Hayatın kısa olduğu bir gerçek. Ve bu hayat denilen tiyatro oyununda ne zaman sahneye çıkacağımız ve ne zaman sahneden ineceğimiz ise hayatımızın korkularla geçmesini sağlayan muamması. Bu korkulu dünya içerisinde ölümlülüğümüzü unuttuğumuz anlar ise aşık olduğumuz anlar, bizi ölümden önce öldüren anlar ise ayrılığın acı tadını aldığımız anlar. Bu karmaşanın kalp büken anlarını görsel bir orkestranın anlattığı film ise Her! İşte karşınızda muazzam bir video; bir aşk ve ayrılık hikayesi şiirinin şairi Her!

Bazen dünya durur. Onun gözlerinin içinizi ısıtmasına izin verirsiniz. O an öyle büyüleyici bir andır ki zamanın durmasını istersiniz, zamansızlık ölüm anlamına gelse bile onun sizin yanınızda olması sizi güçlü kılar karanlık yere karşı. Oturduğunuz bir bank ve karşınızdaki deniz tanıştığınız o anın büyüsünü taşımakla kalmaz aynı zamanda ölümsüzleştirir ya da sadece bir elin başka bir ele dokunması sizi başka diyarlara taşır. Bu aşktır. Diğeri de aşktır. Hepsi aşktır. İki kişinin karşılaşması sonucu olan her kıvılcımdır aşk ve ölümlüdür. Aşkın öldüğü anda gelen o soğuk rüzgar içinize işler, bir cümle ile kestirilip atılan o bank, deniz, el, göz bir anda sizin içinizi acıtan şeyler olur çıkar. Bu çıkışların, hayallerin, öpüşlerin veya sadece düşüncelerin ama diğer yüzüyle beraber inişlerin, ayrılıkların ve yatakta geçen günlerin hikayesidir aşk, ayrılık ve bunların anlatıcısı olan görsel güzelliktir Her.

Büyümenin yolu belki de ağlamaktır, ağlamak istemektir, hırstır, sinirdir, her şeydir. Ama ağladığının nedeni karanlıklaştığı an ve bu göz yaşlarının sebebi merkezinde ‘ben’den başka biri varsa işte o büyümektir. Ama bazen de büyümek için un ufak olmak gerekir; tıpkı ayrıldıktan sonra olduğu gibi. Aşıkken göklere çıkan Mecnun bir anda ayrılığın kendisine çarpan yazısı, sözü, harfiyle beraber un ufak olur. Sıra bu ufak parçaları birleştirip büyümektedir. Fiziksel büyümenin getirdiği aşkın, onun getirdiği ayrılığın ve onun da getirdiği parçalanmanın sonunda insan büyümeye, tek olmaya çabalar ki tekrar kırılsın ve tekrar un ufak olsun. Çünkü hayatın kendisi bütün değildir, döngü bir yerde ölüm ile sonsuza dek un ufak edilir ve hayat biter yok olur. İnsan da bunun deneyimini yaşamak için her daim büyümeye, parçalanmaya ve tekrar büyümeye çabalar. “Rıfat, kalbi aşk acısıyla dolu, ‘Artık büyüdüm,’ diye tekrarladı. ‘Şimdi de ne zaman büyüyeceğimi düşünüyorum. Hiç durmadan bunu düşünüyorum.”* Barış gibi, Rıfat gibi, ben gibi, siz gibi büyümeyi bekleyen çocuklarız; aşık olan ve parçalanan.

*Barış Bıçakçı, Seyrek Yağmur (İstanbul: İletişim Yayınları, 2016), 10.

İkililiğin Birliğinde; Çıkış ve İniş, Aşk ve Ayrılık Hikayesi: Her!

her - filmloverss

Aşk parlak bir yerdir. Uzaktık ama yakında olduğunda yaktığından uzaktadır belki de. Oraya gitmek yetmez bazen. Biriyle, birileriyle tanıştığınızda oluşturduğunuz çember sizi o alevden korusa da bu yetmez, bu kalkan bir şekilde yırtılır çünkü örülmüştür, oluşturulmuştur. Antik Yunan inancındaki üşünceyle paralel olarak doğduğumuzda birleşik olduğumuz ama sonra bir yırtılma ile ayrıldığımız diğer yarımızı bulduğumuzda bu kalkanın var olduğunu düşünürüz. Bu bulma bazen bir göz yanılsaması, bir seraptır belki de; bazen bedenin tenselliğinin ötesinde sesin getirdiği hayal ve heyecan perspektifinde bir iç cazibesidir sadece. Her ne olursa olsun bu birliktelik bir yama olacağı için, o ilk andaki bütünlüğe dönemeyeceğimiz ve aynada her zaman imgesel boyutta eksik kalacağımız için alev bizi içine alır, yutar ve tükürür; biz de dilsel realitede başa çıkmak için buna ayrılık deriz. Ayrılma deriz. Oradan ayrıldığımızı söyleriz. Çünkü kovulmayız biz istifa ederiz. Söylemimizde olan ben, aşkın dünyasında var olamaz ve tükürülür. Bu tükürülme içerisinde yaşamaya çabalayan ben sadece özler. Birini mi, o anı mı bilemez ama sadece özler. Doğar, büyür, ölür’ün yerini artık modernite de doğar, sever, ayrılır ve özler yer alır.

Aşkın üzerine söylenecek sözler, arzunun peşinden atılacak adımlar ve ayrılığın arkasından dökülecek çok göz yaşı var; var olacak. Ama bu her eylem görsel dünyada bir gölge bıraktığı gibi bir iz de bırakır. Bu izlerin takip edilmesi en güzel ve en şairane olan film ise günümüz kültleri arasında öznel beğenilerimiz içerisinde sayabileceğimiz; Her. J. Phoenix bizdir çünkü. Onun her şeyi hissetmesi, karda yürümesi veya gözü kapalı dönmesi bizdir; başka bir tarif yoktur. Şarkı söylemesi sadece içimizi ısıtmaz aynı zamanda gözümüzü yaşartır. İşte bu şiirsellik ve ters köşe gerçekçiliği içerisinde Her bir aşk ve ayrılık hikayesi olma temelinde okunacak bir yapıttır. Bu okuma dört yükseliş ve bir düşüştür. Aşkın yükselişi içerisinde, ayrılığın düşüşü ve Barış’ın büyümesinin yükselişidir tüm hikaye Spike’ın dilinden ve gözünden.

İlk Yükseliş:

her 1 - filmloverss

Tanışmanın o heyecanı, korkusu, gerginliği, umudu ve ümitsizliği. Deniz gibi, su gibidir. İçerisinde her şeyi beraber taşır su. Bir kaostur. Denize hiçbir zaman güvenemezsiniz. Bir anda güneşin battığı anda uçan bir kuşun kanadının görünmezliği gibi fırtına sizi alıp yutabilir. Nuh’un yağmurları gibi başınıza dünyayı yıkabilir ve sizi yutabilir. Ama bir yandan da umuttur, mucizedir su. İkiye ayrılır ve inanmanızı sağlar, alnınıza değer ve sizi kutsar; kaosunun içerisinde size kutsallık ve sakinlik verir. Su dengesizdir, bilinmezdir ama ne olursa olsun heyecan vericidir. İlk tanışma ve aşkın ilk anları da böyledir. İskelede size koşan bir kişinin heyecanının sizin bedeninizi ele geçirmesi gibidir ve unutulmazdır. Bu tanışmanın ve aşkın bilinmezliğinin heyecanı ilk yükseliştir. Sizi lunaparkta bir anda gözünüzü kapatıp döndürür. Ya da Her’ün görselliğinin gerçekliğinde merdivenlerden koşarak çıkarak huzura varmanızı sağlar. Kalabalık içerisinde yalnız olmamanızı ve bunun muhteşem hazzını sağlar. Yükseltir sizi, yukarı çıkarır hem gerçekte hem düşlerde.

İkinci Yükseliş:

her 2 - filmloverss

İkinci yükseliş veyahut ikinci çıkış. Çıkmak, yukarılara çıkmatır. İki aşığın cennete ulaşabilecekleri kadar yükseğe gidip parmaklarını uzatmaları gibidir. Aynı zamanda çıkmaktır. Yeryüzünden çıkmaktır, realitenin kapısını çarparak çıkmak, tüm mantığı terk etmektir. İkinci yükselişte her şey nettir. Hayatınızın geri kalanı onundur, onunki de sizindir. Bir şaka bile hayatınızı paylaşmanız için yeterlidir çünkü o şaka bir beraberlik ve anı simgesidir. Bireysel anılarınızın ve kimliğinizi oluşturan belleğinizin bir başka kişi tarafından ulaşılabilir olması ve bireysel hafızanızın içerisinde değerli bir katılımcının olması artık sizin kişiliğinizi ele geçirir ve bir yarımdan tama dönme hissi verir. Güneş hiç olmadığı kadar parlaktır, sadece siz değil arkadaşlarınız da diğer yarınızı sever sizi sevdikleri gibi, o kadar huzurlu ve ferahsınızdır ki kuş gibi uçabilecek hissiniz doğar içinizde ve tüm hayat bu kadar şiirsel ve destansı gözükür gözükünüze. Her içindeki epik manzaranın size verdiği sonsuzluk bir aşkın sonsuzluğu ve gülümsemeler ile harmanlanmış güneş de aşkın ‘cicim ayları’ içerisindeki küçük, mutlu adımlardır.

Üçüncü Yükseliş:

her 3 - filmloverss

Üçüncü yükseliş bir zirve noktasıdır. Artık her şey mükemmeldir ama insanın içerisindeki kötü ikizi veya üvey annesi ona öğretmiştir ki hiçbir zaman he şey mükemmel olmaz. Eğer mükemmel ise bir elma ortaya çıkar, bir iğne ortaya çıkar eğer hiçbiri olmuyorsa bir buz dağı görünen kısmının ürkütücü küçüklüğünde sizi bekler o da olmadı siz öldü sandığınız ama ölmemiş olan sevgiliniz uğruna kendinizi feda edersiniz. Yani aşkın içerisinde mükemmellik yoktur. Aşktaki mükemmellik bir dakika sonra hayatınıza girecek olan fırtınanın sadece sizi sakinleştiren iğnesidir, uyuşturucusudur. Her için de bu geçerlidir. Zirve gerçekten bir zirvedir, mükemmellik gerçekten de bir mükemmelliktir fakat hemen ardından gelen üçüncü bir etmen ikili mükemmel dünyayı zedelemeye başlar. Bir çayın yalnız içilmesi kadar geçen bir sürede değişen dünyada sevdiğiniz insanı kaybedebilir veya onun sessizliğinde siz çığlıklar atsanız da artık ilişkinizin ölüm fermanında öyle oldu yazabilir ve öyle de olur, sessizlik zirve noktasında yükselişin içerisinde bir anda son bulur ve büyük bir çığlığa dönüşür.

İlk ve Tek Düşüş:

her 4 - filmloverss

Bütün klişelerin arkasında yatan doğruluğun anlatılmaz ve kaçınılmaz haklılığı gibi zirveden sonra düşüşün geleceği düşüncesi de bir yerinde bir haklılık payı taşımaktadır. Aşkın zirve noktasında hissetmeye başladığımız o mükemmelliğin arkasındaki kusurlu yüz ilk düşüş ile kendini gösterir. Bazen bir telefon görüşmesi ve bunun üzerine söylenen biz sözdür bu düşüşün nedeni, bazen ise telefon görüşmesinin olmamasıdır. Yani bazen sözler içerisinde kaybolan bir anlamsızlıktır düşüş bazen de sözlerin söylenememesi içerisindeki ulaşamama durumundaki panik ve aldatılma, kandırılma duygusunun etkisi altında kalan korkak bedendir. Her ne olursa olsun Joaquin’in korku ve endişe dolu koşuşunda gerçek anlamda düşüşünün kaosunda yerin altına metroya doğru anlamsız inişi, bu anlamsızlık içerisindeki mantık ve duygu; beden ve kalp savaşı arasında kalan bedeni takip etmesi onun hep tünellerden, trenlerden çıkışının artık sona erdiğini ve bu sefer inişin gerçekleştiğini gösteriyor. Sevginin bitmese de artık yetmediğini ve özel olmanın söylemler ve hareketler dünyasında anlam kazandığının düşüncesi aşkın ilk ve tek düşüşünü meydana getiriyor; ayrılığın ayak seslerini kulağımıza çalıyor.

Dördüncü ve Son Yükseliş:

her 5 - filmloverss

Ayrılık. Düşüşün getirdiği istemsiz sonuç. Bazen bir tarafın ne kadar geri almak için çabaladığı şeyler olsa da diğer tarafın bir iğne ucunu neden göstererek istemediği birlikteliğin son durağı. Tarafsız olunamayan bir hikaye. Karşı tarafın nedenlerini anlayamama içerisinde; kendi dünyada acı çekme, sonun geldiğini düşünme ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmaması. Artık dünyanın renklerinin gözünüze farklı gelmesi. Pastel tonlu sarı, kırmızı, hardal, bordo hayatınızın bir sözcük, bir veda ile değişmesi ve artık öldürücü mavinin ve bununla beraber tüm korkularınızı ve çirkinliğinizi gözler önüne seren delici yapay ışığın dünyanıza hükmetmesi. Modernitenin getirdiği bu yalnızlık ile çatıda şehrin soğukluğuna tanık olmak ayrılığın bir parçasıdır ama aynı zamanda son bir yükseliştir. Bu yükseliş aşkın yükselişi değildir, insanın kendisinin manifestosudur. İç dünyasına tekrar sarılan insan bir Antik Yunan miti içerisinde olmadığını fark ederek modern, yalnız insan olduğunu kabul etmesi ve eksik olmayan bir yarım olduğuna kucak atmasıdır bu yükseliş. Göğe bakmaktır. Gökteki delici yapay ışığın egemenliğiyle yıldızsızlık bir anlamsızlık ve eksiklik değildir. Orada olduğu bilinen ama görülmeyen bir düş gibidir.

Aşk üzerine ayrılık üzerine söylenecek çok söz, çizilecek çok hayal var fakat bu duyguların yansıtılması her an bir hissizliğe ve boş sözlere dönüşebileceği için bir sınır içerisinde en yakın noktada konumlanmak en doğru karar gibi gözüküyor. Fakat Her bu söylemlerin ötesinde görsel bir hikayenin içerisinde bedenin inme ve çıkma hareketleri üzerinden ve merdivenin hayat silsilesi benzetmesi üzerinden yaptığı bu aşk ve ayrılık hikayesi anlatımı sinema tarihi için aşırıya kaçmayan bir anlatı durumunda. Eğer siz de bu görsellik anlatısına göz atmak isterseniz bu videoyu kaçırmayın. Aşk gibi kısa ve öz olan videoyu izlerken başka bir pencerede de The Moon Song’u oynatın gitsin. Gözyaşı her bünyeye iyi gelir merak etmeyin.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi