LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) bireylerle ilgili herkesin az çok bilgisi/cehaleti ve bir bakış açısı var. Benimki daha çok onları öğrenmeye ve bunun normalliğini kabullenmeye yönelik. Bu görüşü nasıl geliştirdiğime dair pek çok örnek sıralayabilirim ama en belirgin hatıralarım üniversitedeyken katıldığım toplumsal cinsiyet konulu birkaç hafta süren atölyede tanıştığım trans ve eşcinsel kişiler, ve en çok da TEGV’de gönüllüyken, katıldığım atölyeye gelip çocuklarının ve kendilerinin çocukları üzerinden yaşadığı deneyimleri anlatan iki anne sayesinde oldu.

Özellikle Pınar Hanım’ı dinleyinceye dek ben eşcinselliğin veya transseksüelliğin biraz da seçim olabileceğini sanıyordum. O, çocuğu ile yaşadığı süreçleri o kadar içten anlatmıştı ki, onu dinlerken hem gülmekten hem de ağlamaktan gözlerinizin dolmaması imkânsızdı.  Orada geçirdiğim birkaç saat bana çok şey katmıştı. Çocuğunu “tedavi ettirmek” için götürdüğü doktorun ona söylemiş olduğu “Bazı çocuklar böyle doğar.” en çok aklımda kalan cümlelerden biri olmuştu.  Onların –onlar diye ayırmak hiç istemiyorum ama maalesef bu kelimeyi kullanmam gerek- marjinal görünüşleri de aslında bir seçimden çok zorunlulukmuş demek, kimse kendini böylesi dışlanacak bir konuma seve isteye sokmazmış demek.

O günden sonra Pınar Hanım’ın anlattıklarını elimden geldiğince tüm arkadaşlarımla paylaşmaya çalıştım. Özellikle de önyargıları bol olanlara bunun aslında ne kadar doğal ve haklarında çok az şey bilen bir toplumun üyesiyken ne kadar zor bir durum olduğunu söylemeye uğraştım. Nereye kadar etkili olabildim bilemiyorum ama çok az da olsa kulaklarda bir şeyler bırakmışımdır diye düşünüyorum.

Benim çocuğum benim kararım

“Benim Çocuğum” belgeselinden haberdar olduğumda ise bunu mümkün olduğunca çok insan izlemeli diye düşündüm ilk. Çünkü benim Pınar Hanım’dan dinlediklerimin çok daha fazlasını hem Pınar Hanım hem de onun gibi birçok anne baba kendi ağızlarından insanlara ulaştırabilecekti. İşte, dedim “!f” en çok da bu yüzden en sevdiğim film festivali. Ana akımın baskısı altında kalıp sesini duyuramayanlar için konuşma fırsatı çünkü. Tabi ki “!f”’te gösterilen her filmin anlattıklarını savunduğumu söyleyemem ama “!f”’in çeşitlilik yarattığı bir gerçek.

Bu belgeseli LGBT bireyler hakkında “bu insanlar neden böyle” diye kendinize sorduysanız, eşcinsel ve translar hakkında daha fazla şey öğrenmek ve en çok da ön yargılarınızdan kurtulmak için izlemelisiniz. İnsanlar ne şekilde ve kiminle mutluysa geriye kalanlara onları yargılamamaktan başka bir şey düşmediğini bir kez daha görmek için izlemelisiniz

Son olarak, değinmeden geçemem; çok kolay üretilebilen nefrete karşı cesur ve güçlü bir sevgiyi, ötekileştirmek yerine sahiplenmeyi seçen bu insanların filmi bir nefret cinayetinin kurbanı olmuş İrem Okan’a ve annesi Melek Okan’a ithaf edilmiş. Melek Okan’ın şu cümlesi zaten konu hakkındaki her şeyi çok iyi özetliyor:

 “Koskoca dünyaya benim çocuğumu sığdıramadınız!” 

[vimeo video_id=”60166802″ width=”600″ height=”350″]

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi