İnsanların ancak kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar ürettikleri eski çağlarda kölelik yoktu. Zamanla üretimde kullandıkları araçlar geliştikçe tüketebileceklerinden daha fazla üretmeye başladılar. Bundan sonra, savaş tutsaklarını öldürmek yerine kendileri için çalıştırmaya başladılar ve onların ürettikleri fazla ürüne el koydular. Böylece köleler ve kölelik doğdu. İnsanlar tarih boyunca, içinde yaşadıkları topluma ve döneme göre çeşitli yollardan köleleştirildiler. Savaşta tutsak edilmek, bir suç nedeniyle cezalandırılmak, borcunu ödeyememek ya da köle ana babadan dünyaya gelmek köle olmanın çeşitli biçimlerindendi. Köle, bütünüyle başka bir insanın malı olan herhangi bir eşya gibi alınıp satılabilirdi. Taşınır herhangi bir mal gibi görüldükleri ve onlara hiçbir hak ve özgürlük tanınmadığı için, kendilerinden istenen her türlü işi yapmakla yükümlüydüler. Efendilerinin kötü davranışları, ağır yaşam ve çalışma koşulları yıllarca insan sayılmayan binlerce kölenin ölümüne yol açtı. Ve bu sistem 19. yüzyıla kadar sürdü.

Sinema, başından bu yana toplumsal travmalara sessiz kalmayan bir sanat eşiği olduğundan elbette kölelik kavramı, yaşanan acılar, kayıplar ve sistemle ilgili her şeyi malzeme olarak kullanır. Bu malzemeyi ilk kullanan filmlerden biri, daha doğrusu ilk aklıma gelen; The Great Dictator (1940). Bu filmle Chaplin, Yahudilerin köle olarak kullanılması ile beyinleri ve kalpleri makineden yapılma insan olarak tarif ettiği Naziler tarafından katledilmelerini faşizme karşı olanca şiddetiyle kınar.  1993’te Steven Spielberg tarafından yönetilen Schindler’s List filmi için de yine Yahudilerin köleliği üzerine yapılmış güçlü bir eleştiri diyebiliriz. Gillo Pontecorvo’nun yönetmen koltuğunda oturduğu, Marlon Brando’nun başrolde olduğu 1969 yapımı Queimada filmi ise ABD’den sonra bağımsızlığını ilân eden ikinci ülke olan Haiti tarihinden esinlenir. Bu filmde, bir İngiliz ajanının, hayalî bir Portekiz sömürgesi olan adaya gönderilip siyahî köleleri örgütleyerek ayaklandırma çıkarmasına ve iktidar savaşlarının köleleri nasıl hedef gösterdiğine dikkat çekilir. 20. yüzyılda ele alınmış bir diğer kölelik filmi yine Spielberg imzası taşıyan 1997 yapımı Amistad filmidir. 1830’ların ABD’sinde sanayileşme yanlısı kölelik karşıtları ile güneyli toprak sahiplerinden oluşan kölelik yanlıları arasında hızla yükselen ve ilerleyen yıllarda Amerikan İç Savaşı’na yol açacak olan gerginliği anlatır. Hikâye, 1839 yılında yaşanan, zenci köleleri taşıyan Amistad adlı gemideki isyandan beslenir.

[youtube video_id=”5Kk5iXZFaCQ” width=”600″ height=”350″]

19. yüzyılın son çeyreğine kadar devam eden sistemin etkileri o kadar uzun soluklu olur ki; Hollywood başta olmak üzere, film şirketlerinin 20. yüzyılda başlayan geleneği 2000’lere de taşıdığını görürüz. 2003’te Gore Verbinski’nin yönettiği Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Peart ile koloniciliğin revaçta olduğu yıllarda İspanya-Fransa-İngiltere gibi sanayi şehirlerinin süreklilik ve işlerlik için Afrikalı köleleri Tortuga’ya çıkarmasını alt metinlerle farklı bir üslupla izleriz. Yine serinin ikinci filmi olan, 2006 yapımı Dead Man’s Chest ile Verbinski, korsanlık kavramının yanı sıra köleliğin altını çizmeye devam eder.  2006 yılından devam; Perfume: The Story of a Murderer ile Tom Tykwer esrarengiz ana temasının yanı sıra Fransa’daki kölelik sistemine de göz kırpıyor. 2009 yapımı, Amenabar imzalı Agora içinse kişisel fikrimi beyan edip saydıklarım arasında en samimi, en amacına uygun bulduğum kölelik filmi diyebilirim. Bizi, 4. yüzyıl İskenderiye Dönemi’ne götürerek kölelik anlayışına farklı birçok açıdan yaklaşıyor. Amerika İç Savaşı’ndan birkaç yıl önceki dönemde kölelik sistemi neydi sorusuna Tarantino mizanseni ile cevap veren 2012 yapımı Django Unchained da son yılların öne çıkan kölelik filmlerinden…  Karısını köle tüccarlarının elinden kurtarmak ve geçmişte çektiği acıların intikamını almak için nefes alan siyahî bir adamın, günden güne köle tacirlerinin nasıl korkulu rüyası hâline geldiğinin hikâyesi anlatılır. Ve Lincoln… 2012 yapımı, yine bir Spielberg imzası taşıyan film 1863’te, 13. Yasa ile ABD’de köleliği resmen kaldıran başkan Abraham Lincoln’ün yaşamını konu edinir.

Kiminin efendileriyle iyi geçindiklerini savunduğu, kiminin ise yaşadığı acılar nedeniyle intikam hırsıyla hareket ettiği şeklinde lanse ettiği köleler hakkında tartışılacak filmlere bir yenisi daha ekleniyor.  Yine beyaz adamın siyah adama zulmünü ve ırkçılığın ne denli tehlikeli boyuta ulaşabileceğini gösterecek bu film, ülkemizde 24 Ocak 2014’te gösterime girecek. Steve Mcqueen’in yönetmenliğini yaptığı 12 Years a Slave izleyicisini 1841 yılına götürüyor. Filmin eleştirisini okumak için tıklayınız.

[youtube video_id=”MCBtgwM-baw” width=”600″ height=”350″]

Kendi ulusal tarihinin karanlık dönemine geçmişte hiç olmadığı kadar ışık tuttuğunu gördüğümüz Hollywood film şirketleri, konu sıkıntısından mıdır vicdanî bir sorumluluğun getirisi midir muamma ama akademinin tavrı da hesaba katılınca daha uzun yıllar köleliği ele alan filmler izleyeceğiz gibi… Elbette bu duruma, siyahî başkan Obama’nın karalamalara ve aşağılanmalara maruz kalması da sebep olabilir. Başka ülkelerin sistemleri, tarihleri hakkında birçok yargıda bulunan Hollywood, geçmiş takıntılarından hâlâ kurtulamamış Amerikalılar’ı kendileriyle yüzleşmeye davet ediyor da olabilir. İhtimaller ihtimaller… Dilerim, biz de kendi tarihimiz hakkında bir an önce konuşmaya/tartışmaya elverişli ve elde edeceğimiz sonucu sanatımıza yansıtacak kadar cesur bir toplum oluruz.

Özgürlüğüne düşkün insanlara…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi