Toz Bezi, İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale’yi almasının ardından başlayan kumaş beğenememe tartışması festivalin diğer kazananlarının başarısına gölge düşürdü. Biz kumaş beğeneduralım, festival ve filmleri unutulmaya yüz tuttu. Bunlardan biri de Venedik’e uğradıktan sonra yolu İstanbul’a düşen Meksika filmi: Bin Başlı Canavar – Un Monstruo de Mil Cabezas. Uruguay asıllı Meksikalı yönetmen Rodrigo Plá filminde kapitalizmin yaşam-ölüm üzerindeki rolünü inceliyor ve bunu 75 dakika gibi kısa bir zaman diliminde seyirciye iletmeyi başarıyor. Kapitalizmle Azrail’le anlaşmasını satır satır okurken filmin baş karakteri Sonia (Jana Raluy) ise kocasını kurtarabilmek uğruna sistemin işlevsel bedenlerini Azrail’le tehdit edişine tanıklık ediyoruz.

Kapitalizmin güven veren yüzü sigorta şirketinin, kanser hastası kocasına gerekli olan ödemeyi yapmamaya diretmesiyle, mağdur Sonia Bonet canavarın yüzlerinin ilkiyle tanışır. Bürokrasinin aciz yavaşlığında zamanı daralan kocasının tek kurtuluşu ise şirketten ödeneğin alınması ve tedavinin tekrar başlamasıdır. Sonia, çirkin yaratıkla savaşabilmek için insanın en çirkin yüzüne başvurur: şiddet. Solunda oğlu Dario (Sebastián Aguirre), sağ elinde tabancayla kocasından sorumlu doktorun evine gider ve şirketin üst düzey yöneticilerinin evlerine bir bir uğramak zorunda kalır. Para egemen sistemde tabancasıyla tıklattığı hiçbir kapıdan sonuç alamazken, peşindeki polis yüzünden Sonia’nın ilerleyen hastalığı yüzünden eşinin zamanı azalmaktadır. Sonia elindeki dosyaları onaylatmaya çalışırken, kendini kapitalist sistemin deviniminin güvence altına alındığı koca bir labirentin içinde bulur. Labirentte karşısına çıkan her başa insanlığı anımsatmak ve bir hayatı kurtarmak uğruna labirentten çıkıp sistemi alt etmek zorundadır.

Bin Başlı Canavar: İçimizdeki Canavarlar: Şiddet ve Korku

Kaymak tabaka en korkak kesimdir; ne de olsa meta fetişizmi yaşamlarını ele geçirmiş, kaybın korkaklığına hapsetmiştir. Peki kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar? Sonia, yaşamını ailesi üzerine inşa etmiş, güçlü bir kadındır ve yıkılmaya yüz tutmuş yaşamı, eşini kaybetmek korkusu onu korkusuz birine dönüştürür. Medeniyetin iletişim dili vasıfsız kalınca primitif tarafına dönmek zorunda kalır ve insanların korkusundan beslenmek ve dolaylı olarak kendi, doğrudansa kocasının yaşamını kurtarmayı amaçlar. Deneyimsizliği her hareketinden okunan Sonia için şiddet bir ifade metodu değil; yaşama karşı yaşam kısasıyla bir savaş metodudur.  Labirentinde bürokrasinin dayattığı uzun ve dönemeçli yollarda yolunu bulmaya çalışan Sonia, silahını her doğrulttuğu kişiden yanlış bir yol tarifi alır çünkü danışmak zorunda olduğu kişiler labirentin sahibi canavarın sûretleridir. Sonia labirentin derinlerinde yolunu kaybeder fakat seyirci olarak biz sistemin anatomisini daha iyi gözlemleme şansı yakalarız.

Soyut Canavarın Görseli

Filmin en etkileyici tarafı yönetmen Plá’nın sinematik dili canavarın betimlenmesinde kullanımı: Sonia’nın sistemle savaşı ön planda fakat yönetmen ana örgünün dışına çıkıyor ve sisteme bu sıra dışı durum dışında da bakmaya çalışıyor. Sonia kapitalizmle olan mücadelesinde karşısına çıkan her bireyde aynı duvara tosluyor ve her seferinde neden orada olduğunu açıklamak zorunda, tekrar ve tekrar. Yönetmen her seferinde Sonia’nın ikna çabasını göstermekten kaçınıyor, yan karakterlerin yaşamlarından anlık kesitler sunmayı tercih ediyor. Bu kısa molalar filmin ritmini arttırdığı gibi sistemde evcilleşen, tembelleşen tiplemeleri karşımıza çıkarıyor. Daha da önemlisi yan karakterler hikâyenin gidişatı kadar filmin sonu için de önemliler. Sonia’nın mücadelesine tanık oldukları gibi flashforward voice-over’larla mahkemede karşımıza çıkıyorlar ve kendi deneyimlerini anlatarak sistemin muhakemesini haklı çıkarıyorlar.

Görüntü yönetmeni Odei Zabaleta’nın elinde tuttuğu kamerayı filmdeki silâhın teknik yansıması olarak nitelendirebiliriz. Geniş açı lens seçimleriyle seyirciye gözlem şansı sunmasına sunuyor, fakat içine girip çıktığımız basık, karanlık, umutsuzlukla sıvanmış dört duvar arasında klostrofobi tetikleniyor. Her ne kadar Sonia’dan uzaklaşıp olay örgüsünün çevresinde tur atsak da bir yanımıza olanların etkileri hep üstümüzde ve Sonia’yı duymasak da savunması hep kulağımızda.  Ana olay ve etrafındaki hayatlar bağlantısını çok güzel kurgulayan Miguel Schverdfinger görüntü yönetmeninin görsel tasvirini başarılı bir şekilde noktalıyor ve yumuşak geçişlerle anlatının yer aldığı bütün uzamı tek tek inceleyebiliyoruz. Kameranın giriş-çıkışları doğal ve beklenmeyen keskin değişimler seyirciyi zinde tutmayı başarıyor.

Sonia tek motivasyonla yola çıkan ve filmin sonuna kadar bir gelişim göstermeyen bir karakter. Değişmeyen karakter yer yer rahatsız etse de yönetmen bunu görünmez antagonistle kapatmaya çalışmış. Protagonist tek boyutlu, antagonistse soyut. Antagonist konseptinin şirket çalışanlarınca somutlaştırılma çabası Sonia’ya gelişecek bir zaman dilimi tanımıyor. İzlemek zorunda olduğu rota ve filmin süresi de göz önünde bulundurulduğunda anlaşılır fakat yine de tadı damakta kalan ve daha fazlası izlenebilse güzel olurdu diyebileceğimiz bir karakter. Filmin sonu kadınla ilgili film boyunca beklediğimizi bize sunuyor yine de biraz geç ve ani.

Bin Başlı Canavar’ın sistem eleştirisi ve kadın üzerinden yürüttüğü hikâye Dardenne Kardeşler’in 2014 yapımı Deux Jours, Une Nuit’yi (İki Gün, Bir Gece) anımsatıyor. Zamanın aleyhinde kapitalizmin insanın maddi/manevi ölümündeki suçunu ispatlamaya çalıştığı gibi Marion Cotillard’ın Sandra’sıyla Jara Raluy’un Sonia’sı sistemi dize getirmeye çalışan iki kadın olarak benzerleşiyor. Dardenne’ların bu filmini beğenenlerin kesinlikle kaçırmaması ve sistemin diğer çirkin yüzlerine bakması gereken bir film.

Toz Bezi, İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale’yi almasının ardından başlayan kumaş beğenememe tartışması festivalin diğer kazananlarının başarısına gölge düşürdü. Biz kumaş beğeneduralım, festival ve filmleri unutulmaya yüz tuttu. Bunlardan biri de Venedik’e uğradıktan sonra yolu İstanbul’a düşen Meksika filmi: Bin Başlı Canavar - Un Monstruo de Mil Cabezas. Uruguay asıllı Meksikalı yönetmen Rodrigo Plá filminde kapitalizmin yaşam-ölüm üzerindeki rolünü inceliyor ve bunu 75 dakika gibi kısa bir zaman diliminde seyirciye iletmeyi başarıyor. Kapitalizmle Azrail’le anlaşmasını satır satır okurken filmin baş karakteri Sonia (Jana Raluy) ise kocasını kurtarabilmek uğruna sistemin işlevsel bedenlerini Azrail’le tehdit edişine tanıklık ediyoruz. Kapitalizmin güven veren yüzü sigorta şirketinin, kanser hastası kocasına gerekli olan ödemeyi yapmamaya diretmesiyle, mağdur Sonia Bonet canavarın yüzlerinin ilkiyle tanışır. Bürokrasinin aciz yavaşlığında zamanı daralan kocasının tek kurtuluşu ise şirketten ödeneğin alınması ve tedavinin tekrar başlamasıdır. Sonia, çirkin yaratıkla savaşabilmek için insanın en çirkin yüzüne başvurur: şiddet. Solunda oğlu Dario (Sebastián Aguirre), sağ elinde tabancayla kocasından sorumlu doktorun evine gider ve şirketin üst düzey yöneticilerinin evlerine bir bir uğramak zorunda kalır. Para egemen sistemde tabancasıyla tıklattığı hiçbir kapıdan sonuç alamazken, peşindeki polis yüzünden Sonia’nın ilerleyen hastalığı yüzünden eşinin zamanı azalmaktadır. Sonia elindeki dosyaları onaylatmaya çalışırken, kendini kapitalist sistemin deviniminin güvence altına alındığı koca bir labirentin içinde bulur. Labirentte karşısına çıkan her başa insanlığı anımsatmak ve bir hayatı kurtarmak uğruna labirentten çıkıp sistemi alt etmek zorundadır. Bin Başlı Canavar: İçimizdeki Canavarlar: Şiddet ve Korku Kaymak tabaka en korkak kesimdir; ne de olsa meta fetişizmi yaşamlarını ele geçirmiş, kaybın korkaklığına hapsetmiştir. Peki kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar? Sonia, yaşamını ailesi üzerine inşa etmiş, güçlü bir kadındır ve yıkılmaya yüz tutmuş yaşamı, eşini kaybetmek korkusu onu korkusuz birine dönüştürür. Medeniyetin iletişim dili vasıfsız kalınca primitif tarafına dönmek zorunda kalır ve insanların korkusundan beslenmek ve dolaylı olarak kendi, doğrudansa kocasının yaşamını kurtarmayı amaçlar. Deneyimsizliği her hareketinden okunan Sonia için şiddet bir ifade metodu değil; yaşama karşı yaşam kısasıyla bir savaş metodudur.  Labirentinde bürokrasinin dayattığı uzun ve dönemeçli yollarda yolunu bulmaya çalışan Sonia, silahını her doğrulttuğu kişiden yanlış bir yol tarifi alır çünkü danışmak zorunda olduğu kişiler labirentin sahibi canavarın sûretleridir. Sonia labirentin derinlerinde yolunu kaybeder fakat seyirci olarak biz sistemin anatomisini daha iyi gözlemleme şansı yakalarız. Soyut Canavarın Görseli Filmin en etkileyici tarafı yönetmen Plá’nın sinematik dili canavarın betimlenmesinde kullanımı: Sonia’nın sistemle savaşı ön planda fakat yönetmen ana örgünün dışına çıkıyor ve sisteme bu sıra dışı durum dışında da bakmaya çalışıyor. Sonia kapitalizmle olan mücadelesinde karşısına çıkan her bireyde aynı duvara tosluyor ve her seferinde neden orada olduğunu açıklamak zorunda, tekrar ve tekrar. Yönetmen her seferinde Sonia’nın ikna çabasını göstermekten kaçınıyor, yan karakterlerin yaşamlarından anlık kesitler sunmayı tercih ediyor. Bu kısa molalar filmin ritmini arttırdığı gibi sistemde evcilleşen, tembelleşen tiplemeleri karşımıza çıkarıyor. Daha da önemlisi yan karakterler hikâyenin gidişatı kadar filmin sonu için de önemliler. Sonia’nın mücadelesine tanık oldukları gibi flashforward voice-over’larla mahkemede karşımıza çıkıyorlar ve kendi deneyimlerini anlatarak sistemin muhakemesini haklı çıkarıyorlar. Görüntü yönetmeni Odei Zabaleta'nın elinde tuttuğu kamerayı filmdeki silâhın teknik yansıması olarak nitelendirebiliriz. Geniş açı lens seçimleriyle seyirciye gözlem şansı sunmasına sunuyor, fakat içine girip…

Yazar Puanı

Puan - 72%

72%

72

Soyut bir canavarın ürkütücü anatomisini gözler önüne seren yönetmen Rodrigo Plá, sistemin karmaşıklığında kocasını kurtarmaya çalışan ezilen bir kadının öyküsü anlatıyor. 

Kullanıcı Puanları: 4.85 ( 1 votes)
72
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi