Bu yazı Beyoğlu Sineması’nın bana ne anlam ifade ettiğini, Beyoğlu Sineması’nın hiçbir şey için olmasa bile yalnızca benim için kurtulması gerektiğini anlatan gayet şahsi bir yazıdır.

“Beyoğlu Sineması Haziran sonunda kapanıyor.” Yaz başında haber sitelerinde böyle yazıyordu. Ee, kapanmadı işte. Sevgili Cem Altınsaray ve Utku Ögetürk‘ün başı çektiği bir sürü güzel insan, kısa vakitte, olabilecek en güzel projeyi hazırladı. Bu defa sadece internetten serzenişte bulunup, romantik anılarımızı yazmadık. Gamsızlığımızı, kolaycılığımızı bir kenara bırakıp eyleme geçtik. Bayram tatili demeden, yaz sıcağı demeden herkes elinden gelebilen her şeyi yaptı. Ortaya Sadakat Kart projesi çıktı. İlk bölüm geçilmişti. Sırada asıl olay vardı. Bir sürü insan bu uğraşlar boyunca muhteşem geri dönüşler verdi. Eğer bu dostlarımız samimilerse ve kartları alırlarsa bu sinema zaten kurtulur. Kart satışları müthiş bir gönüllü çalışmasıyla hala devam ediyor. Sinemanın kurtulabilmesi için daha fazla gönüllü ve daha fazla kart satın alınması lazım. Belki de Beyoğlu’nun tekrardan eski günlerine dönmesini sağlayacak kıvılcımlardan biri bu olur. Hayal kurmak güzel, bu hayaller için emek sarf etmek daha da güzel. Ben kendi adıma bir şekilde bu aksiyonun, kolektif çabanın içinde bulunabildiğim için inanılmaz gururluyum. Bu şehirde, Gezi’den beri en işe yaradığımı hissettiğim, en mutlu olduğumu hissettiğim zamanları yaşadım. Sinemanın AVM’lere sıkışmaması için, toplumsal hafızamızın silinmemesi, kent bilincimizin kaybolmaması için elimden gelebilen her şeyi yaptım, yapmaya da devam edeceğim.

beyoglu-sinemasi-filmloverss

Beyoğlu Sineması Benim İçin Neden Bu Kadar Önemli?

İstanbul’a üniversite okumak için geldiğim ilk yıldı. Bu şehre ilk defa gelen neredeyse her öğrenci gibi bir yandan da barda çalışıyordum. Sinemayı seviyordum ama henüz Tarkovski’yi, Bergman’ı , Kurosawa’yı, Kubrick’i anlayabilecek kapasitede değildim. “Filmin sonu sürprizli mi? O zaman güzel film” kafasındaydım. Ben şimdi biraz sinema seven, anlayan biri olabildiysem, buna vesile olan o dönemki sevgilim. “Yarın Beyoğlu Sineması’nda filme gidiyoruz. Bardan izin al” diyor. “Hangi film” diye soruyorum, “Andrei Rublev diye bir Tarkovski filmi” diyor. “He aşkım” diyorum dışımdan, “İnşallah sonu sürprizlidir” diyorum içimden. Ertesi gün filmdeyiz. Şimdi şu yaşımda bana, “Genç kardeşlerimize hayatın sırrını söyler misin?” diye sorsalar. “Daha sinema kafalarına tam giremeden Tarkovski izlemeyin, hayatın geri kalanı bir şekilde halledilir” derim. Film nereden baksanız üç buçuk saat. Ara yok. Kimsenin çıtı çıkmıyor. Filmi biraz anlamaya çalışıyorum, yok. İmkanı yok. “Bu nasıl film?” diyorum içimden. Yan gözle sevgilime bakıyorum, gözlerini belertmiş, pür dikkat filmi izliyor. Takribi bir buçuk, iki saat sonra içim geçmiş. Yirmi dakika kestirip sonra uyanıyorum. Yan gözle sevgilime bakıyorum. Kafasını aşağı doğru eğmiş tükürüğünü baloncuk yapıyor. Perdeye dönüp filmi izlemeye devam ediyorum. On dakika sonra artık tükürük yapmayı bırakan sevgilim gözünü perdeden ayırmadan, birden “Sizin barda doğum günü kutlasak servis için tabak, bıçak ve çatalı siz mi veriyorsunuz, biz dışarıdan mı getiriyoruz?” diye soruyor. Gözümü filmden ayırmadan “Siz dışarıdan getiriyorsunuz” diyorum, filmi izlemeye devam ediyoruz. Film bitiyor, çıkışta sessizce bira içiyoruz. Sonra vakit geçiyor biz o kadınla ayrılıyoruz. Sonra vakit geçiyor ben gerçek aşklarımı buluyorum. Sinema, Kubrick ve Tarkovski. O kadın, o sinema salonu, o anılar benim içime, bugün burada fikirlerimi yazabilmeme vesile olan bir sinema sevgisi işliyor. Sinema benim hayatımı bambaşka bir şekle sokuyor.

Şimdi bir sürü arkadaşım bana “Tamam abi nostaljik falan ama ne uğraşıyorsun bu kadar” diye soruyor. Beni Beyoğlu Sineması için “gereksiz duyar kasmakla” itham ediyor. Daha önce belirttiğim gibi yalnızca bir sinema salonu kapanmıyor, toplumsal hafızalarımızdan biri siliniyor, kent bilincimiz elimizden kayıyor. Ben sinemanın AVM’lere tıkılmasını, yalnızca basit komedi filmlerini ya da süper kahraman filmlerini izlemek istemiyorum. Emek Sineması’nı kurtaramadık. Direndik ama bizi yıkıp geçtiler. Bu sefer oradan edindiğimiz tecrübeyle, üstelik bizi yıkıp geçebileceklere karşı değil, kendi gamsızlığımıza, boşvermişliğimize karşı direniyoruz. Emek’i kurtaramadık ama emeğimizle Beyoğlu’nu kurtarabiliriz. Dayanışmayla, umutla…

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi