2002 yapımı Kalbinin Sesini Dinle / My Big Fat Greek Wedding, 14 yıl sonra; bu kez Benim Çılgın Düğünüm adıyla geri dönüyor beyaz perdeye. Amerika’ya yerleşmiş Yunan bir ailenin aile, iş, aşk yaşamlarını mercek altına alan bir romantik / aile komedisi olan film(ler) kültürel farklılıklardan doğan çatışmaların yarattığı gülünç durumları, ailenin birlik ve düzeninin önemini, evliliklerin ve ilişkilerin zaman içindeki dönüşümünü aktarıyor seyirciye.

İlk filmde babasının tüm karşı çıkışlarına rağmen Yunan olmayan bir eş seçen ve onunla evlenen Toula’yı görüyoruz yine; filmi onun gözünden izliyoruz. Toula ve Ian evleneli yıllar geçmiş, kızları Paris 17 yaşında bir genç kız olmuş artık. Ailenin direği büyükbaba Gus hala işinin ve deyin yerindeyse herkesin başında duruyor. Çok geniş bir aile olan Portokaloslar yan yana evlerde, ayrı ama aslında hep bir arada bir hayat yaşıyorlar. Oldukça hareketli ve gürültücü olan bu aile Amerikalı komşularının sürekli gözetlediği yer yer de şikâyet ettiği durumlara ve olaylara ev sahipliği yapıyor. Üniversiteye gitme çağı gelen ve anne babasının keşke yanımızda kalsa da okulunu burada okusa istediği Paris bir yandan da büyükbabasının evde kalacaksın, kendine Yunan bir koca aramaya başlamalısın artık uyarılarına maruz kalıyor. Her ergen gibi ailesinden bir miktar utanan Paris için Portokaloslar’ın fazlasıyla dikkat çekici gürültücü ve neşeli halleri işleri iyice zorlaştırıyor. Ailesine destek olmakla onların kölesi olmak arasında sıkışıp kalmış ve bu yüzden evliliğini de ihmal etmeye başlamış olan Toula için annesiyle babasının evliliklerinin resmi olarak onaylanmamış olduğunun ortaya çıkmasıyla birlikte yeni bir sınav başlıyor: Bir büyük Yunan düğünü daha var kapıda. Üstelik bu sefer keçi gibi inatçı iki yaşlı insan olan anne babasıyla baş etmek, bir yandan da kızını ve evliliğini sorun haline gelmekten kurtarmak zorunda.

Karşımızda kalabalık kadrolu, gürültülü, eğlenceli, bol şamatalı bir film var. İlk filmin seyirci tarafından beğenilmiş olmasından yola çıkan yapımcılar aynı ekip ve farklı bir yönetmenle şanslarını bir daha denemek istemişler anlaşılan. Aile komedilerinde sıkça karşımıza çıkan evlilik, çocuklar, dayanışmanın önemi, aile kurumun kutsallığı gibi konulara sırtını dayayan film türe çok fazla yenilik katmadan ilerliyor ve sona eriyor. Yer yer güldüğümüz sevimli şakalarına rağmen “Amerika’da Yunan olmak” gibi bir klişeye (Yunan’ın yerine başka milliyetleri de koymak mümkün, çok fazla örneği var) çok fazla sığındığı için sıradanlaşıyor bir noktadan sonra. Kültürlerimiz birbirine benzediği için Türkiyeli seyirciler için anlamak ve hoşlanmak daha kolay olacaktır muhtemelen filmi. 50 yıllık kocasıyla tekrar evlenmek için ortalığı birbirine katan, bin dereden su getiren Maria karakteri tam düğünden önce evlilik kurumunun sıkıntıları ve gereksizliği üzerine bir konuşma çekince acaba filmde feminist dokunuşlar mı var diyecek gibi oluyoruz; sonra her şey tatlıya bağlanınca anlıyoruz ki dünyanın en kutsal şeyi aile ve çocuklar. Hop, elde var sıfır!

Aileyle birlikte izlenebilecek, üzerinde çok durmadan geçilecek, eğlenceli anları da olan bir film var karşımızda. Üstelik izlerken “musakka ve baklava aslında bizim yemeğimiz yahu” diye düşünmek de cabası. İyi seyirler.

2002 yapımı Kalbinin Sesini Dinle / My Big Fat Greek Wedding, 14 yıl sonra; bu kez Benim Çılgın Düğünüm adıyla geri dönüyor beyaz perdeye. Amerika’ya yerleşmiş Yunan bir ailenin aile, iş, aşk yaşamlarını mercek altına alan bir romantik / aile komedisi olan film(ler) kültürel farklılıklardan doğan çatışmaların yarattığı gülünç durumları, ailenin birlik ve düzeninin önemini, evliliklerin ve ilişkilerin zaman içindeki dönüşümünü aktarıyor seyirciye. İlk filmde babasının tüm karşı çıkışlarına rağmen Yunan olmayan bir eş seçen ve onunla evlenen Toula’yı görüyoruz yine; filmi onun gözünden izliyoruz. Toula ve Ian evleneli yıllar geçmiş, kızları Paris 17 yaşında bir genç kız olmuş artık. Ailenin direği büyükbaba Gus hala işinin ve deyin yerindeyse herkesin başında duruyor. Çok geniş bir aile olan Portokaloslar yan yana evlerde, ayrı ama aslında hep bir arada bir hayat yaşıyorlar. Oldukça hareketli ve gürültücü olan bu aile Amerikalı komşularının sürekli gözetlediği yer yer de şikâyet ettiği durumlara ve olaylara ev sahipliği yapıyor. Üniversiteye gitme çağı gelen ve anne babasının keşke yanımızda kalsa da okulunu burada okusa istediği Paris bir yandan da büyükbabasının evde kalacaksın, kendine Yunan bir koca aramaya başlamalısın artık uyarılarına maruz kalıyor. Her ergen gibi ailesinden bir miktar utanan Paris için Portokaloslar’ın fazlasıyla dikkat çekici gürültücü ve neşeli halleri işleri iyice zorlaştırıyor. Ailesine destek olmakla onların kölesi olmak arasında sıkışıp kalmış ve bu yüzden evliliğini de ihmal etmeye başlamış olan Toula için annesiyle babasının evliliklerinin resmi olarak onaylanmamış olduğunun ortaya çıkmasıyla birlikte yeni bir sınav başlıyor: Bir büyük Yunan düğünü daha var kapıda. Üstelik bu sefer keçi gibi inatçı iki yaşlı insan olan anne babasıyla baş etmek, bir yandan da kızını ve evliliğini sorun haline gelmekten kurtarmak zorunda. Karşımızda kalabalık kadrolu, gürültülü, eğlenceli, bol şamatalı bir film var. İlk filmin seyirci tarafından beğenilmiş olmasından yola çıkan yapımcılar aynı ekip ve farklı bir yönetmenle şanslarını bir daha denemek istemişler anlaşılan. Aile komedilerinde sıkça karşımıza çıkan evlilik, çocuklar, dayanışmanın önemi, aile kurumun kutsallığı gibi konulara sırtını dayayan film türe çok fazla yenilik katmadan ilerliyor ve sona eriyor. Yer yer güldüğümüz sevimli şakalarına rağmen “Amerika’da Yunan olmak” gibi bir klişeye (Yunan’ın yerine başka milliyetleri de koymak mümkün, çok fazla örneği var) çok fazla sığındığı için sıradanlaşıyor bir noktadan sonra. Kültürlerimiz birbirine benzediği için Türkiyeli seyirciler için anlamak ve hoşlanmak daha kolay olacaktır muhtemelen filmi. 50 yıllık kocasıyla tekrar evlenmek için ortalığı birbirine katan, bin dereden su getiren Maria karakteri tam düğünden önce evlilik kurumunun sıkıntıları ve gereksizliği üzerine bir konuşma çekince acaba filmde feminist dokunuşlar mı var diyecek gibi oluyoruz; sonra her şey tatlıya bağlanınca anlıyoruz ki dünyanın en kutsal şeyi aile ve çocuklar. Hop, elde var sıfır! Aileyle birlikte izlenebilecek, üzerinde çok durmadan geçilecek, eğlenceli anları da olan bir film var karşımızda. Üstelik izlerken “musakka ve baklava aslında bizim yemeğimiz yahu” diye düşünmek de cabası. İyi seyirler.

Yazar Puanı

puan - 55%

55%

Karşımızda kalabalık kadrolu, gürültülü, eğlenceli, bol şamatalı bir film var. İlk filmin seyirci tarafından beğenilmiş olmasından yola çıkan yapımcılar aynı ekip ve farklı bir yönetmenle şanslarını bir daha denemek istemişler anlaşılan. Aile komedilerinde sıkça karşımıza çıkan evlilik, çocuklar, dayanışmanın önemi, aile kurumun kutsallığı gibi konulara sırtını dayayan film türe çok fazla yenilik katmadan ilerliyor ve sona eriyor.

Kullanıcı Puanları: 3.45 ( 1 votes)
55
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi