Başka Dilde Aşk ve Atlıkarınca gibi filmleriyle, kenarda köşede kalmaya mahkum bırakılmış toplumsal olayları su yüzüne çıkaran yönetmen İlksen Başarır, dördüncü uzun metrajlı filmi Bir Varmış Bir Yokmuş ile ‘hem aşkın kendisini hem de günümüzdeki halini’ irdeliyor. Bir Varmış Bir Yokmuş filminin senaryosu ise; diğer üç filmdeki gibi, İlksen Başarır ve Mert Fırat ikilisinin elinden çıkma. Başrollerdeki Mert Fırat ve Melisa Sözen’in birbirleri ile olan kimyasal uyumları ve her açıdan tutarlı oyunculukları ise kesinlikle takdire şayan.

Bir Varmış Bir Yokmuş bir masalla açılıyor ve aslında filmin sonuna dek tek bir masalı anlatıyor. Masal, kocaman bir metafor olarak hikayenin bel kemiğini oluşturuyor. Anaokulu öğretmenliği yapan, deli dolu, yaşamı ve yaşamayı seven Nehir (Melisa Sözen), bir gün tesadüf eseri bir şarkının yapılış anına şahit olur ve sonrasında kendisini derinden etkileyen bu şarkının sahibini aramaya koyulur. Şarkının sahibi Ozan (Mert Fırat)’ı bulduğunda, karşısına bencil, ukala, gelgitleri olan bir adam çıkar. Tek gecelik bir ilişki mantığında Nehir’in hayatına giren Ozan’ın bencillik seviyesindeki özgürlük anlayışı, birlikte yaşadıkları, paylaştıkları tüm güzel anları konumlandırılmamış bir ilişki sınırında bırakır. Bu yüzden aralarındaki ilişki hep arafta kalmakta, bir türlü sevgililik boyutuna evrilememektedir. Bir Varmış Bir Yokmuş filminin ana çatışma noktalarından birini oluşturan bu evrilememe halinin en büyük sebebi, Ozan’ın geçmişinde gizli. Filmin sonuna dek merak ettiğimiz bu sebep senaryonun doruk noktasını oluştururken, hikayenin çözümü de bu sebebe bağlı.

Masal anlatmayı sevdiği kadar, masal dinlemeyi de seven Nehir, bu sefer hem dinlemeyi hem de anlatmayı tercih ediyor, çünkü biliyor ki eğer bu masal biterse Ozan gidecek. Bu yüzden sormuyor Ozan’a ‘neden böyleyiz ya da neden böylesin, bu sınırlar niye?’ diye. Bu soruların cevabından korktuğu için, kaçmayı yeğliyor Nehir de. Karşılıklı masallar anlatarak uzatıyorlar hesaplaşma vaktinin gelişini. İşte bu noktada, ilişkilerin de aslında karşılıklı masallar anlatmak olduğunun altını çiziyor Başarır ve Fırat ikilisi.

‘Kendini unutmak için ‘unutuş’ nehrine giren Ozan, geçmişiyle yüzleşip yeniden bulabilecek midir kendini?’, sorusunun cevabı elbette ki filmin içinde gizli. Bu sebepten, Bir Varmış Bir Yokmuş ile ilgili bir adım daha ileri gitmek sürprizleri bozmak anlamına gelebilir. Fakat, özellikle günümüzde yaşanan, daha doğrusu yaşanamayan ilişkiler genelinde belli bir taslak sunan Başarır ve Fırat ikilisinin, bu taslağın altında yatan sebepleri sorgulamak, belki tam da bu noktadan toplumsal bir eleştiri yapmak yerine, dram yaratmayı seçerek bir nevi kolaycılığa kaçtığını söyleyebilirim. Flörtün doğasından gelen hesaplı belirsizliğin, daha doğrusu denetim altında tutulmaya çalışılan belirsizliğin doğurduğu sado mazoşist duygunun üstü kapatılarak, erkeğin sırtına yüklenen dram üzerinden katharsise giden düğüm, Bir Varmış Bir Yokmuş filmini kendi türü içerisinde kült bir mertebeye çıkarmak yerine, bambaşka bir yola sapıyor.

Hikayenin düğüm ve çözüm noktalarındaki klişe (bu kelimeyi kullanmayı hiç sevmesem de bu noktada kullanmak zorundayım) tavır –ki bu tavır filmin notunu belirliyor- ve ana karakterlerin isimlerindeki gözümüze gözümüze sokulan göndermeler dışında geriye kalan oyunculuğun, yönetmenliğin, kısacası filmin teknik boyutunun başarılı bir şekilde kotarıldığını söyleyebilirim. Özellikle, Bir Varmış Bir Yokmuş filminin ara geçiş sahnelerini oluşturan masalsı görüntüler, bu görüntülerde kullanılan ışık ve mizansenin sağladığı estetik duygusu kesinlikle çok başarılı. Filmde ‘Vah Belinda’ isimli bir müzik grubunun solistliğini yapan Mert Fırat’ın hem fiziksel hem de müzikal anlamda, canlandırdığı Ozan karakterini tutarlı bir biçimde sergileme becerisi de filmin artılarından. Oyunculuğu dışında, şarkı söyleme kabiliyeti de yüksek seviyede olan Mert Fırat’ı önümüzdeki zamanlarda müzikal bir projenin içinde görmek, özellikle Bir Varmış Bir Yokmuş filmindeki performansından sonra, sürpriz olmayacaktır. Üzerine giydiği Ozan karakterini çok başarılı bir biçimde taşıyan Mert Fırat dışında, Nehir karakterine can veren Melisa Sözen’in de üzerine düşen görevin hakkını sonuna dek verdiğini belirtmek gerekir. Özellikle, duygusal patlamaların yoğun bir biçimde yaşandığı sahnelerdeki role olan hakimiyeti, neden Türkiye’nin en iyi kadın oyuncularından biri olduğunun da kanıtı niteliğinde. Fakat tüm bu olumlu özelliklere rağmen, senaryonun doruk noktasındaki ve çözüm bölümündeki klişe tavır, Bir Varmış Bir Yokmuş filmini orta seviyelerde bir film olmaktan kurtaramıyor.

Başka Dilde Aşk ve Atlıkarınca gibi filmleriyle, kenarda köşede kalmaya mahkum bırakılmış toplumsal olayları su yüzüne çıkaran yönetmen İlksen Başarır, dördüncü uzun metrajlı filmi Bir Varmış Bir Yokmuş ile ‘hem aşkın kendisini hem de günümüzdeki halini’ irdeliyor. Bir Varmış Bir Yokmuş filminin senaryosu ise; diğer üç filmdeki gibi, İlksen Başarır ve Mert Fırat ikilisinin elinden çıkma. Başrollerdeki Mert Fırat ve Melisa Sözen’in birbirleri ile olan kimyasal uyumları ve her açıdan tutarlı oyunculukları ise kesinlikle takdire şayan. Bir Varmış Bir Yokmuş bir masalla açılıyor ve aslında filmin sonuna dek tek bir masalı anlatıyor. Masal, kocaman bir metafor olarak hikayenin bel kemiğini oluşturuyor. Anaokulu öğretmenliği yapan, deli dolu, yaşamı ve yaşamayı seven Nehir (Melisa Sözen), bir gün tesadüf eseri bir şarkının yapılış anına şahit olur ve sonrasında kendisini derinden etkileyen bu şarkının sahibini aramaya koyulur. Şarkının sahibi Ozan (Mert Fırat)’ı bulduğunda, karşısına bencil, ukala, gelgitleri olan bir adam çıkar. Tek gecelik bir ilişki mantığında Nehir’in hayatına giren Ozan’ın bencillik seviyesindeki özgürlük anlayışı, birlikte yaşadıkları, paylaştıkları tüm güzel anları konumlandırılmamış bir ilişki sınırında bırakır. Bu yüzden aralarındaki ilişki hep arafta kalmakta, bir türlü sevgililik boyutuna evrilememektedir. Bir Varmış Bir Yokmuş filminin ana çatışma noktalarından birini oluşturan bu evrilememe halinin en büyük sebebi, Ozan’ın geçmişinde gizli. Filmin sonuna dek merak ettiğimiz bu sebep senaryonun doruk noktasını oluştururken, hikayenin çözümü de bu sebebe bağlı. Masal anlatmayı sevdiği kadar, masal dinlemeyi de seven Nehir, bu sefer hem dinlemeyi hem de anlatmayı tercih ediyor, çünkü biliyor ki eğer bu masal biterse Ozan gidecek. Bu yüzden sormuyor Ozan’a ‘neden böyleyiz ya da neden böylesin, bu sınırlar niye?’ diye. Bu soruların cevabından korktuğu için, kaçmayı yeğliyor Nehir de. Karşılıklı masallar anlatarak uzatıyorlar hesaplaşma vaktinin gelişini. İşte bu noktada, ilişkilerin de aslında karşılıklı masallar anlatmak olduğunun altını çiziyor Başarır ve Fırat ikilisi. ‘Kendini unutmak için ‘unutuş’ nehrine giren Ozan, geçmişiyle yüzleşip yeniden bulabilecek midir kendini?’, sorusunun cevabı elbette ki filmin içinde gizli. Bu sebepten, Bir Varmış Bir Yokmuş ile ilgili bir adım daha ileri gitmek sürprizleri bozmak anlamına gelebilir. Fakat, özellikle günümüzde yaşanan, daha doğrusu yaşanamayan ilişkiler genelinde belli bir taslak sunan Başarır ve Fırat ikilisinin, bu taslağın altında yatan sebepleri sorgulamak, belki tam da bu noktadan toplumsal bir eleştiri yapmak yerine, dram yaratmayı seçerek bir nevi kolaycılığa kaçtığını söyleyebilirim. Flörtün doğasından gelen hesaplı belirsizliğin, daha doğrusu denetim altında tutulmaya çalışılan belirsizliğin doğurduğu sado mazoşist duygunun üstü kapatılarak, erkeğin sırtına yüklenen dram üzerinden katharsise giden düğüm, Bir Varmış Bir Yokmuş filmini kendi türü içerisinde kült bir mertebeye çıkarmak yerine, bambaşka bir yola sapıyor. Hikayenin düğüm ve çözüm noktalarındaki klişe (bu kelimeyi kullanmayı hiç sevmesem de bu noktada kullanmak zorundayım) tavır –ki bu tavır filmin notunu belirliyor- ve ana karakterlerin isimlerindeki gözümüze gözümüze sokulan göndermeler dışında geriye kalan oyunculuğun, yönetmenliğin, kısacası filmin teknik boyutunun başarılı bir şekilde kotarıldığını söyleyebilirim. Özellikle, Bir Varmış Bir Yokmuş filminin ara geçiş sahnelerini oluşturan masalsı görüntüler, bu görüntülerde kullanılan ışık ve mizansenin sağladığı estetik duygusu kesinlikle çok başarılı. Filmde 'Vah Belinda' isimli bir müzik grubunun solistliğini yapan Mert Fırat’ın hem fiziksel hem de müzikal anlamda, canlandırdığı Ozan…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

65

Oyunculuk ve teknik anlamdaki tüm olumlu özelliklere rağmen, senaryonun doruk noktasındaki ve çözüm bölümündeki klişe tavır, Bir Varmış Bir Yokmuş filmini orta seviyelerde bir film olmaktan kurtaramıyor.

Kullanıcı Puanları: 2.56 ( 7 votes)
65
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi