Sinema tarihinin ilk göçmen filmlerinden biri, The Immigrant – Göçmen (1917) isimli Charlie Chaplin filmidir. Özgürlüğün ülkesine giderken adeta istiflenen göçmenlerin ironik görüntüsüyl,e özgürlüğü ve özgürlük vadeden Amerika’nın gerçekliğini sorgulatır. Güldürü sineması adı altında aslında Amerika’ya ağır eleştiriler yönelten Chaplin, belki de bu eleştirileri sebebiyle 1972 yılında 83 yaşında aldığı Onur Ödülü’nden önce Oscar kazanamamıştı. Bu açıdan James Gray’in Bir Zamanlar New York filmi de alt metninde bu temel düşünceden hiç de uzakta değil.

James Gray filmlerinde (The Yards, We Own The Night ve Two Lovers) görmeye alışkın olduğumuz aktör Joaquin Phoenix’in Bruno karakterini canlandırdığı filmde; 1921 yılında Polonya’daki savaş yüzünden annesini babasını kaybettikten sonra daha iyi yaşam şartlarına sahip olmak amacıyla, kardeşiyle birlikte Amerika’ya göçmeye karar veren Ewa Cybulska karakterini ise başarılı oyuncu Marion Cotillard canlandırıyor. Cotillard, İngilizce oynadığı ilk başrol olan Ewa karakteri için Lehçe çalışmalarında da bulunmuş. Ayrıca James Gray’in, Ewa karakterini bizzat Marion Cotillard için yazdığı da biliniyor. Phoenix ve Cotillard’ı birlikte görmek isteyen yönetmen, ünlü oyuncular bu teklifi kabul etmeseydi filmi de muhtemelen çekmeyeceğini söylemişti. Ayrıca Jeremy Renner’ı da Orlando rolünde yardımcı erkek oyuncu olarak izliyoruz. Bruno ve Orlando karakterlerinin arasındaki mevcut çekişme, oyunculukların tatmin ediciliğiyle de, filmin tansiyonunu yükseltmeye yardımcı olan unsurların en önemlilerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Ewa, Polonya’dan kız kardeşi Magda ile Ellis adasındaki göçmen bölümüne gelir. Ewa, kardeşiyle beraber Amerika’daki teyzesinin yanında kalma planı yapmaktadır, ancak Magda’ya tüberküloz teşhisinin konulmasının ardından adadaki hastanede karantinaya alınmasıyla, kardeşler ayrılmak durumunda kalır. Teyzesinin adresi olarak belirttiği adrese ise memurun “böyle bir yer yok” yanıtını vermesi sonucunda Ewa’nın sınır dışı edilmesi kararlaştırılır. Bu noktada ona yardım edecek olan Bruno’nun belirmesiyle Ewa’nın hayatında yeni ve zor bir dönem başlar. “Özgürlüğün ve daha iyi bir yaşamın” ülkesi olan Amerika, maalesef herkese eşit şekilde davranmamaktadır. Özgürlüğü zaten sistem için zararsız olan “beyaz, heteroseksüel, burjuva erkek” üzerinden tanımlayan bir sistem içerisinde göçmen bir kadının ne gibi olumsuzluklar deneyimleyebileceği ortadadır. Ewa, erkek eğlencesi bir tiyatroda çalışmaya ve seks işçiliği yapmaya itilir. Bunların hepsini kardeşini kurtarma umuduyla yapar. Bruno, Ewa’nın bunları istemeden yaşamasına sebep olurken, bir yandan ona aşık olur. Bruno’nun Ewa’ya muhtaç bir erkeğe dönüşmesinin ardından ikilinin ilişki dinamikleri değişir ve Ewa’da belli belirsiz bir anne şefkati ortaya çıkar. Ödipal komplekse göre annenin şefkat gösterdiği çocuk, annenin ilgisini üzerinde tutabilmek için babasını ortadan kaldırmalıdır. Ödipal kompleksin baba rolü Jeremy Renner tarafından canlandırılan Orlando tarafından üstleniliyor. Nitekim kompleks filmin ilerleyen dakikalarında çözülüyor. Bu noktada hikayede Orlando ve Bruno arasındaki çatışmanın görsel açıdan oldukça başarılı işlenmesinin yanı sıra, karakterleri daha da derinleştirme fırsatının es geçilmesiyle biraz havada kalan bir çatışma gibi göründüğünü söylemek mümkün.

Teknik açıdan soft ışıkların, kahverengilerin hakim olduğu Bir Zamanlar New York’ta, kasvetli havanın izleyiciye oldukça başarılı bir şekilde yansıtıldığı söylenebilir. Ancak 1920’lerin New York’una dair dış mekan çekimleriyle ayrıntı verilmekten ve muhtemelen bütçeyi arttırmaktan kaçınıldığını söylemek mümkün. Marion Cotillard’ın Ewa karakteri için sergilediği oyunculuğunu yetersiz ve donuk bulanların aksine; Cotillard’ın Ewa’nın yaşadığı tedirginlikleri, içe kapanışını ancak bir yandan da güçlü durmaya çalışmasını bazen hiçbir diyaloga gerek bırakmadan oldukça başarılı bir şekilde yansıtmış. Phoenix’in hiçbir boşluk bırakmamacasına oynadığı Bruno karakteri de, filmin en önemli unsurlarından biri olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak ağır sayılabilecek ancak yer yer yükselen temposuyla Bir Zamanlar New York, yönetmenin en başarılı filmi olarak değerlendirilebilir. Göçmen bir kadının içine düştüğü karmaşık durumları en yalın haliyle izleyiciye sunan film, etkili bir seyir vadediyor.

Sinema tarihinin ilk göçmen filmlerinden biri, The Immigrant – Göçmen (1917) isimli Charlie Chaplin filmidir. Özgürlüğün ülkesine giderken adeta istiflenen göçmenlerin ironik görüntüsüyl,e özgürlüğü ve özgürlük vadeden Amerika’nın gerçekliğini sorgulatır. Güldürü sineması adı altında aslında Amerika’ya ağır eleştiriler yönelten Chaplin, belki de bu eleştirileri sebebiyle 1972 yılında 83 yaşında aldığı Onur Ödülü’nden önce Oscar kazanamamıştı. Bu açıdan James Gray’in Bir Zamanlar New York filmi de alt metninde bu temel düşünceden hiç de uzakta değil. James Gray filmlerinde (The Yards, We Own The Night ve Two Lovers) görmeye alışkın olduğumuz aktör Joaquin Phoenix’in Bruno karakterini canlandırdığı filmde; 1921 yılında Polonya’daki savaş yüzünden annesini babasını kaybettikten sonra daha iyi yaşam şartlarına sahip olmak amacıyla, kardeşiyle birlikte Amerika’ya göçmeye karar veren Ewa Cybulska karakterini ise başarılı oyuncu Marion Cotillard canlandırıyor. Cotillard, İngilizce oynadığı ilk başrol olan Ewa karakteri için Lehçe çalışmalarında da bulunmuş. Ayrıca James Gray’in, Ewa karakterini bizzat Marion Cotillard için yazdığı da biliniyor. Phoenix ve Cotillard’ı birlikte görmek isteyen yönetmen, ünlü oyuncular bu teklifi kabul etmeseydi filmi de muhtemelen çekmeyeceğini söylemişti. Ayrıca Jeremy Renner’ı da Orlando rolünde yardımcı erkek oyuncu olarak izliyoruz. Bruno ve Orlando karakterlerinin arasındaki mevcut çekişme, oyunculukların tatmin ediciliğiyle de, filmin tansiyonunu yükseltmeye yardımcı olan unsurların en önemlilerinden biri olarak değerlendirilebilir. Ewa, Polonya’dan kız kardeşi Magda ile Ellis adasındaki göçmen bölümüne gelir. Ewa, kardeşiyle beraber Amerika’daki teyzesinin yanında kalma planı yapmaktadır, ancak Magda’ya tüberküloz teşhisinin konulmasının ardından adadaki hastanede karantinaya alınmasıyla, kardeşler ayrılmak durumunda kalır. Teyzesinin adresi olarak belirttiği adrese ise memurun “böyle bir yer yok” yanıtını vermesi sonucunda Ewa'nın sınır dışı edilmesi kararlaştırılır. Bu noktada ona yardım edecek olan Bruno’nun belirmesiyle Ewa’nın hayatında yeni ve zor bir dönem başlar. “Özgürlüğün ve daha iyi bir yaşamın” ülkesi olan Amerika, maalesef herkese eşit şekilde davranmamaktadır. Özgürlüğü zaten sistem için zararsız olan "beyaz, heteroseksüel, burjuva erkek" üzerinden tanımlayan bir sistem içerisinde göçmen bir kadının ne gibi olumsuzluklar deneyimleyebileceği ortadadır. Ewa, erkek eğlencesi bir tiyatroda çalışmaya ve seks işçiliği yapmaya itilir. Bunların hepsini kardeşini kurtarma umuduyla yapar. Bruno, Ewa’nın bunları istemeden yaşamasına sebep olurken, bir yandan ona aşık olur. Bruno’nun Ewa’ya muhtaç bir erkeğe dönüşmesinin ardından ikilinin ilişki dinamikleri değişir ve Ewa’da belli belirsiz bir anne şefkati ortaya çıkar. Ödipal komplekse göre annenin şefkat gösterdiği çocuk, annenin ilgisini üzerinde tutabilmek için babasını ortadan kaldırmalıdır. Ödipal kompleksin baba rolü Jeremy Renner tarafından canlandırılan Orlando tarafından üstleniliyor. Nitekim kompleks filmin ilerleyen dakikalarında çözülüyor. Bu noktada hikayede Orlando ve Bruno arasındaki çatışmanın görsel açıdan oldukça başarılı işlenmesinin yanı sıra, karakterleri daha da derinleştirme fırsatının es geçilmesiyle biraz havada kalan bir çatışma gibi göründüğünü söylemek mümkün. Teknik açıdan soft ışıkların, kahverengilerin hakim olduğu Bir Zamanlar New York'ta, kasvetli havanın izleyiciye oldukça başarılı bir şekilde yansıtıldığı söylenebilir. Ancak 1920’lerin New York’una dair dış mekan çekimleriyle ayrıntı verilmekten ve muhtemelen bütçeyi arttırmaktan kaçınıldığını söylemek mümkün. Marion Cotillard’ın Ewa karakteri için sergilediği oyunculuğunu yetersiz ve donuk bulanların aksine; Cotillard’ın Ewa’nın yaşadığı tedirginlikleri, içe kapanışını ancak bir yandan da güçlü durmaya çalışmasını bazen hiçbir diyaloga gerek bırakmadan oldukça başarılı bir şekilde yansıtmış. Phoenix’in hiçbir boşluk bırakmamacasına oynadığı Bruno karakteri de, filmin en önemli…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Ağır sayılabilecek ancak yer yer yükselen temposuyla Göçmen yönetmenin en başarılı filmi olarak değerlendirilebilir. Göçmen bir kadının içine düştüğü karmaşık durumları en yalın haliyle izleyiciye sunan film, etkili bir seyir vadediyor.

Kullanıcı Puanları: 2.28 ( 2 votes)
70
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi