Uzun yıllardır Türk Sineması ve gelişimi sürekli tartışma konusu oluyor. Özellikle Eşkiya’dan bu yana her yıl çekilen film sayısındaki artış ve izleyici oranları sinemamızın gelişimine ne kadar paraleldir tartışılır. Bu filmlerin arasından kaliteli ve özgün yapımlar sıyrılırken, çoğunluğu korku ve komedi türlerinden oluşan onlarca çöp film de büyük bir marifetmiş gibi izleyiciye sunuluyor. Şimdilerdeyse, bu gelişen süreçte bir zamanlar Yeşilçam Sineması’nda oldukça yaygın olan bir gelenek yeniden gün yüzüne çıkarak popülerlik kazandı: taklit/uyarlama filmler…

Yıllar önce Kemal Sunal’dan izlediğimiz Charlie Chaplin uyarlamaları -ki bu filmlerin uyarlamanın hakkını sonuna dek verdiğini savunurum- Türkan Şoray’ın rol aldığı Bazılar Sıcak Sever uyarlaması olan Fıstık Gibi Maşallah gibi bir sürü uyarlama film izledik. 90’lı yıllarda bu tarz, Türk Sineması’nın sessiz evrimi süresince çok ön planda değildi. Günümüzde ülkemizdeki ana akım izleyicinin genellikle ilgi alanı dışında kalan Avrupa sineması, Kore sineması gibi daha ulusal yapımlardan, çok beğenilen filmleri yeniden çekerek uyarlama furyasıysa yeniden gündemde. Özellikle yakın zamanda izlediğimiz A Moment to Remember-Evim Sensin uyarlaması oldukça tartışma yaratmıştı. Bugünlerde daha da çok tartışılacak yeni bir filmimiz daha oldu. Hint Sineması’nın bol ödüllü filmi 2005 yapımı Black filminin uyarlaması, re-make’i ya da taklidi (hangisini tercih ederseniz): Benim Dünyam…

Benim Dünyam - Filmlovess

Varlıklı bir ailenin büyük kızı Ela’nın henüz 2 yaşındayken kör ve sağır olduğu anlaşılır. Aile bu talihsiz haberle yıkılır. Yıllar geçtikçe Ela büyür, görmediği ve duymadığı için bir vahşiden farksız bir hayat sürmeye başlar. Bu sebeple babası Refik Bey kızını bir akıl hastanesine göndermeye karar verir. Annesiyse buna şiddetle karşı çıkarak onu eğitecek bir öğretmen arayışına girer. Aranan kan Ankara’da bulunur ve Mahir Hoca sıra dışı tarzıyla Ela’yı “ışıkla” buluşturmak üzere İstanbul’a gelir ve yıllar sürecek bir dostluğun adımları atılır. 

Özellikle hikaye son derece dramatik bir etkiye sahip. Kör ve sağır bir kızın hayatta kalma savaşı en katı yürekleri bile dağlayacak nitelikte. Durum böyle olunca da muhtemelen, filmin bir başka filmin kopyası olması göz ardı edilerek muhtemel gişe rakamları daha öne çıkmış. Gişe başarısının şimdiden oldukça yüksek olacağını söylemek içinse kahin olmaya gerek yok. Hem oyuncu kadrosu, hem de hikaye bunun en büyük destekçileri. Fakat filme dair anlamlandıramadığım bazı noktalar var. Örneğin senarist ve yönetmen… Filmin “yönetmenliğini” Uğur Yücel üstlenirken, senaryosu Can Yücel ve Uğraş Güneş tarafından “yazılmış”. Şunu özellikle belirtmeliyim ki ne Uğur Yücel ne de senaristler bu tıtri hak etmiyor. Çünkü ortada ne yazılan bir senaryo var, ne de yönetmelik ustalığıyla çekilen bir film… Black filmiyle her bir karesi aynı (sadece yakın plan çekimleri Black’e göre daha fazla), her bir repliği aynı, neredeyse kostümleri bile aynı olan bir film var karşımızda. 

10446190146_9859e2cb83_z

Uğur Yücel gibi ustanın adına yakıştıramadığım bir film olduğunu kesinlikle söylemeliyim. Birçok insan bu konuda Yücel kendi yorumunu katıyor, bu bir uyarlama savunmasını yapsa da üzgünüm ama tatmin edici olamayacaklar. Filmde ne bir yorum ne de orijinalinde bulunmayan “uyarlama” fikrini benimseyen bir sahne yok… Film basitçe ifade etmem gerekirse; tamamen taklit… Black filmini izleyenler için aynı filmi ikinci defa izliyormuş hissinden farklı olmuyor. 

Öte yandan orijinalini izlemeyen ya da Beren Saat ve Uğur Yücel’i bir arada görmek isteyen izleyiciler içinse kaçırılmayacak bir fırsat. Az önce de bahsettiğim gibi duygusal yoğunluğu yüksek olan hikaye ve başarılı oyunculuklarla sinema salonlarında gözyaşları sel olup akacak ve ana akım Türk sinema izleyicisinden tam not alacaktır.

Keyifli Seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi