Big Little Lies, son dönemde izlediğim ve değindiği noktalarla, günümüz modern dünyasında kendi ayakları üzerinde durabilen bireylerin zayıflıklarını hangi kılıfların arkasına gizlediğini bir bir gözler önüne seren nokta atışlarıyla herkese gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir dizi oldu.

Bir mini-dizi olarak yolculuğuna başlayan, yedi bölümün ardından finalini gerçekleştiren Big Little Lies için yeni sezonun gelebileceği geçtiğimiz günlerde konuşulmaya başlandı. Avustralyalı yazar Liane Moriarty‘nin kitabından uyarlanan dizinin devamının ihtimali Big Little Lies’ın dünyasında biraz daha kalmak isteyen  bir hayranı olarak itiraf etmeliyim ki beni mutlu etti. Her ne kadar tutan bir işin sömürülmesini doğru bulmasam da, dizinin hikayesini oluşturan çevrede anlatılabilecek daha çok fazla hikaye olduğunu söyleyebilirim. İlk bölümde başlayan dizinin uysal ve naif tonunun son bölüme doğru uzanan yolculukta nasıl karanlıklaştığını ve sanrıların karakterlerin hepsini nasıl bölümden bölüme etkili bir biçimde ele geçirebildiğini görmek, izlediğimiz dizinin “kadın hikayesi” anlatan “pembe” dizi olmadığını kanıtlıyor. Big Little Lies, kadınların hikayesini anlatıyor hem de en karanlık ve en gerçekçi şekliyle.

Big Little Lies, oyuncu kadrosunda bulunan Reese WitherspoonNicole KidmanAlexander Skarsgard, Adam Scott, Zoe Kravitz ve Shailene Woodley gibi isimlerle oldukça dikkat çekti. Aldığı olumlu eleştiriler ve Emmy Ödülleri’nden önce aslında bittiği belirtilen dizinin sonunda yer alan bir iki saniyelik binocular shot istenirse dizinin devamının gelebileceğinin bir vurgusu gibiydi. Tüm bunlar bir yana, diziyle ilgili asıl konumuz başından sonuna muhteşem bir kurgunun oldukça mühim konularla iç içe geçtiğinde, iyi işlenmiş bir anlatının ne denli başarılı sonuçlar ortaya çıkarabildiği.

Elimizde, yazı boyunca inceleyebileceğimiz 5 ayrı kadın karakter var. Hepsi özenli bir biçimde kurgulanmış bu kadın karakterlerden en fazla ele alacağımız karakter Celeste.  Çünkü Nicole Kidman’ın canlandırdığı Celeste ve Alexander Skarsgard’ın ödüllü performansı Perry’nin ilişkisi tekrar tekrar üzerinden geçilmesi gereken önemli kilit noktalar barındırıyor.

Big Little Lies: Suistimalin Büründüğü Farklı Biçimler

Celeste ve Perry ile tanıştırıldığımız ilk anda, ikilinin muhteşem bir ilişki yaşadığını düşünmek mümkün. İş gereği şehir dışında olan Perry’nin çocuklarının ilk okul gününü kaçırmamak için aniden geri dönmesi ve Celeste’e sevgi dolu yaklaşımı, birbirinden güzel iki çocuğu olan, tutkulu bir çiftin ekrana sıcak bir yansıması olarak görülebilir ancak hızlıca anlayabileceğimiz üzere Celeste ve Perry’nin ilişkilerinde yolunda gitmeyen bir şeyler var. Perry öfke kontrolü konusunda problem yaşayan ve aniden Celeste’e saldırabilen bir karakter bunun yanında yaşanan ev içi şiddetin ardından ikilinin bu durumu şehvetli bir biçimde karşılaması ve kadının başını duvara vurmak, boğazını sıkmakla başlayan bir sürecin ateşli bir cinselliğe evrilebilmesi.

Peki, kadına şiddetin bu denli görünür olduğu ve çok çeşitli reklam kampanyaları ve bilinçlendirme çalışmalarıyla yanlışlandığı günümüzde, kırsalın kapalı kapıları ardından kurtulmuş, okumuş, iş hayatına atılmış, kendi ayakları üzerinde durabilen ve hatta gelir düzeyi yüksek bir kadının ev içi şiddete maruz kalması durumu hangi noktalardan elle tutulur hale getirilebilir ve açıklanabilir? Bu sorunun cevabını Big Little Lies, kendimize söylediğimiz/söyleyebileceğimiz yalanlar üzerinden oldukça net bir biçimde veriyor.

Celeste, işini bırakmak durumunda kalmış bir avukat olarak, her durumu sağlıklı değerlendirme yetisine sahip ve herhangi bir şiddetvari durumun hangi noktada suistimal edilmek olduğunu bilebilecek bilinçte bir kadın. İçinde yaşadığı toplulukta, sözü geçen, sevilen, sayılan, arkadaşlarıyla sık sık sosyalleşen ve elini attığı her işte başarılı olabilen Celeste’in şiddete ses çıkarmamasının herhangi bir sebebi olabilir gibi gelmese de ne yazık ki var ve ne yazık ki Celeste’in yaşadıklarını deneyimlemek durumunda kalan ve bu deneyimi yaşarken kendisine yalan söyleyen başka kadınlar da var.

Güçlü, yakışıklı, bilgili, toplum tarafından sevilen ve çocuklarına muhteşem babalık yapan ve partnerini sevdiğini her an dile getirebilen bir erkek hayal edin. Mükemmel gibi görülen bu portre, yanında hangi problemleri kabul edilebilir kılar? Öfke kontrolü, şiddet gibi unsurlar kabul edilebilecek problemlerden midir? Celeste için evet. Çünkü ikilinin kurguladığı modern dünyada şiddetin tanımı ve gelişimi farklı değerlendirilerek büyük bir sanrıya kapılma durumu mevcut. Celeste yaşadığı kabul edilemez şiddet vakalarını, arkasından gelen cinsel birleşmeyle birlikte ilişkinin tutkulu yapısı başlığı altında değerlendiriyor. “Beni o kadar çok seviyor ki, o yüzden…” diye başlayan hiçbir cümlenin dünya üzerinde kurulumu mümkün olmamalıdır. Herhangi birini seven bir birey, aşırı sevgisi yüzünden hayatlarımızda olumsuzluklara yol açamaz. Çünkü olumsuzluğa, acıya bilinçli olarak sebebiyet verilen hiçbir ortamda sevginin varlığından söz edilemez.

Celeste ve Perry’nin ilişkisinde dinamikler şu şekilde kuruluyor: Celeste kendine alan yaratmaya çalışıyor. Bu alan Perry tarafından reddediliyor ve akabinde Celeste, partnerinden şiddet görüyor. Bu ana kadar gücü elinde bulunduran Perry, şiddet uyguladığı andan itibaren, Celeste’i kaybetme korkusuyla mükemmel bir eşe dönüşüyor. Öfkeyle hazzın iç içe geçtiği “unutulmaz” bir cinsellik yaşanıyor. Ardından Perry, Celeste’e bir süre daha bir tanrıça gibi davranıyor, ta ki diğer suistimale kadar.

Celeste’in bu denli kendini gerçekleştirmiş bir kadın olarak, şiddete ses çıkarmaması imkansız görünse de, kendi içinde geliştirdiği mekanizmalar bu durumu imkanlı kılıyor. Peki bu mekanizmalar neler olabilir? Celeste, kendisinin toplum içerisindeki duruşunun farkında olan bir karakter. Bu sebeple en başta kendisi şiddete uğradığını kabul etmeyi kendisine yediremiyor. Nitekim bu kabul ediş bile, gittiği terapide uzun süreli konuşmaların sonucunda gelişiyor. Celeste, yaşadığı durumu herhangi bir arkadaşıyla paylaşmıyor. Alacağı tepkileri içten içe bildiği ancak kendisine itiraf dahi edemediği için, yaşadığı durumu ilişkinin aşırı tutkulu olması şeklinde tanımlıyor. Celeste şiddete uğradığını kabul etmiyor çünkü kendisine telkin ettiği yegane  cevap tüm bu yaşananların, birbirini çok seven iki yetişkinin yaşadığı aşırı tutkulu bir ilişki olması.

Aslında Celeste gibi yaşadığımız kötü ve kabul edilemez durumların içten içe farkındayız. Bu farkındalığın üzerini örtmek yerine ona daha fazla odaklanmamız gerekiyor. Çünkü modern dünyada bir kadın olarak uğradığımız şiddetin çok çeşitli versiyonları var aslında. Fiziksel şiddetin yanında yaşadığımız ilişkilerde “sevgi” adı altında bambaşka biçimlerde suistimal ediliyor olabiliriz. Yalnızca unutmamamız gerekiyor ki, hiçbir olumsuzluğun cevabı “çok sevmek” olamaz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi