Yazar: Özlem Durmaz

Tünele çıkan, eski binaların dizildiği daracık bir yol.. Yolun sonunda, küçücük merdivenlerle inilen, eskilerin satıldığı minicik bir dükkan.. Rutubet kokusu, üst üste atılmış korsan filmler, kitaplar ve çok güzel gülen iki genç insan.. Kabarmış, kıvırcık saçlarıyla Cuma..

Tozlu, jelatinleri yırtılmış onca filmin içinden Kalpazanlar çetesi ve Piyano’yu seçtim. Piyano filminin jelatinine yapışmış bir film daha, Telepolis. “Bir Estaban Sapır Filmi“?! Kim ki bu Estaban Sapır? Ünlü bir yönetmen olmalı? Ama hiç tanıdık değil!

“Sesi olmayan bir şehir varmış, birisi onların sesini alıp götürmüş. Sessizlikten kimse şikayet etmemiş”..

Sesi olmayan şehrin tek bir televizyon kanalı, tek bir yemek şirketi zinciri ve tek bir “ses”i vardır ve hepsinin tek bir sahibi! Kocaman göbeğiyle gülerken etrafa tükürükler saçan, güdük bir adam.

Faşizm..

Oturun televizyonlarınızın karşısına ve hiçbir şey düşünmeden yiyin. Tüketin! Ömrünüzü ve daha birçok şeyi!

Kapitalizm..

Kodaman adam, televizyon kanalı ve yemek şirketiyle tüm halkı hipnotize ederek “tek”ses olmayı sürdürmeyi istemektedir. Başka bir ses, onun en büyük korkusudur, “Bizi mahvedecek şey, ikinci sestir”. Neyse ki televizyon kanalının sahibinin işi kolaydır, çünkü sessizlik “kalıtsal”dır!

Aslında sesi olmayan ülkede, ikinci bir ses daha vardır kimsenin bilmediği, küçük “kör” bir çocuk. Televizyon sahibinin yaptıklarına karşı çıkabilecek cesaretteki birkaç kişi, ikinci sesi fark edince bir araya gelerek ikinci bir sesin de olabileceğini insanlara göstermek isterler. Amaçları, insanları “tek” sesten kurtarmaktır.

Tek sesin sahibi güdük adam, asker üniformalı, sıçana benzeyen adamını direnenlerin üstüne salar. Ona karşı gelenleri yok etmek ve saltanatını sürdürmektir dileği.

Filmde tek ses yayına verilmeden önceki karanlıkta, “ses”in (kadının) bağlandığı yerde, gamalı haç belirir, ikinci sesin sahibi küçük çocuğun bağlandığı yerdeyse Davut Yıldızı. Film, tam bir imgeler savaşı!

La Antena, izlediğim filmler içinde en değişik olanı belki de! Siyah beyaz, sessiz, imgesel ve çok anlamlı.. Film, ciddi bir kapitalizm ve faşizm eleştirisi.. Arjantinli yönetmen Estaban Sapır, La Antena filmiyle yemek endüstrisinin, kitle iletişim araçlarının ve hatta sporun bizleri nasıl da tek tip birer nesneye dönüştürdüğünü gözümüze gözümüze sokuyor. Akıcı anlatımı, sahnelerin zenginliği ve müzik seçimlerinin de gayet başarılı olduğu filmi sadece bir kere izlemek, film için büyük bir haksızlık! Bir araya gelerek izlemekse büyük kazanç..

Bizim de sesimizi aldılar, aslında bizler de sessizliğe gömüldük ama bunu göremeyecek kadar “kör”üz! Ama unutmayın. “seslerimizi alsalar da hala kelimelerimiz var”!

La Antena - filmloverss 2
Yazar: Nuri Şimşek

Aktif olarak yapmasam da mezun olduğum bölüm ve olaylara yaklaşma biçimim ile, kendim için belirlemiş olduğum  kimliklerden biridir gazetecilik. Hal böyle olunca basın, medya ve TV; diğer insanlardan daha fazla dikkatimi çekmiş ve itiraf etmek gerekirse daha çok midemi bulandırmıştır. Güç odaklarının güçlerini destekleme işlevi ve para kazanma hırsı olmadan kullanılabilse, insanlığın gelişimine inanılmaz boyutlarda katkı sağlayabilecek olan bu araçlar, malesef çok uzun zamandır insanlığı moronlaştırmak ve daha az düşünen canlılar haline getirmek gayesiyle faaliyet göstermektedir. Bu sebepten ötürüdür ki ne zaman medya ve televizyon eleştirisi yapan bir film görsem hemen izlemek isterim. Arjantinli yönetmen Esteban Sapir,  2007 yapımı La Antena / Anten filmiyle, geçmişten bir çok film ve türü kendine referans olarak alırken, yapmış olduğu göndermeler ile de son dönemin en iyi medya eleştirilerinden birine imza atıyor.

Bir şehir düşünün ki orada yaşayan insanların sesleri ellerinden alınmış olsun. İnsanlar altyazı, üst yazı benzeri kelimeler sayesinde birbirleriyle anlaşabiliyorlar. Bay TV isimli şişman ve puro için bilindik karikatürize edilmiş pür kötü; hakimiyeti ele almak için televizyonlardan hipnotize edici, anlamsız görüntüler yayarak insanları kontrol altında tutmaktadır. Sistem o kadar güzel kurulmuştur ki insanlar TV izlerken, yine TV markalı tuhaf bisküvilerle beslenmektedir. Derin bir sessizliğe mahkum edilen insanları daha büyük bir tehlike beklemektedir. Ellerinde kalan tek şey düşünceleri ve kelimeleridir fakat Bay TV onların kelimelerine de göz dikmiştir. Şehirde yaşayan insanların kurtuluşu; tesadüf eseri kelimelerin yok edilme planından haberdar olan baba ve ailesinin elinden olacaktır.Tabi bir de şehirde tek sesi olan, fakat gözleri olmayan bir çocuk sayesinde. Onun sahip olduğu bu konuşabilme yeteneği ve sesi, insanları mutlu eski günlerine döndürmeye yetecek midir acaba?

Fotoğrafla ilgilenen biri olarak, etrafımdaki insanların bir çoğunun, “Renkli çek, sonra siyah beyaza dönüştürebilirsin.” demesine rağmen fotoğraflarımı siyah beyaz oluşturmayı daha çok severim. Günlük hayatta zaten her şey renkliyken siyah beyaz, bana daha sanatsal ve çekici gelmektedir. Bu sebeple günümüzde çekilen siyah beyaz filmleri kendime daha yakın hissederim. La Antena da tamamı siyah beyaz çekilen bir film. Esteban Sapir o kadar güzel bir estetik yapı kurmuş ki tebrik etmemek elde değil. Yer yer film noir tarzına yaklaşan film, bazı ışık ve gölge kullanımlarıyla da dışavurumculuktan etkilenmiş gibi gözüküyor. Filmin bir başka önemli özelliği ise neredeyse tamamının sessiz film şeklinde çekilmiş olması. Sesi olmayan insanların şehrinde geçen bir filmin de sesinin olmamasından daha hoş bir şey düşünülmezdi heralde. Müzik olarak yoğun şekilde kullanılan piyanonun, siyah beyaz ile uyumu filmden alınan keyif katsayısını da bir kaç basamak yukarıya çekmiş. Özellikle piyano çalar gibi daktilo ile yazı yazıldığı, filmin açılış ve kapanış sekansları oldukça stilize bir görünüme sahipti.

Anten’in hemen her sahnesi bir göndermeyle dolu. Bu göndermelerin kimi oldukça güzel bir şekilde yedirilebilmişken filme, bazısı malesef oldukça sırıtmış. Bay TV’nin insanların elinden kelimeleri de almak için kullanacağı düzeneğin farklı ışık altında gamalı haça dönüşmesi bence fazla göze parmaktı. Filmin genel yapısı bizlere faşizmi buram buram hissettirirken bu tarz yaklaşımlar benim filmden uzaklaşmama sebep oldu açıkçası. Filmin final bölümüne doğru kahraman ailemiz ve kurtuluşun en önemli parçası, sesi olan çocuk, hava ile doldurulmuş kıyafetlerle dağların arasındaki eski antene giderler. Bu yolculuk esnasında babanın giydiği şapkadaki orak çekiç figürü ve sesi olan çocuğun şapkasındaki CCCP yazısı yönetmenin siyasi duruşunu gösterip komünist arkadaşları sevirdirebilse bile, bu tarz gerçeküstü yapıya sahip bir filmde fazla gerçek kalarak sırıtmış.

La Antena, türdeşi distopik filmlerden farklı olmayı başarmış ve vermek istediği mesajı çok güzel verebilmiş bir yapım. Kurtuluşun insanın elinde olduğunu ve istendiği zaman her türlü kötülüğün iyilik karşısında başarısızlığa uğratılabileceğini gösteren, umut kapısını açık bırakan bir film. Son dönemde ne mal olduğu iyice anlaşılan ülkemiz ve dünya medyasının ileride ne tarz bir hal alabileceğini görmek açısından herkesin izlemesi gerektiğine inanıyor ve fazla sürpriz bozan vermeden iyi seyirler diliyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi