Orlando deyince aklımıza hep LGBTİ bireyler gelirdi, Virginia Woolf’un şahane sinema uyarlamasında Tilda Swinton’ı anımsardık keza. Bugün itibariyle “Orlando” kelimesini her duyduğumuzda yine LGBTİ bireyler canlanacak kafamızda, ama Amerikan tarihinin en çok ölümle sonuçlanan silahlı saldırısı Orlando’daki Pulse isimli eşcinsel barına yönelik olduğu için.

Üzüntümüzü ifade etmek çok zor… Onur haftasındayız, geçen sene bu zamanlar Amerikan Yüce Mahkemesinin eyaletler üstü bir karar almasıyla Amerika’nın tamamında eşcinsel evliliğin yasallaşmasını kutluyorduk, sosyal medya profillerimizi gökkuşakları süslüyordu. Haber o kadar şahaneydi ki, popüler kültürün gökkuşaklarından nemalanması bile umurumuzda değildi, eşitlik için dünya tarihindeki en önemli kararlardan biri alınmıştı keza. Maalesef nefret bir anda alt edilmiyor, zaman zaman da korkunç felaketlere yol açarak galip geliyor. O tarihi andan neredeyse bir yıl sonra o günlerden birindeyiz ve Amerika’da eşcinsel hareketin örgütlü bir biçimde var olmaya başladığı zamanlardan beri, LGBTİ bireylere yönelik en kanlı saldırı bugün gerçekleşti.

Türkiye’nin gündemi her birimizi yeterince harap ediyor. Son bir sene içerisinde yeni jenerasyon kendisini, hiç görmediği ama eskilerden mütemadiyen duyduğu bir savaşın ortasında buldu. Nefret, kayıplar, üzüntüler tahammül sınırının çok üzerinde Suruç katliamından beri. Halkın özellikle belli bir kesimine yönelik çok güçlü ve rasyonelliğini her geçen gün bir nebze daha yitiren bir nefret var. O yüzden aslında kendi gündemimizi bile yalpalaya yalpalaya taşır hale gelmişken, Orlando’dan gelen katliamla beklemediğimiz yerden de bir tokat yiyerek sarsılmış olduk.

Esasında Amerikalılar için bu yakın zamanda Orlando’dan gelen ilk kötü haber değil, The Voice yarışmasıyla Amerika’da ünlenen Christina Gimmie de bir gün önce silahlı bir saldırı sonucu aldığı yaralardan ötürü hayatını kaybetti. Bildiğiniz gibi, Birleşik Devletler’de bireysel silahlanma anayasanın koruması altında ve silah temin etmek için büyük bir süpermarkete girmeniz dahi yeterli. Orlando’dan üst üste gelen haberlerin ardınan bireysel silahlanmanın bir hak olup olmadığı bir kez daha tartışmaya açılmış oldu. Elbette Orlando’da yaşananların ardından gündeme gelecek yegane tartışma bu değil.

Saldırganın Afganistan göçmeni bir ailenin oğlu olması ve kendisinin IŞİD’le düşünsel veya birebir bağı olduğu düşünüldüğü için takip altında olması, olayların seyirini çok olumsuz bir noktaya da taşıyabilir. İslamofobi ve Trump’la beraber yükselişe geçen göçmen nefreti, Orlando ile beraber iyice artacak gibi duruyor. Etnik olarak ötekileştirilmiş olanların cinsel olarak ötekileştirilenlerin katledilmesiyle daha da toplumdan dışlanacak olmaları, bu iki grubun iç içe geçmişliğinden dolayı iyice fena bir hal alıyor. Birbiriyle dayanışarak örgütlenen azınlıklar, beyaz ve orta sınıf çoğunluk tarafından birbirinden ayrıştırılan bir söylemin temeline oturtulması tehlikesiyle karşı karşıyalar. Fakat Orlando Saldırısı ile ortaya çıkan en büyük ironi bu değil, an itibariyle yaralılar için kan bağışı ihtiyacı sürüyor ve Orlando’da eşcinsel, trans ve biseksüel bireylerin kan bağışında bulunması 1983’ten beri yasak. Saldırı esnasında beraber olduğu partneri aynı kan grubuna sahip olsa, onu ölümden kurtaramayacak insanların varlığını tahayyül etmek bile insanlığımızı acıtıyor. AİDS salgınının kökeninde sadece eşcinsellerin yattığına dair dayanaksız mitin 80’lerden bugüne taşınan izleri, LGBTİ topluluklarına ilk kez bu denli büyük ve doğrudan bir dönüş yapıyor.

Nefrete rağmen sevgiyi, ölüme inat yaşamı savunanlar bu sene yeniden meydanlarda buluşuyorlar, buluşacaklar. LGBTİ bireyler için açılmak kolay değil, ama yaşam hakkını savunmak herkes için kolay. Cinsel kimliğinizi, yöneliminizi, ifadenizi nasıl tanımlarsanız tanımlayın, bugün böylesine bir katliama sebep olanlarla aynı yolda dikilmeyin, dikilenlere direnin.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi