Uzun zamandır usta yönetmen kategorisinde değerlendirilen Güney Koreli yönetmen Kim Ki Duk, 18. kurmaca filmi olan Bire Bir ile kendisinden beklenmeyecek amatörlükte bir filme imza atıyor.

Bir lise öğrencisi tecavüze uğrayıp vahşice öldürülür. Üstü kapanmış gibi duran olay, genç kızın intikamını almak için bir araya gelen 7 kişinin, olaya karışanları tek tek yakalayıp yaptıklarını itiraf ettirmeleriyle tekrar gün yüzüne çıkar. Doğruyla yanlışın, zenginle fakirin, iyiyle kötünün çatışmasında zaman içinde roller değişecek ve kimin ne tarafta olduğunu algılamak zorlaşacaktır.

Yaşadığı şiddetli bir bunalım ardından yaptığı filmlerde keskin bir değişim yaşanan Kim Ki Duk, Pieta ve Moebius’ta içerik ve işleyiş anlamında farklı yönlere kaysa da genel olarak sinemasal estetik kaygılarını hala taşımaktaydı. Filmler seyirciyi rahatsız edici pek çok öge barındırsa da; hikaye, senaryo, oyunculuk gibi konularda tatmin edicilik sunuyordu bu filmler. Fakat Bire Bir için bunları söylemek neredeyse imkansız. Senaryo nezdinde baktığımızda ortada bağlantısı çok zor yapılan görüntüler silsilesi var. Bir intikam için bir araya gelen grubun neden ve nasıl toplandığı filmin genelinde belli olmazken, finale doğru tatmin edici olmayan yarım yamalak açıklamalar ile geçiştiriliyor durum. Hem suçu işleyen, hem de intikam almak için buluşan grubun bireylerini karakter olarak kendi dünyalarında gördüğümüz bölümler de, filmin ayrı kötü noktalarından biri. Suçluları, eşleriyle veya sevgilileriyle kafelerde resmetmeyi seçen yönetmen, intikamcılar içinse kendi yaşam ortamlarını kullanmayı tercih ediyor. Herkese değineceğim, her şeyden biraz bahsedeceğim derken sığlıktan ve yapaylıktan kurtulamıyor.

Bireye ve topluma dair gözlemlerini bu güne kadar oldukça başarılı şekilde perdeye yansıtabilmiş olan Kim Ki Duk’un içsel rahatsızlıkları filmin asıl noktasını oluşturuyor. Yaşanan trajik bir durumun intikamından ziyade güçlü ve güçsüz, emir veren-alan, mutlu ve mutsuz karakterler üzerinden sisteme dair eleştiriler yapmak istiyor fakat yapamıyor. Pieta’da yan hikayelerde gördüğümüz küçük işletme sahiplerinin hayatları ile vermek istediği eleştiriyi nokta atışıyla gerçekleştiren Kim, Bire Bir’de zorlama cümleler ve görüntülerle adeta saçmalıyor.

Filmin belki de en üzücü yönü ise Kim Ki Duk’un ‘ben artık oldum, ne yaparsam yapayım kabul görür’ tavrını gözler önüne sermesi. Kafe sahnelerinde 90 yıllar Türk dizilerini hatırlatan bir kalite, başka bir ev sahnesinde kameraya çarpan karakterler, filme giren saçma sesler ve bunun gibi saymakla bitiremeyeceğimiz daha bir çok ayrıntı ile yönetmen bu güne kadar zihinlerimizde inşa ettiği bütün güzellikleri yerle bir ediyor. Hal böyle olunca ilk dönem filmlerindeki başarının da tesadüfi olup olmadığını sorgular hale geliyor seyirci. İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış, İlkbahar ve Yay gibi sinema külliyatı içinde pamuklara sarıp saklanması gereken filmlerden sonra One on One, keşke hiç yapılmasaymış dedirtiyor.

Bir yönetmen sizin favorileriniz arasındaysa, onun bütün filmlerini izleyip, röportajlarını okuyup, ülkenize geldiğinde gidip gördüyseniz, eserlerini tam olarak objektif değerlendiremeyebilir, biraz duygusal yaklaşabilirsiniz. Ancak ortadaki eser Bire Bir gibi bir şey olunca hayranlık da, duygusallık da uçup gidiyor ve size kendinizi, yönetmeni, sinemayı sorgulatan garip bir his kalıyor. Sinemayı öğrendiği ilk filmlerinden sonra hep belli seviyenin üstünde, kaliteli işlere imza atan yönetmenin bu güne kadar yaptığı en vasat film.

Uzun zamandır usta yönetmen kategorisinde değerlendirilen Güney Koreli yönetmen Kim Ki Duk, 18. kurmaca filmi olan Bire Bir ile kendisinden beklenmeyecek amatörlükte bir filme imza atıyor. Bir lise öğrencisi tecavüze uğrayıp vahşice öldürülür. Üstü kapanmış gibi duran olay, genç kızın intikamını almak için bir araya gelen 7 kişinin, olaya karışanları tek tek yakalayıp yaptıklarını itiraf ettirmeleriyle tekrar gün yüzüne çıkar. Doğruyla yanlışın, zenginle fakirin, iyiyle kötünün çatışmasında zaman içinde roller değişecek ve kimin ne tarafta olduğunu algılamak zorlaşacaktır. Yaşadığı şiddetli bir bunalım ardından yaptığı filmlerde keskin bir değişim yaşanan Kim Ki Duk, Pieta ve Moebius'ta içerik ve işleyiş anlamında farklı yönlere kaysa da genel olarak sinemasal estetik kaygılarını hala taşımaktaydı. Filmler seyirciyi rahatsız edici pek çok öge barındırsa da; hikaye, senaryo, oyunculuk gibi konularda tatmin edicilik sunuyordu bu filmler. Fakat Bire Bir için bunları söylemek neredeyse imkansız. Senaryo nezdinde baktığımızda ortada bağlantısı çok zor yapılan görüntüler silsilesi var. Bir intikam için bir araya gelen grubun neden ve nasıl toplandığı filmin genelinde belli olmazken, finale doğru tatmin edici olmayan yarım yamalak açıklamalar ile geçiştiriliyor durum. Hem suçu işleyen, hem de intikam almak için buluşan grubun bireylerini karakter olarak kendi dünyalarında gördüğümüz bölümler de, filmin ayrı kötü noktalarından biri. Suçluları, eşleriyle veya sevgilileriyle kafelerde resmetmeyi seçen yönetmen, intikamcılar içinse kendi yaşam ortamlarını kullanmayı tercih ediyor. Herkese değineceğim, her şeyden biraz bahsedeceğim derken sığlıktan ve yapaylıktan kurtulamıyor. Bireye ve topluma dair gözlemlerini bu güne kadar oldukça başarılı şekilde perdeye yansıtabilmiş olan Kim Ki Duk'un içsel rahatsızlıkları filmin asıl noktasını oluşturuyor. Yaşanan trajik bir durumun intikamından ziyade güçlü ve güçsüz, emir veren-alan, mutlu ve mutsuz karakterler üzerinden sisteme dair eleştiriler yapmak istiyor fakat yapamıyor. Pieta'da yan hikayelerde gördüğümüz küçük işletme sahiplerinin hayatları ile vermek istediği eleştiriyi nokta atışıyla gerçekleştiren Kim, Bire Bir'de zorlama cümleler ve görüntülerle adeta saçmalıyor. Filmin belki de en üzücü yönü ise Kim Ki Duk'un 'ben artık oldum, ne yaparsam yapayım kabul görür' tavrını gözler önüne sermesi. Kafe sahnelerinde 90 yıllar Türk dizilerini hatırlatan bir kalite, başka bir ev sahnesinde kameraya çarpan karakterler, filme giren saçma sesler ve bunun gibi saymakla bitiremeyeceğimiz daha bir çok ayrıntı ile yönetmen bu güne kadar zihinlerimizde inşa ettiği bütün güzellikleri yerle bir ediyor. Hal böyle olunca ilk dönem filmlerindeki başarının da tesadüfi olup olmadığını sorgular hale geliyor seyirci. İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış, İlkbahar ve Yay gibi sinema külliyatı içinde pamuklara sarıp saklanması gereken filmlerden sonra One on One, keşke hiç yapılmasaymış dedirtiyor. Bir yönetmen sizin favorileriniz arasındaysa, onun bütün filmlerini izleyip, röportajlarını okuyup, ülkenize geldiğinde gidip gördüyseniz, eserlerini tam olarak objektif değerlendiremeyebilir, biraz duygusal yaklaşabilirsiniz. Ancak ortadaki eser Bire Bir gibi bir şey olunca hayranlık da, duygusallık da uçup gidiyor ve size kendinizi, yönetmeni, sinemayı sorgulatan garip bir his kalıyor. Sinemayı öğrendiği ilk filmlerinden sonra hep belli seviyenin üstünde, kaliteli işlere imza atan yönetmenin bu güne kadar yaptığı en vasat film.

Yazar Puanı

Puan - 39%

39%

Sinemayı öğrendiği ilk filmlerinden sonra hep belli seviyenin üstünde, kaliteli işlere imza atan yönetmenin bu güne kadar yaptığı en vasat film.

Kullanıcı Puanları: 1.75 ( 3 votes)
39
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi