Ah o çapulcular yok mu ah camilere ayakkabılarıyla girip bira içtiler, Kabataş’ta gün ortasında 70-80 kişilik grupları ve deri kıyafetleriyle bir bacımıza saldırıp üzerine işediler! Polise saldırdılar onlar, tarih yazan polise! İşte bunlar hep dış mihrakların işiydi. Bir, iki, üç dört çapulcu… Ses ver! Aranızdan hangi marjinal “vatan haini” yaptı bunu? Yoksa Gezi hiç de böyle gerçekleşmedi mi? Kaç, kaç, belgeseller geliyor! Kaç!..

Medya bundan iki yıl önce müthiş bir sınav verdi. Hayatında sokağa çıkıp neler olup bittiğine tanıklık etmeyip, olayları sadece ana akım medyadan takip edenler, tam da yukarıda belirttiğimiz cümleleri sarf etmeye ant içtiler. İlk yayınlandığında gülüp “Yok artık, buna da inanmazlar herhalde” dediğimiz “Kabataş olayı”, gerçekten de insanların çapulcular hakkında nefret kusmasına sebebiyet veren bir olay haline geldi. Sosyal medyada, “başörtüme saldırdığınız yeter!” şeklinde paylaşımlar yapıldı ve o güne kadar “Ne olursan ol gel!” mottosuyla hareket eden çapulcular hakkında “vatan haini” yakıştırması yapıldı.

Böylece Gezi’nin tam da karşıtı olduğu kutuplaşmanın ipi de çekilmiş oldu. Sokak “terörist yuvası” idi! 2560 saatlik görüntülerin İstanbul Emniyeti tarafından izlenmesi; ancak yine de “deri kıyafetlilerin” bulunmaması üzerine ise bu kez de, “Olay 52 saniyede gerçekleşti” manşeti atıldı. Bir anda deri kıyafetli grubun saldırısı ve kadının “idrarla uyanması” olayı 52 saniyelik bir sürece indirgendi. Tabii görüntüleri hala izleyemedik, mobese kayıtları buna el vermedi gitti… Camide bira içme görüntülerinin uydurmaca olduğunun ortaya çıkması ve cami imamının da medyada yer alan iddiaların aksine, çapulcuların lehine ifade vermesi ise görev yerinin değiştirilmesine sebep oldu. İmam nasıl olur da hükümetle ağız birliğine varmazdı!

Yine de anlaşılabilir olan nokta, sokaktakileri “terörist” olarak göstermek için gerekli olan sebeplerin ortada bulunmamasıydı. Zira 1 Mayıs dosyasında da kaleme aldığımız “Mohawk Valley Yöntemi”nin uygulanması için ortada gerekli bir malzeme yoktu. Daha önce de bahsettiğimiz gibi; yönteme göre elindeki en büyük gücü, yani medyayı bulunduran iktidar, evlerinde oturanların gönlünü “vatanseverlik” güdüleriyle okşarken, sokakta bulunanları ise “vatan haini” ilan edip, onları “düzeni bozanlar” şeklinde tanımlayacaktı. ABD’de işçilerin örgütlenme hakkını ilk kez elde ettikleri Wagner Yasası, demokratik haklarla gelebilecek olası başka zaferlere de yeşil ışık yakıyordu ve bu durum devlette panik yaratmış, böylece de demokrasinin önüne ket vuracak yöntemin hazırlanmasını sağlamıştı. Nitekim böylece, sokaktaki kişi hakkında oluşturulan “vatan haini” algısı kullanılacak ve polisin kullandığı şiddet meşrulaştırılacaktı. ABD’nin bilim tarihine “katkısı” olan bu yöntem, Türkiye’de de başarılı bir şekilde uygulamaya kondu; ancak şiddetin dozu biraz fazla kaçtı!

Zira bir-iki molotolof kokteyli fotoğrafıyla çocuğundan yaşlısına, memurundan profesörüne binlerce kişinin bulunduğu gruplara yapılan saldırılar artık mübah kılındı. Polis bir kere destan yazmıştı! Nasılsa ardından biri çıkıp tüm bunları “müdafaa” olarak açıklayacaktı. Sapanla terörist olunurken, beyne sıkılan mermiyle katil olunmadı bu ülkede. Ethem Sarısülük iki sene önce bugün vuruldu, 14 gün sonra yaşamını kaybetti. 2 Haziran günü Mehmet Ayvalıtaş’ın haberini aldık. Sonra patır patır dökülmeye devam ettik: Abdullah Cömert, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz ve en küçüğümüz, Berkin Elvan. Her fidanın yitiminin ardından başlandı “teröristti” nağmelerine. Unutma, yarın sokakta sen öldürülsen, ertesi gün sen de terörist ilan edileceksin; çünkü sesini çıkaramazsın. Çıkarırsan da öldüren destansıdır, ölen hain.

Ey “evlerinde rahat durmuyorlar” diyen, şimdi o ana akım medyadan takip ettiğin haberleri sakince bir yere bırak, gel biraz belgesel izleyelim. Penguenlerin dans ettiği ekranlardan gördüğün; olanlar değil, yansıtılması istenenler olabilir ancak. Erdoğan dememiş miydi 2010’un Şubat ayında: “Köşe yazarları her istediğini yazamaz. Maaşını ödediğin yazara hakim ol” diye? Hakim olunuyor, işten çıkartmalar yapılarak. “Etrafta onca muhalif yayın var” diyen zihniyet, sadece gerçekleri kaydedip ekrana taşıdığı için işinden olan ve tehdit alan gazetecilerden bir haber. O yüzden gel, biz biraz ana akım medyanın dışına çıkalım ve bakalım, Bir Çapulcunun Seyir Defteri neler içeriyor?

1 2 3 4
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi