devam ettirelim: Thanatos endüstrileri ve bilimi muhteşem bir yüzyıl geçirmeye devam ediyor. Thanatos, yani Yunan mitolojisinde ölümü simgeleyen tanrı. Ya da şöyle kuralım cümleyi, insandaki ölümcül dürtülere karşılık gelen tanrı; Eros’un karşıtı. Thanatos endüstrisi eşittir savaş, silah ve aklınızda ölümü çağrıştıracak bilimum endüstri. Ölüm ve öldürme pratiklerini geliştiren endüstri. Şaka değil; gerçekten de bilimkurgu hayat buluyor ve hayat bulan bilimkurgu fütüristik bir düzlemde tekrar sinemaya ve/veya TV serilerine dönüyor. Sonra tekrar ve tekrar… Sanal ve gerçeğin bir sarmal oluştururcasına iç içe geçtiği günümüz tekno çağında hangisinin hangisini tahayyül ettiği ise derin bir muğlaklık barındırıyor. Bir TV antolojisi olarak Black Mirror ise teknoloji dolayımlı şiddete maruz kaldığımız bugünlerde yüzümüze kara bir ayna yansıtmaya devam ediyor. Üstelik yeni sezonunda, hiç çekinmeden, şiddetin ve karamsarlığın dozajını da yükselterek yapıyor bunu. Teknolojiye yönelik korku ve arzu karışımı hislerimizin mesele savaş endüstrisi olduğunda varması muhtemel olduğu boyutu, 4. sezonun 5. bölümü olan Metalhead’de açık, pek açık biçimde bulmak ise biraz can sıkıcı olabilir. Fakat affınıza sığınarak, Metalhead’i bitirdikten sonra kafamda dönüp duran binlerce soruya cevap bulma imkanı yakaladığım gelişmeleri sizinle paylaşmadan önce, çok uzun olmayan bir anektod paylaşmak istiyorum. Zira Metalhead’i ya da bölümün ‘katil robot köpekler’ini anlamlandırma safhasında bize faydası dokunabilir.

Mitolojiyle haşır neşir olanlar İsmail Gezgin adını en az bir kez duymuştur diye tahmin ediyorum. Yok duymadıysanız da şimdi duymuş oldunuz. Kendisinin “Post-İnsan” başlıklı yazısında, Türk mitolojisinde yer alan Tanrı Ülgen’in insanı yaratma mitini anlattığı bölüm bizim için mühim. Neden mi? Çünkü şöyle anlatıyor Gezgin: “Tanrı Ülgen, insanı topraktan şekillendirmiş ancak onu canlandırmadan Cennet’e bırakmıştı; biraz işi vardı ve insan üzerinde iyice düşünerek karar vermek istiyordu. Çamurdan yarattığı insanı, Erlik (Şeytan) gelip zarar vermesin diye de o günlerde tüyleri olmayan çıplak köpeğe emanet etmişti. Köpek hırlayıp havlayacak Şeytan’ı yaklaştırmayacaktı. Durumu anlayan Erlik, insana yaklaşabilmek için köpeği kandırmaya karar vermişti. Tanrı Ülgen’in emriyle havlayıp hırlayan köpeğe çıplaklığını hatırlatmış ve ona güzel tüylerden oluşan bir kürk vermeyi vaat ederek, onu kandırmıştı. Köpek verilen hediyeyi görünce sesini kesmiş, Erlik’in insana yaklaşmasına izin vermişti. Erlik, Ülgen’in şekillendirdiği bu çamur parçasını küçümseyerek baktıktan sonra her yerine tükürerek kirletmişti. Tanrı Ülgen, gelip Erlik’in yaptıklarını görünce köpeğe nankörlüğü nedeniyle kızmış ve onu insanın hizmetine mahkûmiyetle cezalandırmıştı. Erlik’in salyalarını bulaştırdığı insanı ise ne yaptıysa bir türlü temizleyemeyen Ülgen, onu içini dışına gelecek şekilde ters çevirmek zorunda kalmıştı. Böylelikle Erlik’in (Şeytan) salgıları insanın içine geçmişti. Bu salyalar insanın günahla olan imtihanı olacaktı.” 

Metalhead: Thanatos ya da Savaş Endüstrisinin Vahşet Pornografisi

BlackMirror_S4_MetalHead_filmloverss

Siz şimdi kafanızda “yumurta mı tavuktan yoksa tavuk mu yumurtadan çıkıyor?” gibi birtakım temellendirme sorgulamalarına girişmişken ben yoluma devam edeyim. Black Mirror’ın siyah beyaz bir sinematografiyle buluşan Metalhead bölümü, aynı zamanda dizinin en korkutucu ve sert bölümlerinden biri olarak post-apokaliptik bir uzama açılıyor. Senaryosunu Black Mirror antolojisinin yaratıcısı  Charlie Brooker’ın yazdığı Metalhead’in yönetmen koltuğunda ise Hard Candy ve 30 Days of Night gibi korku filmlerinin ve American Gods ile Hannibal gibi dizilerin bölümlerinin yönetmenliğini de üstlenen David Slade oturuyor.

Maxine Peake, Jake Davies ve Clint Dyer’in başrollerinde olduğu Metalhead bölümünde post-apokaliptik olarak adlandırabileceğimiz bir dönemde, çorak topraklarda önemli bir görev için yola koyulan karakterlerin bu görevin tehlikeleriyle ilgili konuşmalarına şahit oluyoruz. Metalhead’in sinematik atmosferi ile birlikte ıssız ve bereketsiz toprakları akıllara John Hillcoat’un 2009 yapımı post-apokaliptik dramı The Road, Alfonso Cuarón’un 2006 yapımı filmi Children of Men ve Joon-ho Bong’un 2013 yapımı bilimkurgu filmi Snowpiercer’ı getirirken hikayenin gidişatıyla heyecanımız iyice artmaya başlıyor. Görev yerlerine ulaşan karakterlerimizden ikisi eski bir depoda aradıkları kutuyu bulmayı başarıyorlar; ama karşılarına çıkan bir robot köpeğin onlara saldırmasıyla planları suya düşüyor. Arkadaşlarının ikisini de bu katil robot köpeğin kanlı ve vahşi saldırısında kaybeden Maxine Peake’in canlandırdığı karakter bu kez de kendi peşine düşen robot köpekten kaçmanın yollarını aramaya başlıyor ve hikaye birdenbire ölüm-kalım savaşına açılıyor. Burada dikkate değer olan kelime ‘savaş’. Zira her bölümünde teknolojinin kazanımlarından çok kaybettirdiklerini ve bu teknolojilerin insanlık dışı pratiklerini sorgulamaya açarak teknofobik bir söylem geliştiren Black Mirror ekibi; Metalhead’de, savaş ve robot endüstrisinin inorganik yaşam üretiminin gelecekte yol açabileceği hasarlara ve tekno-canavarlıklarına dikkat çekiyor diyebiliriz. Nitekim ölüm makinesinin insanın ‘en güvendiği’ hayvan türü olan köpek olarak konumlandırılması da, Metalhead’in spoiler vermek istemediğim sonu ile birlikte düşünülünce, oldukça ironik bir anlam taşıyor.

Hayatlarımızı ‘kolaylaştırmak’ isteyen ileri kapitalizm, yeni tür proletarya biçimi olarak üretime sürdüğü ve her yeni teknolojik gelişmede daha iyi sonuçlar aldığı robot teknolojisini son birkaç yıldır askeri teknolojiye de eklemlemeye başladı. Thanatos endüstrisinin bu atılımı ilerleyen zamanlarda savaş ve ölüm pratiklerini de kökten bir değişime tabi tutacak gibi görünüyor. Nükleer savaş teknolojisinin 20. yüzyılda yarattığı psikolojik ve fiziksel yıkımın boyutları hesaba katılacak olursa; ilerleyen zamanlarda robot teknolojisinin yapabileceklerini düşünmek gerçekten kaygılandırıyor. Böyle bir perspektiften yola çıkan ve bu gerçekleri ıskalamamamızı isteyen Metalhead’in, neden siyah beyaz bir sinematografi tercih ettiği de tam olarak bu noktada berraklaşıyor. “Gelecekten umut yok; kan, şiddet ve vahşetin pornografisine hazır olun!” diyerek karamsarlığını siyah beyaz bir tondan vermeyi seçerek sert ve çarpıcı bir anlama açılan Metalhead; insan sonrası durumun insan-dışı bir analizini ekranlara taşırken; ‘yeni’ savaş ve öldürme tekniklerinin ve uzaktan kumanda edilebilen tekno-tanatolojik cephaneliklerin, namlunun ucunu yaratıcılarına çevirebileceği yakın ihtimal bir geleceğe işaret ediyor. Üstelik, Bostan Dynamics ve robot endüstrisinde faaliyet gösteren diğer şirketler tarafından geliştirilen ve çoğunlukla askeri faaliyetler için kullanılan ‘robo-dog‘ları düşündükçe Black Mirror yaratıcılarının kaygısı ete kemiğe de bürünüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi