“…Gerçekten çok zor!.. Bir şey istememem için müebbet hapis cezasına çarptırılmam!.. Bütün bunlar Rodin’in şeytani başının altından çıkıyor. Kafasında bir tek düşünce vardı, o öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp kendisini aşmam; yaşarken olduğu gibi öldükten sonra da beni avucunda tutmalıydı. O yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da mutsuz olmalıydım. Her bakımdan başarıya ulaştı gerçekten, çok mutsuzum!… Bu… Bu esaretten çok sıkılıyorum.”

                                                                                                              (Akıl Hastanesinden Mektup)

İki dahi sanatçı, tutkulu bir aşk, sonu gelmez bir yarış ve nefret… Camille Claude,l Fransa’nın Aisne kasabasında orta halli bir ailenin büyük kızı olarak olarak dünyaya geldi. Aile, Camille henüz bir bebekken Villeneuve-sur-Fere’e taşındı. Küçüklüğünden beri çamurdan küçük heykeller yapıyor oluşu, onun yaratmaya karşı duyduğu büyük tutkunun ve açlığın bir belirtisiydi. Babasının Camille’e olan desteğini her zaman belirtmesi ve küçük kızının arkasında durması da şüphesiz bu isteğin körelmesini önleyen önemli unsurlardandı. Küçüklüğünde “çamurla oynama” olarak başladığı basit eylemi onun dünyaca tanınan bir heykeltıraş olmasına kadar ilerledi.

Heykeltıraş Alfred Boucher ile çalışmaya başlayan Camille, Rodin’in adını sık sık duyuyordu. 36 yaşında heykele başlamış olan Rodin, sanat çevrelerinde adından sık sık söz ettiriyor ve bir usta olarak anılıyordu. Şüphesiz Camille, Rodin ile çalışmak istiyordu. Eğitimine daha etkin bir şekilde devam etmek ve heykeltıraşlarla daha yakın olabileceği ve kendisini geliştirebileceği bir ortamda olmayı arzulayan Camille, ailesiyle birlikte Paris’e taşındı.Başına buyruk tavırlarıyla ve özgürlüğüyle annesini çileden çıkaran Camille babasının ise gözdesiydi. Şair ve diplomat kardeşi Paul Claudel ile ayrı bir bağı olan Camille, kızkardeşi Louise’ten ise tamamen farklıydı.

Genç heykeltıraş kadınların kurduğu atölyeye ders vermek için gelen Rodin’in kısa sürede ilgisini delici bakışlara sahip bir kadın çekti. Bu kadın Camille Claudel’den başkası değildi ve sahip olduğu yetenek onu diğerlerinden kolayca ayırıyordu.

camille_claudel_sakuntala_filmloverss

Rodin ile birlikte çalışmaya başlayan Camille, Rodin’in siparişlerine yardımcı oluyor, Rodin’e modellik yapıyordu. O derece ki, bu durum babasını Camille’in kendi kariyerini ve çalışmalarını bıraktığı konusunda endişelendirmişti. Karşılıklı hayranlıkla başlayan, sanatsal paylaşımlar ve dostlukla perçinlenen bu birliktelik, zamanla tutkulu bir aşka dönüşmüştü. Rodin ise Rose isminde bir başka kadınla evliydi.

“Size uzun yazmamamdan yakınıyorsunuz. Siz de bana, beni eğlendirmeyen birkaç satır karalıyorsunuz yalnızca. Benim durumum da burada çok parlak değil. Sizden öyle uzakmışım gibi geliyor ki bana! Sanki sizin tümüyle yabancınız oldum.”

                                                                                                              (Rodin’e)

Birbirini izleyen sergiler, Camille’in hamile kalması, Rodin ile ilişkilerinin gerilmesi ve Camille’in ruhsal ve sanatsal anlamda kendisini bir erkeğin baskısı altında hissetmesi süreçleriyle gelen kopuş, Camille’in Rodin ile zaman zaman birlikte kaldıkları ve çalıştıkları evden ayrılıp kendisine yetecek ölçüde bir başka eve taşınmasıyla sonuçlanmıştı. Hak ettiği siparişleri ve beğeniyi elde edememe, şair Paul’ün kızkardeşi, Rodin’in ise metresi olarak tanımlanma, tek başına bir kadın olarak heykeltıraş kimliği edinememe ve Rodin ile yaşadığı gelgitli ilişki Camille Claudel’in psikolojisini iyice yıpratmıştı. Bunun üzerine hayatının aşkı olarak gördüğü Rodin’in son dönemlerde esinlenmekten de öte Camille’in eserlerine yakın eserler vermesi ve sanat çevrelerinden övgü toplamasıyla hırçınlaşan Camille, ailesinin isteğiyle akıl hastanesine yatırıldı.

clotho_camille_filmloverss

Filmler Üzerinden Camille Claudel

Camille Claudel’in gençliği ve akıl hastanesinde geçirdiği 30 yıla tanıklık edebilmek adına Bruno Nuytenn’ın yönettiği Isabelle Adjani ve Gerard Depardieu’nun başrollerini paylaştığı 1988 yapımı Camille Claudel filmi; ünlü heykeltıraşın gençlik yıllarından başlayan mücadelesini, akıl hastanesi sürecine kadar işleyen başarılı bir film. Isabelle Adjani’nin Camille rolünün oldukça başarılı olduğunu söylemek mümkün.

Camille Claudel’in akıl hastanesinde geçirdiği yıllara tanıklık etmek içinse, yetenekli bir kadının hapsedildiği dört duvar arasında yaşadığı çalkantılara, yani tamamen karakterin duygu durumuna odaklanmış bir film olan Camille Claudel 1915 izlenebilir. 2013 yılında çekilen filmin yönetmenliğini Bruno Dumont yaparken, Camille rolünü ise Juliet Binoche canlandırdı. 1988 yapımı filme göre çok daha durgun bir yapısı olan film, Camille’in yaşadığı hareketli yaşantıya tanık olduktan sonra izlendiğinde, izleyicinin üzerinde buruk bir etki bırakabilir. Böylesine hayat dolu ve yaratıcı bir kadının 90 civarı heykelini paramparça edişinin ve akıl hastanesine yatırılışının yalnızca aşık olduğu Rodin’le ayrılmasına bağlanması ise Camille’in hayatı boyunca mücadele ettiği “bir erkek üzerinden tanımlanmak” mevzusunu hala devam ettirip Camille Claudel’i ve yapıtlarını hiçe saymaktan başka bir şey değildir. Çünkü bugün sosyal hayatta hak ettiği saygıyı görmeye çalışan her kadın biraz Camille Claudel’dir aslında.

“Mirbeau : Matmazel Claudel günümüz sanatçılarının en ilginçlerinden. Auguste Rodin öğrencisiyle, Tete d’Or’un yazarı da kız kardeşiyle gurur duyabilir. Matmazel Claudel’in biriyle aynı soydan, diğeriyle aynı aileden geldiği belli oluyor.

Camille teşekkür ediyor ama Mirbeau sesindeki zorlamayı fark ediyor. Camille ona birisinin öğrencisi, diğerinin kız kardeşi olmaktan bıktığını nasıl anlatabilir? O bir heykeltıraş, hepsi bu.

Camille Claudel : Heykeltıraş. Heykeltıraş. Bir kadın. Nokta.”

                                                                                                              (Delbee Anne, Camille Claudel, Bir Kadın)

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi