“Dünyadaki en güzel şeyler daha önce hiç sözü edilmemiş şeylerdir.” Yönetmenliğini ve yapımcılığını Doğu Türkistanlı yönetmen A. Uygur Öztürk’ün üstlendiği gerçek bir hikayeden esinlenen film, ilk kez bu sözlerle izleyicisinin karşısına çıkıyor. İki küçük çocuğun dostluğunu Moby Dick hikayesinden destek alarak anlatan bu samimi filmin senaryosu Sühan Bozdağ ve Ozan Akıncı’nın imzasını taşıyor. 2011 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Öztürk’ün Türk sinemasına girişini sağlayacak olan film, eksiklerini seyirci ile buluşturduğu sözlerle ifade edilemeyecek kadar özel dostluğun oldukça samimi ve sıcak hikayesi ile kapatıyor.

Ali (Kaan Ürkmez), ailesi tarafından sevilen, sevgi gören bir çocuktur. Ailesini kaybetmesi sebebiyle dedesi ile Kale Köyü’nün yolunu tutar ve aniden kendisine çok yabancı olan bir hayatın içine atılır. Vahap (Efe Karaman), köyün yaramaz çocuğudur ve bu yaramazlığının sebeplerinden bir tanesi de ailesinden sevgi göremeyişidir. Ali, ihtiyaç duyduğu sevgiye sahiptir ancak ailesini kaybetmiştir. Vahap ise ailesine sahiptir ancak ihtiyaç duyduğu sevgiyi göremez. Birbirlerine oldukça zıt olan bu iki çocuğu, beyaz bir balinanın hikayesi birleştirir. Moby Dick (Beyaz Balina), Herman Melville’nin Kaptan Ahap’ın beyaz balina Moby Dick’in peşinde yaşadığı maceraları anlatan kitabıdır. Çocuklar kendi aralarında hikayenin baş kahramanlarını kendileri ile özdeşleştirirler. Ali, kendi kendine denizde yüzerken hedef haline gelen beyaz balina, Vahap ise kendisinden bacağını alan bu hayvana karşı beslediği kininin peşinden bir maceraya atılan Kaptan Ahap olmuştur. Ancak filmin hikayesinin gidişatına bakıldığında ve Ali’nin Vahap yüzünden yaşadıkları ele alındığında bu durumun ne kadar tutarlı olduğu tartışılır.

“Kaptan mı ölecek, balina mı?”

Vahap, hikayeyi hayatında ilk kez duyduğu anda kaptanın adının Ahap değil de Vahap olduğu fikrini öne sürer ve bundan emin olur. Öyle ya, bu “cesur” kaptanın ismi olsa olsa Vahap’tır. Ancak Kaptan Ahap ve bizim kahramanımız Vahap’ın küçük bedeni arasındaki benzerlikler arasında nefret duygusunun cesaretten daha baskın bir özellik olduğu söylenebilir. Zira Vahap, gördüğü sürekli ve yüksek seviyedeki şiddet sebebiyle çok büyük bir nefret ile doludur. Ali, tıpkı hikayeyi okuyan bazı insanların beyaz balinaya yakıştırdığı sıfatlar gibi sessiz ve kendi halinde bir çocuktur. Dolayısıyla bu hikayenin beyaz balinasının kendisi olduğu söylenebilir. Ancak Ahap’ın gözünden anlatılan hikayede balinanın resmediliş şekli dev ve katil bir balina olduğu yönündedir. Hikayede Kaptan Ahap, her ne kadar daima Moby Dick’e karşı duyduğu nefretten söz etse de ve bu nefret gözlerini kör etse de, beyaz balinanın kendisinin yaşam amacı ve hayata tutunmasını sağlayan en büyük sebep olduğunun da bir gerçek olduğu unutulmamalıdır. Vahap ve Ali arasındaki ilişki de aynı şekilde dostluk ve nefret duyguları arasında sürekli gidip gelen bir ilişki. Vahap, başlarda düzenini bozan Ali’den nefret etse de ve bu nefret hikaye boyunca arada bir kendisini tekrar gösterse de, bir süre sonra Ali, Vahap’ı insanlaştıran ve oldukça iyi bir yönde değiştiren belki de hayatının macerasına sürükleyen sebep olur. Ali’nin çocuk bedenini sarmış nefretini görmezden gelerek Vahap’ı kurtarmasıyla film filizlenen dostlukları ise nefret ve dostluk gibi zıt duyguları içeren Moby Dick (1851)’in hikayesini baz alır. Çocukların hikayedeki karakterlerle özdeşleştirilişi kişilik özellikleri bakımından tutarlı olsa da filmin bu konudaki tavrı çocukların başlarına gelen olaylar göz önünde bulundurulduğunda sorguya açık bir konu olarak kalıyor. Çünkü film, ana fikir konusunda hikayeyle benzerlik gösterip Moby Dick hikayesini tutku haline getirerek olayların merkezine oturtsa da hikayeyle mesafesini korumayı da ihmal etmiyor. Her ne kadar Moby Dick’in esintilerini ve ruhunu taşısa da bu ilişkinin dengesini koruyan Beyaz Balina kendi hikayesini anlatıyor. Filmin iki başrolünün de hikayenin iki kahramanından izler taşıması ise film ile hikayenin arasındaki ilişkinin gücüne ve dengesine örnek olarak gösterilebilir.

Film, her ne kadar bu iki çocuğun hikayesini Moby Dick’in hikayesi ile ilişkilendirerek anlatırken oldukça başarılı ve yerinde bir seviyeyi tutturmayı başarıyor olsa da seyirciye birçok eksiklik yaşatmaktan da kaçamıyor. Bu eksikliklerden bir tanesi olarak filmin görüntü yönetimi sırasında alınan kararlar ve kurgusu gösterilebilir. Sinematografisine genel olarak amatör ve deneysel bir tavrın hakim oluşu hikayenin samimiyetinin ve gerçekliğinin desteklenme isteği ile açıklanabilecek olsa da sonuç olarak film, seyircisini bu konuda tatmin etmeyi başaramıyor. Film süresince seyircinin dikkatini dağıtan bir diğer durum ise genel olarak oyunculukların yeterli olamayışı. Görsel olarak istenilen hızı yakalayamayan film, zaman zaman yetersiz kalan oyunculukları ile seyircisine olayların heyecanını istenilen ölçüde yaşatamıyor. Hikayenin heyecanı ve bütün sosyal yetersizlikleri olduğu gibi göz önüne sermesiyle oluşan duygu yükü film tarafından sağlanabilse de bu gibi durumlar ile hikayenin desteklenemeyişi ile genellikle bir üst seviyeye taşınamıyor. Ali ve Vahap haricinde kimse seyirci için önem taşımıyor ve film bittiğinde seyircinin aklında sadece bu iki karakter ve bir cümle ile özetlenebilecek hikayeleri kalıyor. Bu durum, bu iki çocuk ve seyirci arasındaki duygusal yoğunluğu destekliyor olsa da bazı olayların seyirci üzerinde oluşturabileceği etkiyi hafifletiyor. Dolayısıyla seyirciye yaşattığı duygu yoğunluğuna bel bağlamış film için bu durum oldukça tehlikeli. Film, seyircisine içerdiği hikayeleri neredeyse hiçbir zaman tam anlamıyla, bütün çıplaklığıyla anlatmıyor, daima seyircinin noktaları birleştirmesini istiyor. Örneğin, açılış sahnesinde öksürükleriyle tanıdığımız Ali’nin annesinin hayatını kaybedişine sebep olabilecek kadar ağır hasta olduğu, Ali’nin yanında gördüğümüz yaşlı adamın dedesi olduğu gibi kilit sayılabilecek durumları bile diyaloglar arasından yakalıyoruz. Koreli (Burak Çimen)’nin gizemi ise çözülmeden öylece bırakılıyor. Bu durum, seyirciyi yoruyor ve hikayenin yan hikayelerden beklediği desteği karşılayamayarak duygu yükünü azaltan durumlar arasında yer alıyor. Verilmek istenen asıl hikaye olan iki çocuk arasındaki samimi, gerçek dostluğun altı ucu açık yan hikayelerle desteklenemeyince daima bir şekilde boş kalıyor. Her ne kadar film, bu sıcak hikayeyle seyircisini sıkmadan, hatta zaman zaman gülümseterek ele geçirmeyi başarsa da içten hikayesi ile aslında yaşatabileceği duygu yoğunluğunun altında kalıyor. Seyirci kendisini sürekli bu iki çocuğun saf ve temiz dünyasının daha büyük bir parçası olmak isterken buluyor ancak film, seyircisini büyüleyecek bu dünyaya yeterince dahil edemiyor ve bu dünyadan gördüğümüz küçük ancak etkili kesitler detay olarak kalıyor.

Amatörlük ile deneysellik arasında gelip giden tavırları, görsellik ve oyunculuk gibi alanlardaki yetersizlikleri haricinde film, yaşam şartlarının bütün zorlukları arasında ortak bir tutkunun peşine takılan iki çocuğun okuma isteği ile güçlenen temiz ve samimi dostluk hikayesini anlatıyor. Film bittiğinde kendimizi hikaye ile ilgili daha fazla bilgiye aç bir şekilde ancak suratımızda yumuşak bir tebessümün sıcaklığı ile baş başa buluyoruz. A. Uygur Öztürk için yine de vasatın üzerinde bir başlangıç olan Beyaz Balina sıcak ve samimi kelimeleri ile eş anlam taşıyan bir hikaye.

  “Dünyadaki en güzel şeyler daha önce hiç sözü edilmemiş şeylerdir.” Yönetmenliğini ve yapımcılığını Doğu Türkistanlı yönetmen A. Uygur Öztürk’ün üstlendiği gerçek bir hikayeden esinlenen film, ilk kez bu sözlerle izleyicisinin karşısına çıkıyor. İki küçük çocuğun dostluğunu Moby Dick hikayesinden destek alarak anlatan bu samimi filmin senaryosu Sühan Bozdağ ve Ozan Akıncı’nın imzasını taşıyor. 2011 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Öztürk’ün Türk sinemasına girişini sağlayacak olan film, eksiklerini seyirci ile buluşturduğu sözlerle ifade edilemeyecek kadar özel dostluğun oldukça samimi ve sıcak hikayesi ile kapatıyor. Ali (Kaan Ürkmez), ailesi tarafından sevilen, sevgi gören bir çocuktur. Ailesini kaybetmesi sebebiyle dedesi ile Kale Köyü’nün yolunu tutar ve aniden kendisine çok yabancı olan bir hayatın içine atılır. Vahap (Efe Karaman), köyün yaramaz çocuğudur ve bu yaramazlığının sebeplerinden bir tanesi de ailesinden sevgi göremeyişidir. Ali, ihtiyaç duyduğu sevgiye sahiptir ancak ailesini kaybetmiştir. Vahap ise ailesine sahiptir ancak ihtiyaç duyduğu sevgiyi göremez. Birbirlerine oldukça zıt olan bu iki çocuğu, beyaz bir balinanın hikayesi birleştirir. Moby Dick (Beyaz Balina), Herman Melville’nin Kaptan Ahap’ın beyaz balina Moby Dick’in peşinde yaşadığı maceraları anlatan kitabıdır. Çocuklar kendi aralarında hikayenin baş kahramanlarını kendileri ile özdeşleştirirler. Ali, kendi kendine denizde yüzerken hedef haline gelen beyaz balina, Vahap ise kendisinden bacağını alan bu hayvana karşı beslediği kininin peşinden bir maceraya atılan Kaptan Ahap olmuştur. Ancak filmin hikayesinin gidişatına bakıldığında ve Ali’nin Vahap yüzünden yaşadıkları ele alındığında bu durumun ne kadar tutarlı olduğu tartışılır. “Kaptan mı ölecek, balina mı?” Vahap, hikayeyi hayatında ilk kez duyduğu anda kaptanın adının Ahap değil de Vahap olduğu fikrini öne sürer ve bundan emin olur. Öyle ya, bu “cesur” kaptanın ismi olsa olsa Vahap’tır. Ancak Kaptan Ahap ve bizim kahramanımız Vahap’ın küçük bedeni arasındaki benzerlikler arasında nefret duygusunun cesaretten daha baskın bir özellik olduğu söylenebilir. Zira Vahap, gördüğü sürekli ve yüksek seviyedeki şiddet sebebiyle çok büyük bir nefret ile doludur. Ali, tıpkı hikayeyi okuyan bazı insanların beyaz balinaya yakıştırdığı sıfatlar gibi sessiz ve kendi halinde bir çocuktur. Dolayısıyla bu hikayenin beyaz balinasının kendisi olduğu söylenebilir. Ancak Ahap’ın gözünden anlatılan hikayede balinanın resmediliş şekli dev ve katil bir balina olduğu yönündedir. Hikayede Kaptan Ahap, her ne kadar daima Moby Dick’e karşı duyduğu nefretten söz etse de ve bu nefret gözlerini kör etse de, beyaz balinanın kendisinin yaşam amacı ve hayata tutunmasını sağlayan en büyük sebep olduğunun da bir gerçek olduğu unutulmamalıdır. Vahap ve Ali arasındaki ilişki de aynı şekilde dostluk ve nefret duyguları arasında sürekli gidip gelen bir ilişki. Vahap, başlarda düzenini bozan Ali’den nefret etse de ve bu nefret hikaye boyunca arada bir kendisini tekrar gösterse de, bir süre sonra Ali, Vahap’ı insanlaştıran ve oldukça iyi bir yönde değiştiren belki de hayatının macerasına sürükleyen sebep olur. Ali’nin çocuk bedenini sarmış nefretini görmezden gelerek Vahap’ı kurtarmasıyla film filizlenen dostlukları ise nefret ve dostluk gibi zıt duyguları içeren Moby Dick (1851)’in hikayesini baz alır. Çocukların hikayedeki karakterlerle özdeşleştirilişi kişilik özellikleri bakımından tutarlı olsa da filmin bu konudaki tavrı çocukların başlarına gelen olaylar göz önünde bulundurulduğunda sorguya açık bir konu olarak kalıyor. Çünkü film, ana fikir konusunda hikayeyle benzerlik gösterip Moby Dick…

Yazar Puanı

puan - 60%

60%

2011 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Öztürk’ün Türk sinemasına girişi niteliğini taşıyan film, eksiklerini seyirci ile buluşturduğu sözlerle ifade edilemeyecek kadar özel dostluğun oldukça samimi ve sıcak hikayesi ile kapatıyor ancak yine de seyircisine yaşattığı duygusal yoğunluğu bir üst seviyeye taşıyamıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.76 ( 10 votes)
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi