Bir doğum, rahimden çıkma ile başlayan kaotik süreçtir. Suyun içinden kirli bir hava ile temas etme süreciyle devam eden doğum, bu anda gerçekleşen çığlıklar ile sessizliği bozan profan bir eylemdir. Bu eylemin kendisini hem kutsallık içerisinde hem de dünyevi olan iğrençlik, profanlık içerisinde var etmesi varlığının sınırsal dünyasını işaret eder. Bu sınırsal dünya doğumun iki bedenini kapsar: hem rahme ‘düşüş’ hem de rahimden ‘düşüş’. Gus Van Sant’ın doğuşu bu iki düşüş ile aynı noktada kesişir ve birbirini kapsar, berbat bir gecede.

1986 yılında sadece bir kısa filmin altına imzasını atmış olan yönetmen adayı bir çocuğun doğumunun yılı olarak tarihte not edilebilir. Bu yıl berbat bir günün gecesine gebe olan bir yıl ve aynı zamanda rahme düşen bir gencin bir doğum sürecinin çığlıklarının ışık ve gölge içerisindeki kontrastta kendinin manifestosunu yazacak bir çağrısı. Gus Van Sant’ın doğuşu olarak gördüğüm 1986 yılı yapımı Mala Noche yani Berbat Bir Gece, tıpkı bir gencin tüm kanındaki deliliğin ifşası ve doğumunun çığlığı gibi sizi karanlığa hapsedip bir anda ışığı görmenize ve tekrar tekrar bu sirkülasyon içerisinde yoğrulmanıza neden oluyor. Gus Van Sant’ın ilk filmi olan Mala Noche az bütçeyle çekilmiş olmasına rağmen arkasındaki ustalığın başlangıç kırıntılarıyla beraber bir kült yapıma dönen bir film. Filmin konusu ise ünlü şair Walt Curtis’in otobiyografik romanından yola çıkarak oluşturulmuş bir çatı altında ilerliyor. Ana karakter Walt Gus Van Sant’ın favori şehrinde aslında mekansız ve zamansız olarak sadece bireysel alanında kendini tahakküm eden bir birey. Walt’ın hayatını ikame etmek için yaptığı işler arasında gidip gelen ve kız kardeşi ile bir hayatın dişlisi olma çabası arasında geçip gidiyor. Fakat tüm bu koşturmaca içerisinde Walt’un hayatı bir sekmeye uğruyor çünkü Walt Gerçek arzu ile karşılaşıyor. Lacan’dan ele alarak söyleyebileceğim dile gelmeyen ve imgesel alanda kalan bir arzu ile Sant izleyiciyi baş başa bırakıyor. Walt Amerikan Rüyası’nın tadına bakmak için can atan fakat kaybolmaya yüz tutmuş bir genç olan Johnny için deli divane oluyor. Walt’un tek arzusu Johnny’i yalayıp yutmak oluyor fakat bilmediği ve gözlerinin alanın dışında olan şey ise aslında zaten Johnny’nin yalanıp yutulmuş olması. Bir göçmen genç olarak zaten Johnny toplum tarafından hem yersiz yurtsuz edilmiş bir birey hem de yine toplum tarafından yalanıp yutulmuş ve yok edilerek  zihinlerde bir yere konumlandırılmış bir genç. Bu karmaşa içerisinde ışığın ve gölgenin keskin hatlar ile birbirine karışmadan kendilerini birbiri üzerinden var etmesi Walt ve Johnny üzerinde beden buluyor ve beden – var olma ilişkisi içerisinde izleyici gözleri bir şeyleri görmeye çabalıyor.

mala - noche - 1 - filmloverss

Walt bir şekilde aslında Amerikan Rüyası’nın kırıldığı noktada duran bi birey. Çalıştığı dükkanda gördüğü insanlar herhangi bir aşağılama üzerinden ilerletilmeden gerçekçi yaklaşımlar ile tanımlanıyorlar. Sarhoşlar veya evsiler içerisinde satış yapmaya çabalayan ve aslında sadece alkol ve sigara satışı yapan Walt insani bir ihtiyaç sayılabilecek ‘sağlıklı birey’ yiyeceği olan yumurtayı bir oyuncağa çeviriyor çünkü yumurtayı kimsenin almayacağını biliyor. Yaşadığı anda ‘sağlıklı’ olmanın ne demek olduğunu bilmediği için Amerikan Rüyası’nın herkesin toz pembe olduğu dünyasında kendisinin varlığını sürdürmediğini biliyor. Bu kırılma noktasının mekansallığı olan dükkanda çalışan Walt Johnny ile karşılaşıyor. Bu karşılaşma anında aslında toplumun tüm cümleleri Walt’un bedeni üzerinden yeniden kurgulanıyor. Walt Johnny’i elde etmek istiyor, tıpkı herkesi olduğu gibi onu da içerisine alıp bir Kronos gibi yutmak ve zamansallık içerisinde bireyi toplumda yok etmek, yalayıp yutmak istiyor. İlk başta Walt’un Johnny’e yaklaşımı tamamen ‘dostane’ denilen bir tabular çizgisi içerisinde ilerlese de bir mekan değişimi içerisinde sadece zamansallık ileri alınıyor fakat bununla beraber ışığın ve gölgenin alanı olan mekanda bir değişiklik hissi yaşanmıyor. Bu değişmemezlik içerisinde Walt’un Jonny’e olan söylemleri seksin vahşeti içerisinde sadece kelimelere dökülmeden bir anlam bahşediyor. Fakat Johnny toplumdan yersiz yurtsuz bırakılan olarak toplumun baskısını hiç kimsenin hissetmediği kadar derinden hissediyor ve toplumun söylemlerini kendi söylemleri içerisinde eriterek kullanıyor. Eşcinsellerden tiksindiğini dile getirirken bunu argo söylemler içerisinde dile getirip kendini topluma karşı ispatlamaya çabalıyor. Fakat burada ilk başta ilgimi çekmese de daha sonra hem altı çizilen hem de alışılan bir nokta varlığını gösteriyor: dilin önemsizliği! Walt İspanyolca bilse de Johnny ve arkadaşı Pepper ile İngilizce konuşuyor. Johnny ve Pepper’ın dillerinden İngilizce kendini göstermese de onlar zaten çoğu zaman sessizliği seçiyor fakat Walt’u da anlıyorlar. Bu başka dilde konuşma, susma ve anlama üçgeni içerisinde izleyici olarak benim tüylerimi başka bir şey diken diken ediyor. Dilin ötesine vurgu yapan bir mimikler ve hareketler söylemi içerisinde anlaşma ve anlamanın sınırlar dışında, gösterenler dışında bir bağ olduğunu Gus Van Sant yavaş yavaş seksin ön sevişmesini atlaması gibi bağı anlatmayı anlatarak direkt şehvet içerisinde gözler önüne seriyor.

mala - noche - 3 - filmloverss

Walt’un Johnny ve arkadaşı Pepper’ı yemek için çağırması aslında bir seks için yaratılmaya çabalanan yakınlaşma alanı olarak planlansa da seksin hayatın gerçekliği ile girdiği birlikteliğin bir ön prova yemeği haline dönüşüyor. Yemekte yine Johnny ve Pepper sessizliklerini korkuyorlar sadece aralarında yine sekse bağlanabilecek bir kadın bedeni etkilenmesi konuşması geçse de bunun dışındaki sessizlik sadece haritanın üzerinde ilerleyen parmaklar tarafından dilin dışındaki bir anlatım ile bölünüyor. Bir kurtuluş ve belki de bir geri dönüşün planları yapılırken Johnny ve Pepper’ın arkadaşları Walt ve onun kadın arkadaşına yaşadıkları ölüm ile burun buruna gelinen devlet ve güç hikayesini anlatıyor. Hikayenin sonunda Walt bir ölüm bekliyor çünkü kendi balonunda dışarının böyle olması gerektiğine dair öğretiler ile yaşarken ölüm ile gelmeyen bir hikayeye nasıl bir tepki vermesi gerektiğini bilmeden bir an yaşıyor. Gecenin sonunda yine öğretilenleri Walt’un bedeni üzerinden tekrar kurgulandığına şahit oluyoruz. Walt Johnny ile yatmak için arkadaşlarına 15 dolar teklif ediyor. Paranın onları satın almayacağını Walt’un iç sesi ile takip etsek de iç sesin aslında eylemler ile aynı doğrultuda ilerlemediğini ve toplumun düzeni içerisinde göçmenlerin yüklendiği rollerin aslında para için her şeyi yapma kapitalist öğretisi olduğunu idrak edildiğini okuyabiliyoruz. Ki bunları da aslında göçmen kimlikleri de kabullenmiş olmalı ki Johnny 25 dolar olursa rakamın kabul edeceğini söylüyor fakat Walt onu karşılayamadığı için Johnny otel odasında kaçıyor. Walt’un arzusu Johnny’nin bedeni üzerinden yeniden oluşurken bu arzu büyük g ile başlayan Gerçek ile harmanlanıyor ve işin içine artık paranın cazibesi veya yapmış olmanın dayanılmaz hafifliği giriyor. Johnny’nin Walt’tan kaçışı Walt’un arzusunu başka bir yere kanalize etmesine sebebiyet veriyor. Walt olmayan rahmine Pepper’ın girmesine izin veriyor o gece. Fakat bu giriş aynı zamanda bir düşmenin de başlangıcı oluyor. Artık Walt için bir bedeni arzulamak bir kişiye ‘sahip’ olmak ile ayrı yerlerde konumlanıyor ve belki de Walt kendi gözünden düşüyor. Yolda yürürken aslında gülüp herkese selam vermesi bir şekilde kendini ispat etmek için yaptığı bir pasif direniş oluyor. Selam verdiği herkesin, toplumun anlamsız dişlisi olan herkesin her göçmenin onun içine girebileceğini düşünmesi onu artık ne üzüyor ne de tahrik ediyor çünkü artık kendi bedenine yabancılaşan ve bedenini toplumun bir parçası olmaya itmiş olan bir birey oluyor Walt. Parasını ve elinde tuttuğu bütün güçleri Johnny ve Pepper üzerinde kullanıyor, onları arabası ile gezdirirken yiyecekler ile ‘sağlıklı’ beslenmelerini sağlıyor; böylelikle öldürülen hayvanların son andaki korkularını yememek için et yememesi gibi, Johnny’i hayal ederken Pepper ile seks yapması anında onların korkularını içine almak istemiyor.

mala - noche - 2 - filmloverss

Johnny’i hayal ederek Pepper’ı içine alması Walt için bir şeylerin bir suçluluk duygusu başlangıcını tetiklese de hayatında oluşan bir değişiklik üzerinde herhangi bir etki yaratmıyor çünkü yalayıp yutma eylemini kayganlaştırıcı bir zemin üzerinde Walt kendi lehine çeviren bir toplum içerisinde varlığını sürdürüyor. Fakat burada bir not düşmem gerekir ki ışığın ve gölgenin Gus Van Sant’ı doğurması Walt’un ve Pepper’ın sevişmesi sonucu oluyor. Bu sevişmedeki görünmeyenin erotikliği içerisinde homo erotik anlamda en üst düzeye taşınmış bir ateş izliyoruz ve bu ateşin sonunda Gus Van Sant rahme düşünü gerçekleştiriyor, hayatın anlamsız döngüsü içerisine kendini katıyor. Siyah beyaz bir dünya içerisinde kedi fare oyununa dönen bu homo erotik varoluş arabanın peşinden giden Walt’un tarifsiz mücadelesi ve sinirsiz sinirlenmesi gibi izleyiciyi bir oyun içerisine alıyor, hem tahrik edip hem de boşaltıyor ki izleyici her daim içinde tuttuğu tutku ile hiçbir karakter ile herhangi bir empati kurmadan filmin sınırı içerisinden geçiyor. Fakat Walt’un almış olduğu kamera ile yaptığı çekimlerde merceğin içerisinden baktığımız dünyanın bir anda renklenmesi bizi anlam veremediğim bir baş kaldırış içine itiyor. Tartışılan her şeyin bir siyah beyaz duvar içinde tartışılması ve bunu herhangi bir ön yargının rengi olmadan yapması bir anda işin içine rengin girmesiyle beraber hem anlamı hem de ilgiyi bir anda kırıyor ve böylelikle filmin ikinci yarısına giriş yapıyoruz. Bu ikinci yarıda arzu nesnesi bir anda ortadan kayboluyor ve Walt için arzu nesnesinin yokluğu bir başka tahrikin ve cinsel işkencenin başlangıcı oluyor. Pepper kendisinin Johnny’nin bir yerine geçen nesnesi olduğunu bilerek Walt’un arzusunun canlılığından yararlanıyor fakat artık bu hayal bir yandan Walt için gerçekliğin kırıldığı ana da tekabül ediyor. Özellikle Pepper’ın ölümü Walt için bir bireysel özveri ve öz kabullenme sürecinin doruk noktası oluyor. ARtık filmdeki her karakter kendi kaderini eline almak için bir adım atıyor ve bunu yönetmen göze sokmak yerine yan karakterin sadece bir seçimi üzerinden ilerletiyor. Bu hayatın rüyadan çıkıp içselleştirmesi içinde Johnny dönüyor fakat bu dönüş bir boğa boynuzları ile oluyor ve bu boynuzlar artık Walt için bir yetişkin objesi haline geliyor. Arzu nesnesi olan 16 yaşında gözüken çocuk bir anda onunla uğraşırsan boynuzlarının tadına bakacağın bir diken haline geliyor ve toplum dikeni yutmak istemiyor. Çünkü bu yutuş bir can yakışına neden olabilir ve modernite içinde bireyin tek istediği şey artık kendisi haline geliyor ve bu kendini arzulama içerisinde Johnny’nin Walt için bir intihar haline dönüşmesi an meselesi haline geliyor Bu noktada Johnny bunu kabullenemiyor ve yine topluma toplum olarak karşı çıkıp kendi rahim düşüşünü gerçekleştiriyor. Walt Johnny’i rahminden attığı andan itibaren onu arkasında bırakabiliyor ve yine ben olma her şeyden öteye gidiyor. Tüm bu ben olma yolculuğu bir siyah beyaz halk içerisinde ilerlerken ışığın devrimi ile bir yerden ateş alevleniyor ve gölgenin içerisinde Walt hayata girmeye ve bu hayat içerisinde köle olmaya ama sessizlik içerisinde birçok şey anlatmaya çabalıyor. Fakat ne olursa olsun gölgenin sessizliği ışığın ateşini de yenmeyi biliyor ve arzu kapitalist dünya içerisinde sınırları belli olan bir yutuş halinde kendini kanıtlıyor. Aynı zamanda kendi çocuklarını yiyerek yabancıları kusmayı kendi için kutsal sayıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi