Breaking Bad hayranlarının merakla beklediği Better Call Saul’un; yayınlanan ilk iki bölümünü, öncülü Breaking Bad ile ilişkisini ve geleceğini mercek altına aldık.

***Bu yazı Breaking Bad ve Better Call Saul ile ilgili ciddi sayıda sürprizbozan içermektedir.***

Heisenberg’in yüce krallığının çöküşü sadece kendisinin sonunu getirmekle kalmamış, öyle ya da böyle yanındakilerinin hayatlarını da parçalamıştı. Son sezon içerisinde tekerleği patlamış ve bayır aşağı giden bir aracın içinde olduklarının farkına varan iki karakterden Mike, Walter White’ın alter egosu Heisenberg tarafından alaşağı edilirken, her zaman paçayı yırtmanın bir yolunu bulmuş olan pragmatist avukat Saul Goodman ise bir telefon konuşmasıyla o hep bahsettiği “geri dönüşü olmayan” yola girmişti. Breaking Bad’in yaratıcısı Vince Gilligan, Better Call Saul’un ilk bölümü Uno’nun açılışı ile bunu hatırlamaya itiyor bizi. Walter White sonrası zaman diliminden ilk kesitleri gördüğümüz açılışta, Saul Goodman’ı Cinnabon’da çalışırken görüyoruz, tıpkı kimliğini değiştirmeden önce Walter White ile yaptığı konuşmasında bahsi geçtiği gibi. Breaking Bad’den alışkın olduğumuz tarzda bir sekans olan siyah beyaz açılış sahnesi, kimliğini değiştirdikten sonra paranoyak bir hayat yaşayan Saul Goodman’ın yaşamına ve o şaşalı “gerçek Saul Goodman” günlerine duyduğu özleme odaklanıyor. Bu sahneden sonra ise 2002 yılının Mayıs’ına, Saul Goodman’ın bir zamanlar Jimmy McGill olduğu zamana atlıyoruz.

Jimmy McGill, avukat olarak istediği çıkışı henüz yapamamış, ahlak değerleri “yeterince” bozulmamış bir Saul Goodman’dır aslında. Kendisini gördüğümüz ilk davasında sütten çıkmış ak kaşık olmadığını görürüz, ne kadar çıkarcı olduğunu da fark ederiz ilk iki bölüm boyunca. Fakat Saul’da belki ufacık kırıntılarını gördüğümüz vicdanın Jimmy’de daha bolca bulunduğu da tecrübe ederiz. Böylelikle Vince Gilligan, daha ilk bölümden diziyle ilgili en büyük amaçlarından birini gösterir bizlere; Breaking Bad’de Walter White’ın Heisenberg oluşunu izlettirmiştir, Better Call Saul da ise Jimmy McGill’in Saul Goodman’a dönüşümünü gösterecektir. Sadece olay örgüsü ve hikaye yönünden yapmaz bunu, birçok grafik eşleştirme de görürüz; örneğin McGill’in sinirlendiğinde çöp tenekesini tekmelediğini izleriz, tıpkı Walter’ın köpürdüğünde tuvaletteki metal peçeteliği yumrukladığı gibi. Aynı Walter gibi bu sinir harbinden sonra pasif kalmaz McGill, bir sonraki hamlesini düşünmeye başlar. Yine Walter gibi amacına hizmet edecek birilerini bulur, Walter’ın hikayesinde yer alan aile motivasyonuna o da sahiptir.

Tam da burada Better Call Saul’un artıları eksileri olmaya başlar. Ne Jimmy McGill bir Walter White’dır, ne de Saul Goodman bir Heisenberg. Jimmy McGill de Walter White da başarısızlığın yoğurduğu karakterlerdir fakat McGill en başından beri içindeki “çıkarları için her şeyi yapabilme” kapasitesinin farkındadır. İlk bölümde Chuck’a parayla ilgili yaptığı çıkış bunun göstergesidir. Walter White ise belki de son bölüme kadar yaptıklarını ailesi için yaptığına kendini inandırmaya çalışır, Heisenberg’in onu ele geçirdiğini en son kendisi fark eder. Jimmy McGill’in Saul Goodman’a evrilirken sadece vicdani özellikleri körelir, Walter White ise tüm benliğini Heisenberg’e kaptırır. İki karakterin dönüşümlerinin arasında büyük bir uçurum vardır kısaca. Halihazırda Walter White’ın Heisenberg oluşu gibi büyük çapta bir karakter dönüşümü örneği izlemişken, Better Call Saul’da görülecek olan göreceli düşük ölçekli dönüşüm izleyenleri çok fazla tatmin etmeyecektir. Fakat Vince Gilligan’ın bu ana soruna bir çözümü olabilir belki: yan karakterler.

Better Call Saul’un ilk iki bölümünde yaptığı en iyi iş, yan karakterleri- bilhassa Breaking Bad’de sevilen yan karakterleri- devreye sokması oldu. İzleyen açısından dizinin şu ana kadarki en heyecanlı kısımları, Breaking Bad’in ilk sezonunda yer alan deli fişek Tuco’nun görüldüğü ve Mike’ın ekranda belirdiği anlar oldu. Elindeki Breaking Bad kaynağını iyi tanıyan Vince Gilligan, Better Call Saul’un içine yerleştirdiği başarılı B-Bad göndermeleri ile öncül dizinin hayranlarını tetikte tutmayı başardı. Tam da bu nedenle Vince Gilligan’ın, Jimmy McGill’in Saul Goodman’a dönüşmesine odaklanmak yerine, Breaking Bad’deki gibi ana karakterin etrafında kanlı canlı birer insan olarak çizilen yan karakterlere yeterince süre vermesi gerek. İşin özü, ilerleyen bölümlerde Jimmy McGill’in iç yolculuğundan biraz süre kesilip yan karakterlerin hikayeye daha fazla dahil olmasına izin verilirse izleyeni daha çok çeken bir dizi olacaktır Better Call Saul. Fakat Vince Gilligan’ın da belirttiği gibi; asla bir Breaking Bad beklemeyin.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi