“Bir çocuğun tüm evi yönetmesine izin veremezsin!” – Filmden

35. İstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale için yarışan Bir Liderin Çocukluğu – The Childhood of a Leader festivalin en güzel ve hazmı en zor filmlerinden biri olarak büyük bir sürprize imza attı desek yeridir. Michael Haneke’nin Funny Games, Lars von Trier’in Melancholia ve Gregg Araki’nin Mysterious Skin isimli filmlerindeki rolleriyle büyük övgüler toplayan yetenekli oyuncu Brady Corbet’in ilk defa yönetmen koltuğunda oturduğu film; Venedik Film Festivali’nde En İyi İlk Film ve En İyi Yönetmen (Orrizonti) ödülleriyle de taçlandırılmıştı. Jean Paul Sartre’ın aynı adlı hikayesinden ve John Fowles’un Büyücü isimli romanından serbest biçimde uyarlanan Bir Liderin Çocukluğu; hayali bir faşist liderin çocukluğuna inerek kötülüğün ve insan doğasının karanlık ve ürpertici taraflarıyla yüzleşmemizi sağlıyor. Hikayesindeki derinlikle olduğu kadar insanın içini huzursuz edecek denli karanlık atmosferi ve seyirciyle arasına koyduğu uzak mesafeyle de dikkatleri çeken Bir Liderin Çocukluğu, Haneke’nin kötülüğün kaynağını irdelediği filmi The White Ribbon ile de büyük benzerlikler taşıyor. Bu sebeple; özellikle Haneke fanlarının ve Trier’in filmlerini epizotlara bölerek anlatmasından büyük keyif alanların, Bir Liderin Çocukluğu’ndan fazlasıyla etkileneceğini söylemek mümkün.

İzleyiciyi koltuklarına mıhlayan ve tarihi bir psikodrama olarak nitelendirebileceğimiz Bir Liderin Çocukluğu; faşizmin yükselişini ve faşist bir liderin doğuşunu, kendi bildiğini okumakta ısrarlı küçük bir çocuğun yaşadığı krizler ve güç çatışmaları içinde arıyor. Bir Liderin Çocukluğu’nda; Birinci Dünya Savaşı’nı bitirecek Versay Barış Antlaşması öncesinde Paris’te yürütülecek barış müzakereleri için ABD’den Fransa’ya gelmiş güçlü bir diplomat baba ve oldukça dindar bir annenin, küçük oğullarının inanç ve davranış kalıplarına nasıl yön verdiğine ve nihayetinde ortaya çıkan korkunç bir egonun doğuşuna tanıklık ediyoruz. Bir gün, tüm dünyaya korku salacak bir tirana dönüşecek bu küçük çocuğun çocukluk yıllarında yaşadığı üç krize odaklanan Brady Corbet, Bir Liderin Çocukluğu’nu giriş (uvertür) ve sonuç (yeni bir dönem) bölümleri dışında bu üç kriz dönemi üzerinden epizotlara ayırarak işliyor. Scott Walker’ın filmin tonu ve atmosferiyle inanılmaz bir ahenk sağlayan ve film boyunca sürecek gerilim dozunu iliklerimize işleyen muazzam müziğiyle de festivale damgasını vuran filmin büyük bir övgüyü hak ettiğini belirtmek gerek.

Bir Liderin Çocukluğu: Bir Ejderha Uyanıyor ya da ‘Piç Prescott’

Babası (Liam Cunningham) ABD Dışişleri Bakanı’nın genel sekreteri olan ve Versay’daki barış görüşmelerinde oldukça kilit bir rol üstlenen Prescott (Tom Sweet) asi ve inatçı olmasının yanı sıra oldukça zeki bir çocuktur. Dört dil bildiği için kendiyle gurur duyan Alman asıllı dindar annesiyle (Bérénice Bejo) ilişkisi ise oldukça soğuktur. Babası işi gereği zamanının çoğunu şehirdeki müzakerelerde geçirdiği için Prescott’la pek ilgilenemez. Prescott ise vaktinin büyük çoğunluğunu annesi, evdeki hizmetçiler ve oldukça çekici genç Fransızca öğretmeni Ada (Stacy Martin) ile geçirmektedir.  Henüz filmin en başında kiliseden çıkanlara taş atarken gördüğümüz Prescott’un ‘olacakların habercisi’ olan bu eylemi krizlerin ve bundan böyle yaşayacağı çatışmaların başlangıç noktası olarak önemlidir. Annesinin, yaptığı bu çirkin davranıştan dolayı Prescott’u kilisenin başrahibinden özür dilemeye zorlaması ve Prescott’un özür dilemeye direnmesi; anne ve oğul arasındaki güç çatışmalarını başlatan eylem olarak filmin gidişatına büyük bir yön verecektir. Anne ve babanın otoriter tavırlarına ve yanlış gördükleri her davranışta ona ceza vermelerine karşılık Prescott iyice cüretkarlaşacak ve kendi bildiğini okumaya devam edecektir. Prescott annesi ve babasından göremediği ilgiyi ve sevgiyi evin hizmetçisi Mona’dan görmektedir; fakat Mona annesinin Prescott’a verdiği cezaya uymayınca ve sahibesinin kararlarına karşı gelince evden kovulur. Prescott için büyük bir yıkım olan bu karar sonrasında çocuğun davranışları iyice hiddetlenmeye başlayacaktır. Nitekim Prescott’un kendisi için ilk aşkın ve ilk hayal kırıklığının temsilcisi olan Fransızca öğretmeni Ada’yı kovdurtması küçük çocuğun hükümranlığının ve ailesinden almaya çalıştığı intikamın en açık göstergelerinden biridir.

Film ilerledikçe aralarında iyice derin yarıklar oluşmaya başlayan anne-oğulun tek ortak noktası insanlar üzerinde kurmaya çalıştıkları güç istencinde açığa çıkar. Annenin küçük oğluna karşı neden bu kadar soğuk olduğunu sorgularken aslında onun da kendi içindeki derin sorgulamalara şahitlik ederiz. Belli ki isteyerek anne olmamıştır ve hayatını yaşamasına engel olduğunu düşündüğü aile yaşantısının, evliliğin hıncını gücünün yettiklerinden ve en çok da Prescott’tan çıkarmaktadır. Bu anlamda We Need to Talk About Kevin filminin ultra soğuk annesi Tilda Swinton ile Bir Liderin Çocukluğu filminin annesi Bérénice Bejo arasında çok büyük benzerlikler olduğunu belirtmek gerek. Her iki filmde de oğullarının karakterlerini belirleyecek ahlaki dinamiklere ve şiddet eğilimlerine yön veren kararlara imza atan annelerdir. Ve bu durum hemen her çatışmayı bağlamaya meraklı olduğumuz oedipus kompleksiyle açıklanabilecek kadar basit de değildir. Çünkü burası insanı kalıplar içine sıkıştırmaktan ve o kalıplar özelinde incelemekten haz alan psikanalizin son bulduğu noktadır. Ehlileştirilmeye çalışılan insan doğası prangalarından kurtularak milyonlarca insanı ölüme sürükleyecek bir rejimi doğururken kötülüğü Freudyen psikanalizle açıklamaya çalışmak abesle iştigal etmek olacaktır. Bu anlamda Bir Liderin Çocukluğu filminin psikanalizden ziyade varoluşçu felsefeden beslendiğini ve bu varoluşçu perspektifi Jean Paul Sartre, Hannah Arendt gibi ‘kötülük’ üzerine değerli eserler vermiş güçlü düşünürlerden aldığı referanslarla desteklediğini söylemeliyim. Nitekim, filmin uvertür bölümünde Birinci Dünya Savaşı’ndan verilen belgesel görüntülerin akabindeki sahnede, sonradan gazeteci-muhabir olduğunu öğreneceğimiz Robert Pattinson’ın canlandırdığı Charlie karakterinin söylediği şu sözler kendi özüne ihanet eden insanın varoluşsal yıkımını oldukça iyi bir şekilde özetlemektedir: “İnsanın ‘gereksiz’ bir varlık olduğunu söylemiyorum ama insanın savaşlar sebebiyle kendine ihanet ettiğini söylüyorum. Bir kişinin kötülüğe cesaret edebilmesine karşın binlerce kişinin iyiliğe cesaret edememesi…”

Nihayetinde, günün birinde faşist bir lidere dönüşecek küçük bir çocuğun çocukluğunda aradığımız izleri her bir film karesinde incelikle işleyen Brady Corbet’in bu ilk filmi (başyapıtı bile diyebiliriz.), Bir Liderin Çocukluğu, sadece derinlikli senaryosu değil; başarılı oyunculukları, karanlık atmosferi, İngiliz görüntü yönetmeni Lol Crawley’nin 35mm görüntülerini titiz bir yönetimle harmanlayan Corbet’in yönetmenlik zekası ve Scott Walker’ın tüyler ürpertici müziğiyle zihinlerimize kazınıyor.

“Bir çocuğun tüm evi yönetmesine izin veremezsin!” - Filmden 35. İstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale için yarışan Bir Liderin Çocukluğu – The Childhood of a Leader festivalin en güzel ve hazmı en zor filmlerinden biri olarak büyük bir sürprize imza attı desek yeridir. Michael Haneke’nin Funny Games, Lars von Trier’in Melancholia ve Gregg Araki’nin Mysterious Skin isimli filmlerindeki rolleriyle büyük övgüler toplayan yetenekli oyuncu Brady Corbet’in ilk defa yönetmen koltuğunda oturduğu film; Venedik Film Festivali’nde En İyi İlk Film ve En İyi Yönetmen (Orrizonti) ödülleriyle de taçlandırılmıştı. Jean Paul Sartre’ın aynı adlı hikayesinden ve John Fowles’un Büyücü isimli romanından serbest biçimde uyarlanan Bir Liderin Çocukluğu; hayali bir faşist liderin çocukluğuna inerek kötülüğün ve insan doğasının karanlık ve ürpertici taraflarıyla yüzleşmemizi sağlıyor. Hikayesindeki derinlikle olduğu kadar insanın içini huzursuz edecek denli karanlık atmosferi ve seyirciyle arasına koyduğu uzak mesafeyle de dikkatleri çeken Bir Liderin Çocukluğu, Haneke’nin kötülüğün kaynağını irdelediği filmi The White Ribbon ile de büyük benzerlikler taşıyor. Bu sebeple; özellikle Haneke fanlarının ve Trier’in filmlerini epizotlara bölerek anlatmasından büyük keyif alanların, Bir Liderin Çocukluğu’ndan fazlasıyla etkileneceğini söylemek mümkün. İzleyiciyi koltuklarına mıhlayan ve tarihi bir psikodrama olarak nitelendirebileceğimiz Bir Liderin Çocukluğu; faşizmin yükselişini ve faşist bir liderin doğuşunu, kendi bildiğini okumakta ısrarlı küçük bir çocuğun yaşadığı krizler ve güç çatışmaları içinde arıyor. Bir Liderin Çocukluğu’nda; Birinci Dünya Savaşı’nı bitirecek Versay Barış Antlaşması öncesinde Paris’te yürütülecek barış müzakereleri için ABD’den Fransa’ya gelmiş güçlü bir diplomat baba ve oldukça dindar bir annenin, küçük oğullarının inanç ve davranış kalıplarına nasıl yön verdiğine ve nihayetinde ortaya çıkan korkunç bir egonun doğuşuna tanıklık ediyoruz. Bir gün, tüm dünyaya korku salacak bir tirana dönüşecek bu küçük çocuğun çocukluk yıllarında yaşadığı üç krize odaklanan Brady Corbet, Bir Liderin Çocukluğu’nu giriş (uvertür) ve sonuç (yeni bir dönem) bölümleri dışında bu üç kriz dönemi üzerinden epizotlara ayırarak işliyor. Scott Walker’ın filmin tonu ve atmosferiyle inanılmaz bir ahenk sağlayan ve film boyunca sürecek gerilim dozunu iliklerimize işleyen muazzam müziğiyle de festivale damgasını vuran filmin büyük bir övgüyü hak ettiğini belirtmek gerek. Bir Liderin Çocukluğu: Bir Ejderha Uyanıyor ya da ‘Piç Prescott’ Babası (Liam Cunningham) ABD Dışişleri Bakanı’nın genel sekreteri olan ve Versay’daki barış görüşmelerinde oldukça kilit bir rol üstlenen Prescott (Tom Sweet) asi ve inatçı olmasının yanı sıra oldukça zeki bir çocuktur. Dört dil bildiği için kendiyle gurur duyan Alman asıllı dindar annesiyle (Bérénice Bejo) ilişkisi ise oldukça soğuktur. Babası işi gereği zamanının çoğunu şehirdeki müzakerelerde geçirdiği için Prescott’la pek ilgilenemez. Prescott ise vaktinin büyük çoğunluğunu annesi, evdeki hizmetçiler ve oldukça çekici genç Fransızca öğretmeni Ada (Stacy Martin) ile geçirmektedir.  Henüz filmin en başında kiliseden çıkanlara taş atarken gördüğümüz Prescott’un ‘olacakların habercisi’ olan bu eylemi krizlerin ve bundan böyle yaşayacağı çatışmaların başlangıç noktası olarak önemlidir. Annesinin, yaptığı bu çirkin davranıştan dolayı Prescott’u kilisenin başrahibinden özür dilemeye zorlaması ve Prescott’un özür dilemeye direnmesi; anne ve oğul arasındaki güç çatışmalarını başlatan eylem olarak filmin gidişatına büyük bir yön verecektir. Anne ve babanın otoriter tavırlarına ve yanlış gördükleri her davranışta ona ceza vermelerine karşılık Prescott iyice cüretkarlaşacak ve kendi bildiğini okumaya…

Yazar Puanı

Puan - 88%

88%

88

Bir Liderin Çocukluğu, sadece derinlikli senaryosu değil; başarılı oyunculukları, karanlık atmosferi, İngiliz görüntü yönetmeni Lol Crawley’nin 35mm görüntülerini titiz bir yönetimle harmanlayan Bradley Corbet’in yönetmenlik zekası ve Scott Walker’ın tüyler ürpertici müziğiyle zihinlerimize kazınıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.55 ( 1 votes)
88
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi