Adını Amerika’da yaşayan ve doğada özgürce dolaşan yaban atları Mustang’lerden alan film önce Filmekimi’nde çıktı karşımıza, şimdi de vizyonda seyirciyle buluşuyor. Mustang’i özel kılan birçok özellik var elbette ama bunların başında Fransa adına Oscar yarışına katılması ve seçilerek En iyi Yabancı Film Oscar’ı için aday adayları içinde yer alması. Bu hem ülkemiz hem de filmin yönetmeni Deniz Gamze Ergüven için büyük bir başarı. Çünkü bu bir ilk film ve gösterildiği tüm festivallerden övgüyle dönüyor. Türkiye seyircisi filmi nasıl karşılayacak bekleye duralım; size önce filmin Perşembe günü gerçekleştirilen basın toplantısından bahsedelim. Sonra da ben bir kadın olarak filme başka bir gözle bakmayı deneyeceğim.

Hidra Benzetmesi

Filmin Filmekimi’ndeki gösteriminin ardından yapılan ve vizyonunun öncesinde basın mensuplarından gelen bazı eleştiriler oldu. Bu eleştiriler daha çok filmin inandırıcılıktan uzak olduğu, bahsettiği gerçeklerin aslında bizi yansıtmadığı ve senaryo zafiyetinin olduğu yönündeydi. Basın toplantısında filmle ilgili soruları cevaplayan yönetmen amacının realist, natüralist ve/veya didaktik bir film çekmek olmadığını; filminin tamamen masalsı bir yapısı ve havası olduğunu açıklarken aslında bu eleştirilerin önüne de bir set çekmiş oldu. Kimi kendi çocukluğundan gelen otobiyografik bölümlerden kimi de o yörede yaşanmış ve yaşanan hikâyelerden oluşan filmin geri kalanı elbette kurgu. Farklı yaşlardaki beş kız kardeşin ilk gençlik zamanlarını anlatan film, kızları genç kızlıktan alıp kadınlığa taşıyan sürece, ülkemizin aile ve toplum yapısına, genel anlamda kadın sorununa bakıyor diyebiliriz. Yönetmen de “bir kadın filmi yapmak istedim; Türkiye’de kadın olmak ne demek bunu anlatmak istedim” diyor zaten.

Mustang Ekip

Kızların hepsi çok güzel. Bellerine uzanan saçları filmin adını aldığı atların yelelerini andırıyor adeta. Asilikleri, özgürlüklerine düşkünlükleri, başlarına buyruk olmaları da öyle. Ele avuca sığmıyorlar çünkü her şeyden önce gençler. Toylar evet; bu onlara hatalar yaptırıyor. Ama insan ailelerinin halini ve yaşadıkları çevrede gördükleri baskıyı izleyince yapacakları her hataya göz yumabileceğine inanıyor ister istemez. Yönetmen Ergüven kızları Yunan mitolojisinde karşımıza çıkan çok başlı yaratık Hidra’ya benzetti basın toplantısında. Her birinin farklı kişilik özellikleri olmasına rağmen genel bir kadın kavramından ve o yaştaki insanların genel özelliklerinden bahsetmek mümkün. Aslında kızlar bir bütün; biz beşe bölünce farklı yanlarını görmüş oluyoruz perdede. Oyuncular arasındaki uyum gerçekten çok iyi; kardeş olduklarına kolayca inanıyoruz. Yaşadıkları bazı şeyler inandırıcılıktan uzak gelebilir bazınıza. Ama inanın kapalı kapılar ardında yaşanan trajediler, hele aile içinden gelen şiddet ve taciz durumları da varsa asla ortaya çıkamayabiliyor. Bize inandırıcı gelmeyen bu gibi durumlar aslında hem ülkemizde hem de dünyada kadınların hayatını kabusa çeviriyor, kimi zaman ölümleriyle sonuçlanıyor hatta.

Film artık Amerika yolcusu. Oscar yarışına giren tüm filmlerin yaptığı gibi lobi çalışmaları yapılacak, orada da birçok yerde gösterilecek. Yönetmen, yapımcı ve oyuncular kendilerine güveniyorlar. Film teknik anlamda zaten başarılı. Yönetmenlik, görüntü yönetmenliği, oyunculuk aksamamış. Bize sorun gibi görünebilecek yazınsal detaylar da dünya seyircisi açısından sıkıntı teşkil etmeyebilir. Şansları bol olsun diyelim, sonra da kadın gözünden bakalım filme.

İzmir’in Karşıyaka ilçesinde büyüdüm. Eğitimli ve çağdaş bir ailenin kızıydım, üstelik tek çocuk olduğum için imkanlarım bir hayli fazlaydı. Karşıyaka bile olsa bir mahalleydi büyüdüğüm yer. Komşular, kurallar, yasaklar vardı. Çok gülme, çok konuşma, kırıtma. Ben erkek Fatma idim, bana daha çok kimseyi dövme denirdi. Ama etrafımda görüp algıladığım şeyler Mustang filminde yaşananlardan farklı değildi. Şiddeti azdı sadece. Beni kimse zorla evlendiremezdi örneğin. Ama ailesinden bunaldığı için evliliğin kucağına atlayan kadınlar tanıdım. Ya da iyi bir evlilik yapmaya çalışırken şiddet batağına düşen, buna rağmen çocuk doğuran, mutsuzluğunu üstüne elbise gibi giyip öyle yaşamak zorunda kalan. Hani filmde kızlar komşu teyzenin renksiz elbisesine bakıp “yine giymişsin o çirkin renkli elbiseni” diyorlar ya; işte o elbise. Filmin bir noktasında kızlara da babaanneleri tarafından dikilen hani. Kadını baskı altında tutarak yaşatan toplumlar bu elbiseleri çok sever. Kadını cinselliğinden sıyırıp iffet sembolü, sadece eş ve sadece anne konumuna getirmenin en güzel yoludur bu elbiseler. Önce daha renksiz olur. Kadın yaşlanıp cinsel olarak çekiciliğini ve doğurganlığını kaybettikçe renklenir nedense tekrar. Yaşlı teyzelerin fistanları çiçek açar. Genç kadınlardan esirgenen bu renkler ancak o zaman tehlikesizdir.

mustang-fl

Elalem Ne Der Sıkıntısı

Dedim ya İzmir’de büyüdüm. Ama sonra taşındım, evlendim, anne oldum, çalıştım, sonra bazı sebeplerden çalışamadım. Bir kadının yaşayabileceği çoğu şeyi yaşadım bu ülkede. Ama İnebolu’da değil başka bir yerde başka türlü yaşadım bu sıkıntıları. Kocasından dayak yiyen İskandinav kadınları da var bu dünyada, sünnet edilen Afrikalı kadınlar da. Kadının elindeki gücü; doğurma ve yaratma gücünü, fiziksel olarak erkekle baş edemediği noktada duygusal olarak sapasağlam duruşunu hazmetmek zor. Bunlar aslında erkeklerin suçu olmaktan ziyade tüm dünyanın ataerkil bir düzen üzerine kurulmuş olmasından kaynaklanıyor. Mustang’ın kız kardeşleri amcalarının baskısı altında. Ama amca babaanneleri tarafından yönlendirilebiliyor. Bir kadın ona ne yapması gerektiğini söyleyebiliyor, kızları korumak için adım atabiliyor cesurca. Ne var ki babaanneyi de yönlendiren ataerkil toplum yapısı; elalem ne der sıkıntısı. Hemen evlenmek, dile düşmeden, bekaretini kaybetmeden kurtulmak önemli. Babaanne aslında kızların kurtulması için uğraşıyor ama bunu sadece kendi bildiği yapabilecek konumda. Aslında amca dışında diğer karakterlere çok fazla kızamıyoruz çünkü kadın erkek ayrımı gözetmeden hepsi toplumsal kuralların, çarpıklıkların sonucu oluşmuşlar.

Amerikan edebiyatının en nadide örneklerinden Kırmızı Leke romanını ve o romandan uyarlanan filmi hatırlarsınız mutlaka. Kocasının öldüğünü düşünen ve bir rahiple ilişki yaşayarak hamile kalan kadının bu süreçleri nasıl yaşadığını, başına neler geldiğini, toplum tarafından nasıl dışlandığını anlatır bu roman. Romanın bir noktasında bu kadın hapse düşer; çünkü zina büyük bir suçtur ve cezalandırılması gerekir. Ancak hamile bir kadını – kadın hamileyken düşer hapse – o şartlarda yaşatmak tepki alacaktır. Şeytanca fikir yine bir kadından, erkek dünyasının ürünü olan bir kadından gelir: Onu hapisten çıkar; hapsi onun içine koy. Böylece kadının elbiselerine dikilen ve zinanın sembolü olan o kırmızı leke ortaya çıkar. Mustang filminde de hapishane var. Hem kızların içine inşaa edilmeye çalışılan hem de fiziki bir hapisane. Evin etrafına örülen duvarlar, teller, çitler var. Bunlar hem kızları içeride tutmak hem de dışarının içeri girmesini engellemek için. Vahşi atları dizginlemenin ne kadar zor olduğunu unutan yetişkinler hatalarını çok geç anlıyorlar. Kendi yaşayamadıkları gençlikleri azıcık hatırlarında olsa hiçbir hapishanenin özgürlüğün önünde duramayacağını, hapishanelerin oraya tıkılanlar için değil de yapanlar için azap ve tuzak olduğunu görecekler. Gerçi görememeleri kızlar için de seyirci için de daha güzel oluyor; ama bunu anlatırsak spoiler vermiş oluruz.

Toparlayacak olursak; Mustang öncelikle kadınların sonra da erkeklerin, gençlerin ve bilhassa gençliği geride kalmışların izlemesi gereken güzel ve önemli bir film. Bir Türk filminin Oscar yarışında olması bile yeterli bir gerekçe aslında ama siz yine de güzel bir şeyler görmek için Mustang’i izleyin. Saçlarını savura savura gezen o güzel kızların neşesine ve hüznüne ortak olun, kadın olarak başınızdan geçen acı tatlı şeyleri hatırlayın, hem çok gülün, hem hüzünlenin, hem de bol bol düşünün: Ne olacak kadının hali diye… İyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi