Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler” adlı eserinden uyarlanan film, tıpkı kitapta olduğu gibi bir adamın dört günlük aşkını anlatır. Yazarın “hayalperest” olarak tanımladığı toplumun dışına itilmiş, hayattan zevk almayan karakterine ek olarak yönetmen Turabaev, duygusal ve cesur bir adam çıkarıyor seyircinin karşısına.

Marat kendi halinde, toy bir gece bekçisidir. Mariam ise, kitabın diğer uyarlamalarına (Le notti bianche/Visconti/1957, Quatre nuits d’un rêveur/Bresson/1971 vb.) kıyasla zarif ve gizemli olmasının yanı sıra değişken ruh hallerine sahip bir profil çizer. Hatta diyebiliriz ki, Mariam için çizilen profil ile filmin kendi içinde bir çatışma yaratılır. Tıpkı eserdeki gibi Marat’ın dört gününe ve dönüşümüne odaklanan film, alt metninde bugünün Kazakistan’ında kapitalist çarkın nasıl döndüğüne ve bireylerin sıkışmışlığına dair bakış açısı üretirken minimalist bir sinematografiyle de hikâyesini süsler.

Turabaev, Dostoyevski’nin klasik dayanıklılık, evrensellik ve varoluşçuluğa yaklaşıma binaen hayatta bir rol edinebilmek arketipine modern bir soluk getirebilmiş fakat filmin sonuyla tüm çabasını gözden çıkarmış diyebilirim. Final oldukça zorlama ve üzücü… Dolaylı yoldan dile getirecek olursam; eserden bağımsız. Onun dışında oyuncu performansları gayet doğal ve akıcı ilerliyor. Özellikle Marat’ın paradoksal bir yönde ilerleyen sevgisi hikâyeye sis gibi yayılan sessizliğe eşlik ediyor. Film müzikleri ise klasik ve elektro arasında gidip geliyor. Marat ve Mariam’dan bağımsız olarak filmde, Kazakistan’daki bohem yaşamdan da mizahi bir dille sunulmuş kesitler izliyoruz. Roman okur gibi rutine çalan sekansların (Marat’ı defalarca çay içerken, uyurken, pencereden bakarken görüyor olmamız ya da Mariam’ın her gün sokak lambasının önünde bekliyor olması gibi tekrar eden eylemleri içerir.) arasında açıkçası bu sahneler çok lazım değilse de nefes aldırıyor. Bu, uzun sekansların içi boş olduğu anlamına gelmiyor elbette. Mesela Mariam’ın eserin orijinalinde olduğu gibi sevdiği adamı her gün köprüde değil de, bir sokak lambasının altında bekliyor olması tesadüf değil. Çarkın içinde akıbetinin ne olacağı belirsiz aydınları, gençleri temsil eden bir sembol o sokak lambası… Mariam’ın duygusal patlamasını bu bağlamda izliyor olmamız; onun, sevdiği adamın gelmeyeceğini sonunda kabulleniyor olması ve tam da Marat’a karşılık vermişken malum vakanın vuku bulması trajikomik bir olgu oluşturuyor.

Daha fazla detaya inmeden ve sürprizbozan içermeden biraz da beni hayal kırıklığına uğratan finalden bahsedelim. Sanırım, ticari bir yaklaşım sonucu dilimize “Beyaz Gece” şeklinde çevrilmiş filmin uluslararası isminden de bahsetmemiz gerekecek. Zira finalde yönetmenin çok optimist bir yaklaşımla kendi yorumunu katıyor olması filmin adıyla doğrudan bağlantılı… Orijinal adı “Adventure (Macera)” olan filmde Marat’a, Dostoyevski’nin kahramanına yazdığı sonun çok ötesinde bir son yazılıyor.

Gezici Festival programı kapsamında izlediğim Beyaz Gece, finaline rağmen ve Dostoyevski’yi anmak adına izlenmeli.

İyi seyirler!

Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler” adlı eserinden uyarlanan film, tıpkı kitapta olduğu gibi bir adamın dört günlük aşkını anlatır. Yazarın “hayalperest” olarak tanımladığı toplumun dışına itilmiş, hayattan zevk almayan karakterine ek olarak yönetmen Turabaev, duygusal ve cesur bir adam çıkarıyor seyircinin karşısına. Marat kendi halinde, toy bir gece bekçisidir. Mariam ise, kitabın diğer uyarlamalarına (Le notti bianche/Visconti/1957, Quatre nuits d'un rêveur/Bresson/1971 vb.) kıyasla zarif ve gizemli olmasının yanı sıra değişken ruh hallerine sahip bir profil çizer. Hatta diyebiliriz ki, Mariam için çizilen profil ile filmin kendi içinde bir çatışma yaratılır. Tıpkı eserdeki gibi Marat’ın dört gününe ve dönüşümüne odaklanan film, alt metninde bugünün Kazakistan’ında kapitalist çarkın nasıl döndüğüne ve bireylerin sıkışmışlığına dair bakış açısı üretirken minimalist bir sinematografiyle de hikâyesini süsler. Turabaev, Dostoyevski’nin klasik dayanıklılık, evrensellik ve varoluşçuluğa yaklaşıma binaen hayatta bir rol edinebilmek arketipine modern bir soluk getirebilmiş fakat filmin sonuyla tüm çabasını gözden çıkarmış diyebilirim. Final oldukça zorlama ve üzücü… Dolaylı yoldan dile getirecek olursam; eserden bağımsız. Onun dışında oyuncu performansları gayet doğal ve akıcı ilerliyor. Özellikle Marat’ın paradoksal bir yönde ilerleyen sevgisi hikâyeye sis gibi yayılan sessizliğe eşlik ediyor. Film müzikleri ise klasik ve elektro arasında gidip geliyor. Marat ve Mariam’dan bağımsız olarak filmde, Kazakistan’daki bohem yaşamdan da mizahi bir dille sunulmuş kesitler izliyoruz. Roman okur gibi rutine çalan sekansların (Marat’ı defalarca çay içerken, uyurken, pencereden bakarken görüyor olmamız ya da Mariam’ın her gün sokak lambasının önünde bekliyor olması gibi tekrar eden eylemleri içerir.) arasında açıkçası bu sahneler çok lazım değilse de nefes aldırıyor. Bu, uzun sekansların içi boş olduğu anlamına gelmiyor elbette. Mesela Mariam’ın eserin orijinalinde olduğu gibi sevdiği adamı her gün köprüde değil de, bir sokak lambasının altında bekliyor olması tesadüf değil. Çarkın içinde akıbetinin ne olacağı belirsiz aydınları, gençleri temsil eden bir sembol o sokak lambası... Mariam’ın duygusal patlamasını bu bağlamda izliyor olmamız; onun, sevdiği adamın gelmeyeceğini sonunda kabulleniyor olması ve tam da Marat’a karşılık vermişken malum vakanın vuku bulması trajikomik bir olgu oluşturuyor. Daha fazla detaya inmeden ve sürprizbozan içermeden biraz da beni hayal kırıklığına uğratan finalden bahsedelim. Sanırım, ticari bir yaklaşım sonucu dilimize “Beyaz Gece” şeklinde çevrilmiş filmin uluslararası isminden de bahsetmemiz gerekecek. Zira finalde yönetmenin çok optimist bir yaklaşımla kendi yorumunu katıyor olması filmin adıyla doğrudan bağlantılı… Orijinal adı “Adventure (Macera)” olan filmde Marat’a, Dostoyevski’nin kahramanına yazdığı sonun çok ötesinde bir son yazılıyor. Gezici Festival programı kapsamında izlediğim Beyaz Gece, finaline rağmen ve Dostoyevski’yi anmak adına izlenmeli. İyi seyirler!

Yazar Puanı

Puan - 59%

59%

20. Gezici Festival programı kapsamında izlediğim Beyaz Gece, finaline rağmen ve Dostoyevski’yi anmak adına izlenmeli.

Kullanıcı Puanları: 0.4 ( 1 votes)
59
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi