Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

İzlediğiniz birtakım filmlerin sizde déjà vu etkisi yaptığını hissetmişsinizdir. Özellikle Hollywood’un son dönemde yaşadığı yaratıcılık sorunu ile birbirine pek çok yönden benzeyen yapımlar izler olduk. Hatta bu filmlerin bir kısmı aynı yıl içerisinde vizyona girerek tartışmalara vesile oldu. Sırf bu tarz birbirine inanılmaz benzeyen ve aynı dönemde vizyona girmiş filmler için kullanılan bir terim bile oluşturulmuş: “Twin Films”, yani İkiz Filmler… Biz de özellikle 90’lardan sonra pek çok örneğine rastlayabileceğimiz, birbirine oldukça benzeyen ikiz filmler arasından 10 tane “ikili”yi sizler için derledik.

Birbirilerine İnanılmaz Derecede Benzeyen 10 İkiz Film

The Illusionist (2006) & The Prestige (2006)

the-illusionist-the-prestige-filmloverss

Listemize iki eleştirel başarı kazanmış film ile başlayalım: The Illusionist ve The Prestige. İki film de 19. yüzyıl sonları Avrupa’sında geçiyor ve ana odağına ilüzyonu alıyor. İki filmde de ana karakterlerin romantik ilişkileri hikayenin belirli noktalarında büyük çözülmelere yol açıyor. Tüm bu konu benzerliklerinin yanında, iki yapım da sırtını merak unsurunu arttırıcı bir kurguya ve finalde izleyiciyi ters köşe yapacak bir plot twist’e dayıyor. The Illusionist ve The Prestige’in bu şaşırtıcı benzerliklerinin yanında, listedeki diğer ikiz filmlere nazaran ayrıştıkları önemli noktalar da mevcut. The Illusionist’te ana karakter, sınıf ayrımının sonucu kendisinden koparılmak zorunda bırakılan aşkı için bir prens ile mücadeleye giren illüzyonist iken; The Prestige’deki ana karakterler ise, arkadaşlıkları büyük bir rekabete dönüşen iki illüzyonist idi.

Deep Impact (1998) & Armageddon (1998)

deep-impact-armageddon-filmloverss

1998 yılında sadece iki ay ara ile görücüye çıkan Deep Impact ve Armageddon, konu itibarıyla inkar edilemeyecek benzerliklere sahipler. Dünyaya doğru yol alan bir astreoidi çok geç olmadan yok edebilmek için bir grup kahraman astronot ve devlet yetkilisi bir araya gelir. Benzer bir çizgide giden filmleri önemli bir noktada ayıran finalleri oluyor. Armageddon’da Bruce Willis ve tayfası günü kurtarırken, Deep Impact bir blockbuster’dan beklenmeyecek bir şekilde hüzünlü bitiyor. Diğer bir yandan, Armageddon olayın bir miktar aksiyon tarafına ağırlık verirken, Deep Impact dramatik ögeler üstünden hikayesini anlatmayı tercih eder.

The Truman Show (1998) & EdTV (1999)

the-truman-show-edtv-filmloverss

Artık kült kategorisine yükseldiğini söyleyebileceğimiz, hepimizi gerçeklik algısı hakkında düşünmeye iten The Truman Show 1998 yılının en önemli filmlerinden biriydi. Ron Howard’ın yönettiği EdTV ise, The Truman Show’dan tam 10 ay sonra vizyona girip ünlü filmin açtığı yoldan ilerlemeye çalışan bir yapım olmuştu. The Truman Show’da karakterimiz hayatının bir TV şovundan ibaret olduğunu öğrenirken, EdTV filmin başından itibaren “birinin hayatı her anıyla canlı bir şekilde yayınlansa komik olmaz mıydı?” sorusuna cevap olarak bir yapıda ilerliyor. Bu fark dışında EdTV’nin, realite şov kavramının sinemaya tezahürü konusunda The Truman Show’a oldukça borçlu olduğunu söyleyebiliriz.

 Mission to Mars (2000) & Red Planet (2000)

mission-to-mars-red-planet-filmloverss

“Evrende başka hayat var mı?” sorusunun daha sık sorulduğu, yaşanabilir başka gezegenlerin araştırılmasına yönelik çalışmaların daha da arttırıldığı bir dönemin sonucu olarak vizyona girdi ikiz filmler Mission to Mars ve Red Planet. İki film de, dünyada yaşamı tehdit edecek gelişmelerin yaşanması sonucu bir grup erkek ve bir kadından (Mars’a yolculukta tarife bu olsa gerek!) oluşan bir ekibin, Mars’taki olası hayatı araştırmak üzere bu gezegene olan yolculuğunu konu alır. Tahmin edebileceğiniz üzere Mars üzerinde “şaşırtıcı” gelişmeler yaşanır ve ölümlerin yaşanması ile iki film de bir anda gerilim öykülerine bürünür. Carrie Anne-Moss ve Val Kilmer’ın başrolünü paylaştığı Red Planet bir nebze daha izlenebilirliği olan bir film iken, yönetmen Brian De Palma’nın kariyerinin düşüşünün timsallerinden biri olan Mission to Mars dramatik ögeleri iyice parodiye kaçan vasat bir film olarak addedilebilir.

Babe (1995) & Gordy (1995)

babe-gordy-filmloverss

1995 yılının yazında, canlı aksiyon şeklinde çekilmiş ve başrollerinde iki ayrı yavru domuzun olduğu iki farklı yapımın vizyona girdiğini söylersek o yılları hatırlayanlar dışında pek çok kişi buna inanmayabilir. Universal ve Disney’in iki ayrı “çiftlik” filmi 1995 yazı içerisinde izleyiciyle buluşmuş, biri yolculuğunu 7 Oscar adaylığı ve kazandığı 1 Oscar ile tamamlarken, diğeri sinema tarihinin çok da hayırlı olmayan sayfalarında kendine yer bulmuştu. George Miller’ın (Evet, Mad Max serisinin arkasındaki George Miller) senaristliğini yaptığı film Babe, çiftlikte adeta kendi varoluşunu sorgulayan bir domuzcuk olan Babe’in çiftlikte kendini bulmasını anlatıyordu. Miller filmi bir coming-of-age (Büyüme) türü şeklinde ele almış, garip ama ilgi çekici filme Akademi bile kayıtsız kalamamıştı. Disney’in Gordy‘si ise hikayesi gereği fantastiğe kaçmış (Time dergisinin kapağında bir domuz olduğunu düşünün; evet Gordy işte o seviyede bir realiteye sahip), Babe’in yakaladığı “iç ısıtan hikaye”yi hayli ıskalayarak adeta onun bir parodisi olmuştu.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi