Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu’un beşinci uzun metraj çalışması Birdman veya Cahilliğin Umulmayan Erdemi, bu yıl The Grand Budapest Hotel’le birlikte 9 dalda Oscar adaylığı elden iki filmden biri. Ülkemizde ilk kez 14. !f İstanbul Bağımsız Film Festivali’nde seyirci karşısına çıkma şansı yakalayacak olan film, yıllar önce Birdman adlı bir süper kahramana hayat verip şan-şöhret kazanan ama zamanla unutulmaya yüz tutan bir aktörün -Riggan Thomson’ın- kendisini gerçek bir oyuncu olarak kanıtlama çabasını, öteki benlik, cahillik ve erdem gibi kavramlarla irdeliyor. Gerçekle bağını koparmaya başlayan bir aktörün ego savaşını gerçeküstü imgeler de kullanarak anlatan Inarritu, başyapıtları 21 Grams ve Amores Perros’un hemen ardına yerleşen çarpıcı bir filme imza atmış.

Öteki ‘ben’in söyledikleri

Süper kahraman filmleri hiçbir zaman sanat olarak kabul görmemiş olsa da oyuncular için para ve popülerlik kazanmak için önemli işler olagelmiştir. Üç Birdman filminde oynayıp birincil amaçlarına ulaşan Riggan Thomson, zamanla acımasızlığıyla bilinen sektörün kaybedenlerinden birine dönüşüyor. Birdman olarak var olabilen, Birdman olarak hatırlanan ikinci sınıf bir aktörün kostümünü çıkardığında bir hiç olması ve bu gerçekle yüzleşememesi, yarattığı karaktere yenik düşmesine sebep oluyor ve kişiliği bölünüyor. Öyle ki, artık “ben” değil, “biz” kavramıyla var olabiliyorlar. Riggan, alter egosu Birdman’ın kafasının içindeki bir ses olduğunun farkına varmasına ve onunla mücadele etmesine rağmen, bu savaşı kazanacak gücü yok. Riggan’ın farkında olduğu başka bir şey daha var: O da Birdman’in gerçekleri, sadece gerçekleri söylüyor oluşu….

Filmde uzun zaman sesiyle var olan ve bir müddet sonra kostümüyle canlanan Birdman, Riggan’ı gerçeklikten koparmaya çalışsa da bunu gerçekleri en acı biçimde yüzüne vurarak yapmayı deniyor. Hem “Biz” vurgusu yapan Birdman,  hem de onu alt etmeye çalışan Riggan tekrar popüler olabilmek için çabalıyor ancak bir noktada ayrılıyorlar. Riggan, popülerliğe kendisine saygınlık kazandıracağını düşündüğü bir oyunla ulaşmak isterken, Birdman, Riggan’ı bir hiç olmaktan kurtaran karakteriyle popülaritesini tekrar kazanmasını arzu ediyor. Emeline erişebilmek için ona baskı yapmaktan, onu aşağılamaktan çekinmiyor. Tüm acımasızlığıyla saldırıyor çünkü Birdman’in var olduğu ve bildiği tek dünya Hollywood, ona acımasız davranan Hollywood.

Eleştiri kurumu da eleştirilebilir

Inarritu, gerçek bir sanatçı olduğunu kanıtlamak için tiyatroya soyunan ve işine dört elle sarılan bir oyuncu\yönetmen üzerinden oyunculuk sanatına ve sektöre genel bir bakış atarken, tiyatro eleştirmeni Tabitha Dickinson karakteriyle de eleştiri kurumunu kıyasıya eleştiriyor. Inarritu, eleştirinin işlevini sorguluyor ve eleştirmenlere yükleniyor. Eleştirmen karakterinin oyuna önyargıyla yaklaşmasını ve genel tutumunu görünce yönetmene hak versek de buradan genel bir yargıya varmak ne kadar doğru olur? Bir eleştirmenin, bir oyunun kaderini belirleyebildiği bir coğrafyada yaşamasak da, bunun olumlanamayacağı konusunda hemfikiriz sanırım. Filmin açılış kısmında Riggan’ın aynasının kenarına tutturulmuş bir yazı görüyoruz. Şöyle diyor: “Bir şey neyse odur, o şey hakkında söylenenler değil.” Bu cümleden de eleştirinin bir sanat eserinin gerçek niteliği belirleyebilecek bir kıstas olmadığını söylüyor Inarritu. “Bir insan sanatçı olamazsa eleştirmen olur” cümlesi ise yaralayıcı bir gerçekliğe sahip. Yönetmenin hayali karakterleri üzerinden, can alıcı tespitlerini seyircisiyle paylaştığını düşünüyorum. Inarritu, hepsi birbirinden kıymetli sorular soruyor ve tarafını belli etse de cevapları sağduyulu olduğunu düşündüğü seyircinin vermesini istiyor.

Plan sekans kullanımı

Inarritu, büyük kısmı tiyatro ve çevresinde geçen Birdman’i baştan sona plan sekansla çekmiş. Evet, kesilen yerler var ama tamamı plan sekansla çekilmiş hissiyatını vermeyi başarmış. Tüm filmin plan sekansla kotarılmasının ne kadar gerekli olduğu tartışılabilir ancak Inarritu, bu tercihle filme farklı bir tat katmış. Plan sekans tercihinin tiyatro-sinema birlikteliğine anlamlı bir katkısı olduğunu da ekleyelim. Kameranın karakterlerimizi kesintisizce takip etmesi, özellikle sahnede, kuliste ve koridorlarda seyircinin kendisini bu hikayenin bir parçası gibi hissetmesinde veyahut seyircinin konumlanışında bir rolü olduğunu düşünüyorum.

Inarritu’nun görkemli dönüşü

Sinemadan tiyatroya bakan veya bu gözde iki sanat dalını bir potada eriten filmler içinde kendisine özel bir yer edinecektir Birdman. Dogville gibi yenilikçi olmasa da tiyatro estetiği ve yer yer büründüğü teatrallikle “Noises Off” gibi yapımlardan daha kıymetli bir iş olduğunu belli ediyor.

Sanatı metaya dönüştürenleri ve popülerliği amaç edinenleri kültürel soykırım yapmakla suçlayan Inarritu, sözünü sakınmayan, eleştirel anlamda sert bir film çekmiş. Tematik ve düşünsel anlamda oldukça zengin bir sanat eseriyle çıkagelen Inarritu; sanatta gerçeklik olgusunu masaya yatırması, erdemi kutsamayı ihmal etmemesi ve estetik açıdan yakaladığı doygunlukla görkemli bir dönüş yapıyor.

Michael Keaton, kariyeriyle paralellikler taşıyan rolüyle yılın en akılda kalıcı performanslarından birini vermiş. Edward Norton ve diğerleri de oyunlarıyla filmi yukarıya çekmiş. Emmanuel Lubezki’nin nefis sinematografisi ve Inarritu’nun En İyi Yönetmen Oscar’ını sonuna kadar hak eden yorumuyla Birdman, yılın en kayda değer filmlerinden…

Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu’un beşinci uzun metraj çalışması Birdman veya Cahilliğin Umulmayan Erdemi, bu yıl The Grand Budapest Hotel’le birlikte 9 dalda Oscar adaylığı elden iki filmden biri. Ülkemizde ilk kez 14. !f İstanbul Bağımsız Film Festivali’nde seyirci karşısına çıkma şansı yakalayacak olan film, yıllar önce Birdman adlı bir süper kahramana hayat verip şan-şöhret kazanan ama zamanla unutulmaya yüz tutan bir aktörün -Riggan Thomson’ın- kendisini gerçek bir oyuncu olarak kanıtlama çabasını, öteki benlik, cahillik ve erdem gibi kavramlarla irdeliyor. Gerçekle bağını koparmaya başlayan bir aktörün ego savaşını gerçeküstü imgeler de kullanarak anlatan Inarritu, başyapıtları 21 Grams ve Amores Perros’un hemen ardına yerleşen çarpıcı bir filme imza atmış. Öteki ‘ben’in söyledikleri Süper kahraman filmleri hiçbir zaman sanat olarak kabul görmemiş olsa da oyuncular için para ve popülerlik kazanmak için önemli işler olagelmiştir. Üç Birdman filminde oynayıp birincil amaçlarına ulaşan Riggan Thomson, zamanla acımasızlığıyla bilinen sektörün kaybedenlerinden birine dönüşüyor. Birdman olarak var olabilen, Birdman olarak hatırlanan ikinci sınıf bir aktörün kostümünü çıkardığında bir hiç olması ve bu gerçekle yüzleşememesi, yarattığı karaktere yenik düşmesine sebep oluyor ve kişiliği bölünüyor. Öyle ki, artık “ben” değil, “biz” kavramıyla var olabiliyorlar. Riggan, alter egosu Birdman’ın kafasının içindeki bir ses olduğunun farkına varmasına ve onunla mücadele etmesine rağmen, bu savaşı kazanacak gücü yok. Riggan’ın farkında olduğu başka bir şey daha var: O da Birdman’in gerçekleri, sadece gerçekleri söylüyor oluşu…. Filmde uzun zaman sesiyle var olan ve bir müddet sonra kostümüyle canlanan Birdman, Riggan’ı gerçeklikten koparmaya çalışsa da bunu gerçekleri en acı biçimde yüzüne vurarak yapmayı deniyor. Hem “Biz” vurgusu yapan Birdman,  hem de onu alt etmeye çalışan Riggan tekrar popüler olabilmek için çabalıyor ancak bir noktada ayrılıyorlar. Riggan, popülerliğe kendisine saygınlık kazandıracağını düşündüğü bir oyunla ulaşmak isterken, Birdman, Riggan’ı bir hiç olmaktan kurtaran karakteriyle popülaritesini tekrar kazanmasını arzu ediyor. Emeline erişebilmek için ona baskı yapmaktan, onu aşağılamaktan çekinmiyor. Tüm acımasızlığıyla saldırıyor çünkü Birdman’in var olduğu ve bildiği tek dünya Hollywood, ona acımasız davranan Hollywood. Eleştiri kurumu da eleştirilebilir Inarritu, gerçek bir sanatçı olduğunu kanıtlamak için tiyatroya soyunan ve işine dört elle sarılan bir oyuncu\yönetmen üzerinden oyunculuk sanatına ve sektöre genel bir bakış atarken, tiyatro eleştirmeni Tabitha Dickinson karakteriyle de eleştiri kurumunu kıyasıya eleştiriyor. Inarritu, eleştirinin işlevini sorguluyor ve eleştirmenlere yükleniyor. Eleştirmen karakterinin oyuna önyargıyla yaklaşmasını ve genel tutumunu görünce yönetmene hak versek de buradan genel bir yargıya varmak ne kadar doğru olur? Bir eleştirmenin, bir oyunun kaderini belirleyebildiği bir coğrafyada yaşamasak da, bunun olumlanamayacağı konusunda hemfikiriz sanırım. Filmin açılış kısmında Riggan’ın aynasının kenarına tutturulmuş bir yazı görüyoruz. Şöyle diyor: “Bir şey neyse odur, o şey hakkında söylenenler değil.” Bu cümleden de eleştirinin bir sanat eserinin gerçek niteliği belirleyebilecek bir kıstas olmadığını söylüyor Inarritu. “Bir insan sanatçı olamazsa eleştirmen olur” cümlesi ise yaralayıcı bir gerçekliğe sahip. Yönetmenin hayali karakterleri üzerinden, can alıcı tespitlerini seyircisiyle paylaştığını düşünüyorum. Inarritu, hepsi birbirinden kıymetli sorular soruyor ve tarafını belli etse de cevapları sağduyulu olduğunu düşündüğü seyircinin vermesini istiyor. Plan sekans kullanımı Inarritu, büyük kısmı tiyatro ve çevresinde geçen Birdman’i baştan sona plan sekansla çekmiş. Evet, kesilen yerler var ama tamamı plan sekansla…

Yazar Puanı

Puan - 90%

90%

Emmanuel Lubezki’nin nefis sinematografisi ve Inarritu’nun En İyi Yönetmen Oscar’ını sonuna kadar hak eden yorumuyla Birdman, yılın en kayda değer filmlerinden…

Kullanıcı Puanları: 3.69 ( 17 votes)
90
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi