1927-1950 aralığı, sadece sinema alanında değil, hemen her konuda köklü değişimlerin yaşandığı zorlu bir dönem oldu. Önce Amerika’da patlak veren ekonomik kriz, ardından İkinci Dünya Savaşı’na zemin hazırlayan aşırı milliyetçi görüşler, dünyanın her köşesini etkisi altına aldı. Sinema, kimi ülkelerde halka yeni ideolojileri kabul ettirmek için kullanıldı, kimilerinde ise onları mümkün mertebe siyasetten uzak tutmak için… Tüm bu karmaşa içinde kendi kendisini inşa etmeye devam eden sinema sanatı, büyük yenilik ile yaratıcı alanını genişletti: Neo-realismo ( İtalyan Yeni Gerçekçiliği). Yeni Gerçekçilik, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra patlak vermeye başladı. Bu fitili ateşleyen ise Fransa’nın “Réalisme poétique (Şiirsel Gerçekçilik)” akımı oldu. Şiirsel Gerçekçilik, 1930’lu yılların başında Fransız sinemasında ortaya çıktı ve etkisini, İkinci Dünya Savaşı’na dek sürdürdü. 1920’lerde Fransız sinemasına romantik bakış açısı ve içerikten çok görselliğe önem veren yapısı ile İzlenimcilik hakimdi. Ancak gerek Avrupa’yı etkisi altına almaya başlayan ekonomik çalkantı, gerekse büyük savaşın yaklaştığını haber veren faşist eğilimler, tüm sanat kollarında olduğu gibi sinemada da gerçekçiliğe olan yönelimi güçlendirmişti. İtalyan sinemasında ise bu akımın en büyük temsilcisi “Ladri di biciclette” adlı filmiyle Vittorio De Sica idi.

MBDBITH EC024

Ladri di biciclette bir başkaldırı öyküsüdür. Öyle ki film o kadar zengin bir kaidenin üzerinde oturuyor ki, bu kaidenin sinemaya ve sinemanın anlatım biçimine sunduğu olanaklar saymakla bitmez. Politik dram, hüzünle anımsatıyor, yaşanacak yer olmaktan çıktığını dünyamızın. İtalyan usta De Sica bu filminde İkinci Dünya Savaşı rövanşından yeni çıkmış olan İtalyan halkını resmediyor. İşçi sınıfından bir babanın günün birinde iş bulması onu “bisiklet” daha doğrusu sefalet üzerine kurulu bir dünya ile imtihana itmiştir.  Yapımda ön plana çıkan, baba karakteriyle Lamberto Maggiorani ve onun oğlunu oynayan Enzo Staiola adında iki isim var. Her ikisi de profesyonel oyuncu değil. Amatörler. Fakat filmle ilgili bu dipnota sahip olmasak bunu tahmin etmek oldukça güç olurdu zira ortada müthiş bir oyunculuk baş gösteriyor. Bruno Ricci karakterini canlandıran Enzo Staiola bu filmde ümidi temsil ediyor. Filmde profesyonel kimsenin oynatılmamasının en önemli nedenlerinden biri de budur zira o dönemde ancak alt tabakada büyüyen bir çocuk böylesine canlı duyguları izleyicilere aktarabilirdi. Dolayısıyla “Yeni Gerçekçilik” akımıyla gözünü sinema perdesinde açan filmlerin hemen hemen hiçbirinde profesyonel oyuncu görmek güçtür. Hepsi halktan, hepsi bizdendir. Hepsi bizizdir. Alt ve üst sınıf çatışmasının yanı sıra filme misafirlik eden kimi Almanca sohbetler De Sica’nın kendi ülkesine karşı çektiği yabancılığa işaret eder. Oldukça önem arz eden bu noktada usta Mussolini’ye gönderme yapmıştır. Bir süre hem bu nedenlerden ötürü hem de İtalya’yı kötü tanıttığı gerekçesiyle gösterimi durdurulan yapım av ve avcı arasındaki ilkel mücadeleden, ‘ötekine’ karşı kurulan empatinin sınırlarına dek birçok meseleye değinerek, izleyiciyi bir ölüm – kalım yolculuğunun tam ortasına yerleştirip, netameli ve bembeyaz bir sessizlik içinde çaresiz kaçışın izini sürüyor.

url

İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin ünlü yönetmeni Vittorio De Sica, halkın dikkatini faşist rejimin olumsuzluklarından uzaklaştırmak için tasarlanan beyaz telefon filmlerinin en ünlü isimlerinden biriydi. 1930’lu yılların İtalya’sı da, tıpkı Almanya gibi faşizmin etkisi altındaydı. 1922 yılında diktatörlüğünü ilan eden Mussolini, sinemanın halkı üzerindeki etkisini çoktan fark etmiş, insanları faşist rejimin olumsuzluklarından uzaklaştırmanın en etkili yolunun salonları lehte propaganda filmleri ve hafif eğlencelik öyküleri ile uyuşturucu etkisi yapan komedi ve melodramlar ile doldurmaktan geçtiğini keşfetmişti. İkinci Dünya Savaşı yaklaşırken İtalyan sinemasına “Telefoni Bianchi\ Beyaz Telefon” adıyla anılan ve seyircileri tozpembe dünyalara taşıyan filmler hakim oldu.Ve elbette dönemin gözdesi beyaz telefonlar da bu dekora dahil oldu. İşte “Ladri di biciclette” bu politik zemine su serpen mihenk taşlarının en önemlilerindendir. Woody Allen gibi günümüz ustalarının da iltifat yağmuruna tuttuğu bu yapımda Sergio Leone gibi büyük ismin de anıldığını not etmekte fayda var. Babadan kalma bançonun hüzünbaz tınısı eşliğinde yaman bir sinema deneyimi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi