No Distance Left To Run, Searching For Sugar Man gibi müzik konulu belgesellere son zamanlarda daha sık rastlıyor olsak da konser filmlerini vizyonda izleme şansını pek bulduğumuz söylenemez. Genel olarak konserleri takip etmeye çalışan ve o atmosferden büyük haz duyan bir insan olarak böyle bir fırsatı bulduğumda kaçırmamaya özen gösteriyorum. Daha önce U23D ile yaşadığım ve memnun kaldığım deneyimden uzunca bir süre sonra; Björk’ün Biophilia albümünün turnesi kapsamında Londra’da verdiği konseri sinemaya taşıyan Biophilia Live’ı, Filmekimi kapsamında izleme şansı buldum.

Öncelikle bir Björk hayranı olmadığımı söylemeliyim. 90’lı yılların ortasında yayınladığı Debut ve Post gibi albümleri hala severek dinlememe ve Michel Gondry’nin ortaya koyduğu video çalışmalarını tekrar tekrar izlememe karşın sanatçının, en son on yıl önce çıkardığı Medúlla albümünün bir kısmını dinlemiştim. Bu açıdan Biophilia’yı ilk kez bu film vesilesiyle dinlemiş oldum. İlk dönem albümlerden çok farklı bir yerde duran 2011 tarihli Biophilia, aynı zamanda İzlandalı sanatçının tamamen electronica tarzına yöneldiğinin bir göstergesi. Bilgisayarlar üzerinden yaratılan melodilere ruh katan şey ise Björk’ün kendine özgü sesi ve müthiş korosu. Kendi adıma Biophilia’nın inişler ve çıkışlarla dolu, yer yer tekdüze melodilere sahip olduğunu söyleyebilirim. Buna karşın işin sahne performansı kısmının, albümün genel havasından daha üstün bir noktada olduğu kesin. Manu Delago’nun perküsyon performansı bile perdeden gözlerinizi alamamanız için önemli bir neden.

Sinema açısından baktığımızda ise bir konser filminde olması ya da olmaması gereken unsurların dökümünü yapmaya başlıyorsunuz. Sir David Attenborough’un Biophilia kavramını tanıtan metni ile açılan film, bunun sonrasında konsere geçiyor. Konser esnasında öncelikle görsel açıdan eksiklikler göze çarpıyor. Bir konserin DVD’si ile beyazperdede gösterilecek olan filmi arasında birtakım farklılıklar olması, sinemanın nimetlerinden faydalanması beklenecek bir durumken Björk’ün performansı ancak sahnede zaten mevcut olan görseller ile destekleniyor. Belki de sanatçının şovuna gölge düşürmemek açısından alınan bu karar zamanla sıradanlığa neden oluyor. Sanki Crystalline, Cosmogony gibi albümden single olarak yayınlanan parçaların üzerinde çalışılmış ama diğerleri olduğu gibi bırakılmış.

Ek olarak filmde neredeyse seyirciye hiç yer verilmemesi ilginç bir tercih. Elbette bir Björk konserinden dinleyicilerin kendilerinden geçercesine hareket etmelerini ya da aşırı tepki vermelerini hatta tek bir ağızdan şarkı söylemelerini bekleyemeyiz. Fakat sanatçının yoğun duygu aktarımının bize geçişini hissetsek de o sırada konserde bulunanlara geçtiğini göremiyoruz. Dinleyiciler ancak Björk onlarla iletişime geçtiğinde görünür kılınıyorlar ama bu da konserin sonlarına denk geliyor. Bu açıdan efsane konser alanlarından biri olan Alexandra Palace’ta değil de sanki Later… with Jools Holland programında yer alıyormuşuz gibi hissediyoruz.

Yönetmenler Nick Fenton ve Peter Strickland –ki kendisi Berberian Sound Studio filmini yönetmiş ve müthiş bir ses tasarımı çalışmasına imza atmıştı- bir konser filmi değil de performans filmi çekmişler. İşin sahne kısmı ne kadar başarılı olsa da sinema duygusu çok fazla hissedilmiyor. Björk – Biophilia Live bu açıdan Björk ya da konser filmi tutkunları dışında sinemaseverleri pek tatmin edebilecek bir film değil.

Not: Filmden çıkmak için şarkı aralarını bekleyen izleyicilere saygılarımı gönderiyorum.

No Distance Left To Run, Searching For Sugar Man gibi müzik konulu belgesellere son zamanlarda daha sık rastlıyor olsak da konser filmlerini vizyonda izleme şansını pek bulduğumuz söylenemez. Genel olarak konserleri takip etmeye çalışan ve o atmosferden büyük haz duyan bir insan olarak böyle bir fırsatı bulduğumda kaçırmamaya özen gösteriyorum. Daha önce U23D ile yaşadığım ve memnun kaldığım deneyimden uzunca bir süre sonra; Björk’ün Biophilia albümünün turnesi kapsamında Londra’da verdiği konseri sinemaya taşıyan Biophilia Live’ı, Filmekimi kapsamında izleme şansı buldum. Öncelikle bir Björk hayranı olmadığımı söylemeliyim. 90’lı yılların ortasında yayınladığı Debut ve Post gibi albümleri hala severek dinlememe ve Michel Gondry’nin ortaya koyduğu video çalışmalarını tekrar tekrar izlememe karşın sanatçının, en son on yıl önce çıkardığı Medúlla albümünün bir kısmını dinlemiştim. Bu açıdan Biophilia’yı ilk kez bu film vesilesiyle dinlemiş oldum. İlk dönem albümlerden çok farklı bir yerde duran 2011 tarihli Biophilia, aynı zamanda İzlandalı sanatçının tamamen electronica tarzına yöneldiğinin bir göstergesi. Bilgisayarlar üzerinden yaratılan melodilere ruh katan şey ise Björk’ün kendine özgü sesi ve müthiş korosu. Kendi adıma Biophilia’nın inişler ve çıkışlarla dolu, yer yer tekdüze melodilere sahip olduğunu söyleyebilirim. Buna karşın işin sahne performansı kısmının, albümün genel havasından daha üstün bir noktada olduğu kesin. Manu Delago’nun perküsyon performansı bile perdeden gözlerinizi alamamanız için önemli bir neden. Sinema açısından baktığımızda ise bir konser filminde olması ya da olmaması gereken unsurların dökümünü yapmaya başlıyorsunuz. Sir David Attenborough’un Biophilia kavramını tanıtan metni ile açılan film, bunun sonrasında konsere geçiyor. Konser esnasında öncelikle görsel açıdan eksiklikler göze çarpıyor. Bir konserin DVD’si ile beyazperdede gösterilecek olan filmi arasında birtakım farklılıklar olması, sinemanın nimetlerinden faydalanması beklenecek bir durumken Björk’ün performansı ancak sahnede zaten mevcut olan görseller ile destekleniyor. Belki de sanatçının şovuna gölge düşürmemek açısından alınan bu karar zamanla sıradanlığa neden oluyor. Sanki Crystalline, Cosmogony gibi albümden single olarak yayınlanan parçaların üzerinde çalışılmış ama diğerleri olduğu gibi bırakılmış. Ek olarak filmde neredeyse seyirciye hiç yer verilmemesi ilginç bir tercih. Elbette bir Björk konserinden dinleyicilerin kendilerinden geçercesine hareket etmelerini ya da aşırı tepki vermelerini hatta tek bir ağızdan şarkı söylemelerini bekleyemeyiz. Fakat sanatçının yoğun duygu aktarımının bize geçişini hissetsek de o sırada konserde bulunanlara geçtiğini göremiyoruz. Dinleyiciler ancak Björk onlarla iletişime geçtiğinde görünür kılınıyorlar ama bu da konserin sonlarına denk geliyor. Bu açıdan efsane konser alanlarından biri olan Alexandra Palace’ta değil de sanki Later… with Jools Holland programında yer alıyormuşuz gibi hissediyoruz. Yönetmenler Nick Fenton ve Peter Strickland –ki kendisi Berberian Sound Studio filmini yönetmiş ve müthiş bir ses tasarımı çalışmasına imza atmıştı- bir konser filmi değil de performans filmi çekmişler. İşin sahne kısmı ne kadar başarılı olsa da sinema duygusu çok fazla hissedilmiyor. Björk – Biophilia Live bu açıdan Björk ya da konser filmi tutkunları dışında sinemaseverleri pek tatmin edebilecek bir film değil. Not: Filmden çıkmak için şarkı aralarını bekleyen izleyicilere saygılarımı gönderiyorum.

Yazar Puanı

Puan - 64%

64%

İşin sahne kısmı ne kadar başarılı olsa da sinema duygusu çok fazla hissedilmiyor. Björk – Biophilia Live bu açıdan Björk ya da konser filmi tutkunları dışında sinemaseverleri pek tatmin edebilecek bir film değil.

Kullanıcı Puanları: 2.25 ( 2 votes)
64
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi