Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

İngiliz sineması gerek yaşayan ustalarının sosyal ve toplumsal alt metinli filmleriyle, gerekse klasikleşmiş suç filmleriyle her zaman izleyicisini tatmin eden ürünler ortaya koymayı başarmıştır. Bu bağlamda adı ilk akla gelen isimlerin yanı sıra, yeni ve özgün işler ortaya koymaya çalışan yönetmenler de filmleriyle boy göstermeye devam ediyorlar. Son yıllarda adından daha sık bahsettirmeyi başaran ve yükselişe geçen genç yönetmenlerden biri olarak Ben Wheatley de gösterilebilir. Özellikle son iki filmiyle tarzını değiştirme gayretinde olması ve kapsamını genişletmesi onu daha da dikkat çekici kılıyor. Cesaret gerektiren karmaşık senaryolarla ve edebiyat uyarlamalarıyla ilgi toplayan ama sinema kariyerine suç-komedi filmleriyle başlayan Ben Wheatley, artık büyük bütçeli filmler de çekmeye başlayarak kendini kabul ettirmeyi başarmış olarak görünüyor.

Ben Wheatley, ilk filmi beyazperdede boy gösterdiğinde televizyon yönetmeni olarak tanımlansa da, yalnızca birkaç dizinin birkaç bölümünü yönetmiş bir isim olarak oldukça iyi bir başlangıç yapmıştı. Down Terrace adlı ilk filmi, senaryo kopuklukları çok fazla olmayan, eğlenceli bir suç filmiydi. Ardından bu tarzda devam etti ve Kill List ile biraz daha detaycı bir çalışma ortaya koydu. Ama kariyerinin şimdilik en önemli filmi olan A Field in England’la dünya festivallerini dolaşmaya başlaması onun potansiyelini ortaya koymaya başladığı ve sinemasını özgünleştirme yolunda adım attığı ilk filmiydi. Geçtiğimiz yıl çektiği High Rise ile 35. İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz Wheatley, oldukça zorlu bir edebiyat uyarlamasına imza atarak sınırlarını zorlamayı tercih etti. Bu yılın ikinci yarısında da, özüne dönme sinyalleri verdiği ve etkileyici bir oyuncu kadrosunu bir araya getiren Free Fire ile yılın konuşulan isimlerinden biri oldu.

Ben Wheatley, ilk filmi Down Terrace’dan günümüze kadar sinemasını adım adım geliştirmeyi başardı. Her filminde yeteneklerini biraz daha göstermeyi başararak istikrarlı bir grafik çizdiğini söylemek de mümkün. Filmlerinin vazgeçilmezi olan kara mizahın etkileyici yanlarını, zamanla daha da üstüne düştüğü sinematografik ögelerle desteklemeyi başardı. Kariyerindeki istikrarlı yükselişini sinemasına değer katmaya çalışarak devam ettirmeye odaklanan ve İngiliz sineması dahilinde de yer yer farklılaşmayı başarabilen Ben Wheatley, son yılların en dikkat çekici isimlerinden biri olarak göze çarpıyor. Yönetmenin filmografisine Ben Wheatley: Kara Mizah ve Şiddetin Estetik Buluşması adlı dosyamızda bir bakış atacağız.

Down Terrace (2009)

down-terrace-ben-wheatley-filmloverss

Wheatley’in ilk filmi olan Down Terrace, yönetmenin sinemaya attığı adımla nasıl bir potansiyele sahip olduğunun ilk sinyallerini veriyor. İşçi sınıfına odaklandığı bu ilk filmiyle Wheatley, sinematik anlayışı henüz yerleşmeden önce sahip olduğu motivasyonları gösterirken, ilham aldığı sinemacıların da etkisini taşıyor.

Down Terrace, hemen her ferdi küçük ve orta ölçekli suçlara karışan bir ailenin, içlerine giren gizli bir polis tarafından dağılmasını ve hapse düşen üyelerinin başına gelenleri anlatıyor. Bir suç komedisi olarak Down Terrace, İngiliz suç filmlerinin karakteristikleşen unsurlarını barındırmakla kalmıyor, Wheatley’nin ileride her filminde kullanacağı ve filmlerinin bir özelliği haline getireceği twistleriyle de zenginleşiyor. Filmin genelinde klostrofobik bir atmosfer benimseyen yönetmen, bozulmuş aile düzenine kara mizah yüklü bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Kara mizah kullanımının oldukça doğal bir biçimde ilerlemesi ve zorlama sahnelerin yer almaması filmin seyrini kolaylaştırırken, keyfini de arttırıyor.

Down Terrace’ın senaryosunu Wheatley ile birlikte yazan Robin Hill, aynı zamanda filmin başrolünü de üstleniyor. Senaryonun genel çerçevede sorunsuz olması ve aile yaşamını oldukça olağan yansıtması filmin akışını kolaylaştıran ve Wheatley’nin yönetimsel reflekslerini rahatça yansıtmasına olanak sağlayan bir zemin oluşturuyor. Down Terrace, bir ilk film olarak birçok misyonunu yerine getirmeyi başarıyor. Ben Wheatley’nin sinemaya attığı ilk adımın seyri böylesine kolay ve keyifli bir hikayeyle gerçekleşmesi, geniş kitlelere ulaşabilmesi açısından bir avantaj olarak gösterilebilir. Öte yandan, gelecek filmleri konusunda da merak yaratmayı başarabilmesi filmin yönetmene sağladığı en önemli artı.

Kill List (2011)

kill-list-ben-wheatley-filmloverss

Ben Wheatley’nin ilk filmlerinde Tarantino etkisi görmek ya da bu şekilde yorumlamak oldukça yaygın bir tavır. Şiddeti kullanış ve işleyiş biçimi açısından ya da estetik kaygıları bağlamında birçok ortak nokta bulunabilir. Bu ortak noktaların dışında, Wheatley’i Tarantino’dan ayıran birçok unsur da var. Hikayelerinde yer verdiği karakterlerine kattığı kişisel derinlik ve bunun etkisiyle gelişen olay örgüsü onun bu türün filmlerine kazandırdığı en önemli artı olabilir. Filmlerinde algıyla oynamayı ve izleyiciyi yönlendirmeyi seven bir yönetmen olduğunu söylemek de fazlasıyla mümkün.

Kill List, bir suikastçinin hikayesini anlatıyor. Günümüzde geçen bu hikayede, başarısız bir görevden sonra yeni görevini teslim alan suikastçi Jay’den, yaptığı hatanın telafisi için üç infaz gerçekleştirmesi isteniyor. Kolay bulduğu görevini tamamlamak için harekete geçen Jay, aslında karşı karşıya olduğu görevin düşündüğü kadar kolay olmadığını fark ediyor.

Kendisine ilk defa British Independent Film Awards’ta En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo adaylıkları kazandıran Kill List ile birlikte Wheatley’nin gerçekten ilerleme kaydetmeye başladığını ve gelecek filmlerine daha fazlasını katabileceğini söylemek mümkün olabiliyor. İlk filmi Down Terrace, her ne kadar Kill List ile benzer türe ait olup benzer bir konu anlatsa da, eksikleri olan bir ilk filmdi. Down Terrace’dan iki yıl sonra beyazperdede gösterilen Kill List ise, Down Terrace’ın eksiklerini kapatabiliyor. Wheatley’nin filmlerinde erken twist görmek, Kill List’in ardından alışıldık bir durum haline geliyor. Ama her ne kadar bu twistler beklenilen hamleler olmaya başlasa bile, sonucu her seferinde şaşırtıcı olmayı başarıyor. Bu filmle birlikte, senaryosunu eşi Amy Jump ile birlikte yazan Wheatley’nin enerjisi hikayeye ve filmin akışına yansımaya başlıyor.

Sightseers (2012)

sightseers-ben-wheatley-filmloverss

Down Terrace ve Kill List’in ardından Sightseers ile izleyicilerin karşısına geçen Ben Wheatley, yine bildiği yoldan yürümeyi tercih ediyor. Yine bir suç komedisine imza atan Wheatley, anlatısını daha geliştirmiş bir yönetmen olarak karşımıza çıkıyor. 65. Cannes Film Festivali’nde Yönetmenlerin 15 Günü seçkisinde gösterilen Sightseers, Wheatley’nin yükselişe geçmeye başladığı film olarak gösterilebilir. Kara komedi unsurlarını büyük bir ustalıkla senaryoya yediren yönetmen, filmin eğlenceli olduğu kadar kişisel bir yer edinmesini de sağlıyor. Sightseers ile daha önce karakterlerine odaklanmadığı kadar odaklanıyor. İki başrol oyuncusunun psikolojisini takip etmek istiyor ve aralarındaki ilişkinin detaylarını komediyle iç içe geçirerek aktarmayı amaçlıyor.

Sightseers, Chris ve Tina adında bir çiftin çıktığı yolculuğu konu alıyor. Bu yolculuk tatillerini geçirmek için iyi bir plan gibi görünse de, Chris’in gerçekte kim olduğunu Tina’ya göstermek istemesiyle değişik ve tuhaf bir hale geliyor. Bir katil olan Chris, Tina’yla olan bağını derinleştirmek için ona bütün ilkel güdülerini açıklamayı planlıyor. Ama bu durumda işlerin çığrından çıkması pek de zor olmuyor. Ben Wheatley’nin sinematografiye ilk defa bu kadar dikkat etmesi filme oldukça farklı bir boyut katıyor. Down Terrace ve Kill List’ten farklı olarak mekanları da en geniş haliyle kullanmayı tercih eden yönetmen, karakterlerine de ilk defa bu kadar yakından yaklaşmayı tercih ediyor. Ayrı ayrı Chris ve Tina’nın ilişkileri hakkındaki hislerini ve bu ilişkinin yarattığı psikozu aktarmakta yer yer zayıf kalsa da, izleyiciye geçirmeyi başarabiliyor. Sightseers için eğlenceli bir yolculuk filmi demek ve yönetmenin kendini geliştirdiğinin en somut kanıtı olduğunu belirtmek mümkün.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi