Bir gün bahçeli, koca evin kapısı çaldı. Uzun siyah saçlı kadın, eğilerek küçük kıza baktı. “Sensin!” dedi. Küçük kız koşarak, saçları Nazi toplama kampındaki gibi kazınmış, üstü-başı leş gibi, sıska, minnacık erkek çocuğa: “Geleceğini söylemiştim sana!” dedi..

İncecik bacaklarıyla, yüzleri-elleri, yara-bereli, çelimsiz çocuklar, siyah saçlı kadına koştular. Gelen bizim annemizdi. On ikisinde henüz adet bile görmemişken, kırkındaki bir adamla zorla evlendirilen, on üçünde büyüyen karnının içinde fare olduğunu sanan, ilk çocuğuna bundadır belki de hiç yanaşamayan, yediği dayaklardan kafası defalarca kırılan, kemikleri parçalanan ve 25’inde her biri bir yerde, beş çocuğuyla ortadan kalan.. Ama yılmayan, asla pes etmeyen.. Annem..

Demek zamanı gelmişti. Tuttuğu, tek odalı, bomboş çatı katı, çocuklarını bulup, onları tek tek toplayıp, bir araya getirmek için yeterdi. Artardı!

Önce bir çocukla başladı kadın.. Sonra üç.. Sonra dört.. Ve nihayet beş.. Beşinin sığıştığı yorgansız yatak.. Ah zalim hayat! Sadece bir gün, pazar günü yiyebildikleri yumurta ve gittikleri sinema.. Eşyasız ama en çok da televizyonsuz, küçük evdeki kapı kilidi olan eğrilmiş çivi.. Altı kişilik, minik ailenin özeti..

Hafta içi çalıştığı fabrika, hafta sonları başkalarının kirlettiği oda.. Hafta içi fabrikada eğirdiği ipler, hafta sonu sildiği merdivenler.. Neredeler? Ona sahip çıkması gerekenler, neredeler? Bir başına bu koca kentte, üstelik kocasız bir evde.. “Millet ne der?” diye saklanıp, evden çok zaman adım atmayıp, sadece çalışıp.. Onca kayıp..

Büyüyor çocuklar! Yemeğin az olduğu, çilenin çok olduğu, kimsenin görmediği, çok zaman görmek istemediği, küçücük ama “sevgi”li odalarda.. Ama sevgisiz büyüyemiyor çocuklar. Düştüklerinde kanayan elleri, dövüldüklerinde moraran yüzleri.. İyileşemiyor! Kazınan saçları, yenen tırnakları, dövülürken kısalan boyları.. Hiç uzayamıyor.

Ve o çocuk doğurmak zorunda kalan çocuk anneler.. Çocuklarıyla büyüyen, hayatı öğrenen, direnen ve çocuklarını asla bırakmayan anneler, hiç çocuk olamıyorlar.

Fil adam hastalığı yüzünü bir Mask’a çevirdiği için insanların dışladığı oğlunu bir an yalnız bırakmayan; Kızım Olmadan Asla yaşayamam diyen; Lorenzo’nun Yağı için gecesini gündüzüne katan; her cumartesi Taksim’de oğullarını, kızlarını arayıp Boran fırtınasını koparan; Omuz Omuza verip doğurmadıkları çocukları sahiplenen; Benim Çocuğum her nasıl olursa onu sarmalarım diyen; Sevgi Sözcükleri’ni istese de söyleyemeyen; Sophie’nin Seçimi birini öldürse de diğerini yaşatmayı başaran tüm anneler… ABLALARIM, KADIN KARDEŞLERİM… ANNEM, anneler gününüz kutlu olsun!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi